Direniş mesajını doğru anlamak

Kasım 2018 tarihinden bu yana katlanarak devam eden büyük direniş eylemi, 30 Nisan kararı ardından, 2 Mayıs 2019 tarihinde Reber Öcalan ile yapılan görüşme ile sürecin gidişatını belirleyecek gelişmeleri yaratmayı başardı. Kürt Halk Önderi Reber Öcalan ile avukatları bir görüşme gerçekleştirdiler. 6 Mayıs’ta, yani Türkiye devrim önderleri olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın şahadet yıldönümünde yapılan basın açıklamasıyla bu önemli görüşme halka, kamuoyuna duyuruldu.

Sayın Leyla Güven’in öncülük ettiği, ardından 7 bin zindan direnişçisinin, yine Strasbourg, Hewlêr, Maxmur, Almanya, İngiltere, Kanada’da büyütülen açlık grevi eylemi, 30 Nisan’da 15 direnişçinin ölüm orucuna başlama kararıyla faşizmin temellerini sarsmayı başardı. Kürt analarının eşi görülmemiş direnişi de, özellikle faşizm karşısında evlatlarını ve onların amaçlarını başları dimdik bir şekilde sahiplenmeleri dosta ve düşmana çok net bir mesaj verdi. Vermeye de devam ediyor: Direniş zafere götürür diyorlar.

Kürt halkına ve halkların demokratik yaşam haklarına dönük devreye konulan AKP-MHP faşist ittifakına karşı ortaya konulan bu tarihi irade, her şeyden önce toplumsal bir direniş ve birlik duruşunun, ‘aşılamaz’ denilen engelleri nasıl aşabileceğini ortaya koymaktadır. Tarihin geri dönülemez bir aşamasında olan, buna da büyük bedeller vererek ulaşan bir halkın evlatları ve onların anaları; ‘varlıkları’ kadar bilinçlerini, bilinçleri kadar yarattıkları yeni yaşam formlarını-sistemlerini hem savunma, hem de inşa etmeyi birlikte yürütüyorlar.

Bu süreçte yürütülen açlık grevi ve ölüm orucu direnişleri şunu bir kez daha herkese göstermiştir; Kürt Halk Önderi Öcalan’la 6 Mayıs’ta yapılan avukat görüşmesi sonuçlarından da anlaşıldığı gibi, Ortadoğu’nun da, Suriye’nin de, Türkiye’nin de tüm sorunlarının çözümü, Kürt halkının varlık ve yaşam haklarına nasıl yaklaşıldığına bağlıdır. Yine bir kez daha anlaşılmıştır ki, tecrit edilen Reber Öcalan şahsında demokrasidir, özgürlüklerdir, insan ve kadın haklarıdır, toplumsal değerlerdir. Tecrit kırılmadığı, faşizm yıkılmadığı müddetçe, Türkiye’de seçim de olsa, faşist darbe zihniyeti kendini hakim kılmak için her türlü kirli ve çirkin politikayı, alavere-dalavereyi devrede tutacaktır. Aynı 6 Mayıs günü Türkiye’de YSK’nin İstanbul belediye seçimlerine dönük aldığı karar, bunun ifadesidir.

Kürt Halk Önderi Öcalan ile birlikte İmralı Zindanı’nda esir tutulan Hamili Yıldırım, Veysi Aktaş, Ömer Hayri Konar imzalı açıklamada tarihe, halklara, insanlığa karşı duyulan sorumluluk çok net bir şekilde dile gelmiştir. Egemen güçlerin, ne biçimde olursa olsun, mevcut sorunları şiddetle, savaşla, kanla, ölümle çözemeyeceği dile getirilmiştir. Reber Öcalan ve 3 yoldaşının açıklamasında 2013 yılı Newroz’unda verilen mesajdaki duruşu korudukları belirtilmiştir. Yani ‘Bizim kavgamız, ezilmişliğe, geri bırakılmışlığa, baskı ve ezilmeye karşı olmuştur, bundan sonra da böyle olacaktır’ denilmiştir. Mevcut direnişlerin temeli buna dayanmaktadır. Aynı mesajda onlarca yılın bu halk için feda edildiği, büyük bedellerin ödendiği, hiçbir bedelin de boşa gitmediği, çünkü bu halkın yepyeni bir doğuş gerçekleştirdiği belirtilmektedir.

Kürtlerin, Ermenilerin, Türklerin, Arapların, Çerkeslerin, Asuri-Süryanilerin ortak ve eşit yaşam için birlikte hareket etmeleri çağrısı yapılmaktadır. İşaret edilen Ortadoğu çözümü Kürt varlığının ve haklarının anayasal kalıcı tarife kavuşması, herkesin buna saygı göstermesi, bu çerçevede her halkın demokrasi, eşitlik sistemini inşa etmesidir. Ekmek de, aş da, su da, nefes alıp verme de bunun ardından gelecektir. Tersi durumda, yani bu çözüme katılmayan herkes elindekinden de, boğazındakinden de, yanındakinden de olacaktır.

Türk devlet siyaseti bu mesajla başlayan süreci tersine çevirdi, savaş, şiddetle kendini var edeceğini sandı. Halen de sanıyor. Ancak bu inkar, red, ezme, yok etme politikası kendilerini ‘beka sorununa’ kadar getirdi. İktidara geçmek ya da iktidarda kalmak için ‘barış istiyormuş gibi yapmak, çözüm istiyormuş gibi yapmak’ bugün kendi ülke ve toplumlarının başını yiyip bitirme aşamasına getirdi. Faşizmle oturup kalkan kim varsa, ona ses çıkarmayan, destek veren, ondan medet uman kim varsa adım adım başları gidecektir. Bu faşizmin doğası gereğidir.

Reber Öcalan ile avukat görüşmesinin gerçekleşmesi ardından tüm direnişçiler ‘Tecrit devam etmektedir, biz de direnişimize devam edeceğiz’ demişlerdir. Direniş, çözümün anahtarının Öcalan ve onun ortaya koyduğu demokrasi ve barışa dayalı proje olduğunu hepimize göstermiştir.

Direniş dışarıda daha da büyüdükçe, Kürdistan, Ortadoğu halkları bunun etrafında birlik oldukça faşizm duvarları daha hızlı yıkılacaktır. Kapitalist devletlerin Ortadoğu’ya biçmek istedikleri yeni ‘deli gömlekleri’ paramparça edilecektir.

Yazarın diğer yazıları