Direniş onurunu paylaşmak

IŞİD yenildi, ezilen halklar kazandı. Rojava kadın devrimi kazandı.

Uyguladığı vahşet ve katliam ile halkların üzerinde kurduğu hegemonya önce Kobanê zaferi ile kırıldı. “Yenilmez bir güce sahip olduğu” sanılıyordu ama bunun bir yanılgı olduğu görüldü. Kobanê zaferini Kürt gerillasının öncülüğünde yürütülen direniş sayesinde diğer zaferler takip etti; Girê Spî, Rakka ve şimdi de Deyr el Zor.

YPJ savaşçılarının, Rakka kent merkezine girişi muhteşem değil miydi? IŞİD’in köleleştirdiği, katlettiği kadınlar için tüm dünyanın kadınlarına armağan edilen bir zaferdi bu.

IŞİD yenildi. IŞİD ile birlikte AKP/Saray rejimi de yenildi.

IŞİD ile birlikte AKP’nin de yenilgisi Kobanê’de başladı.

Erdoğan’ın IŞİD çetelerinin Kobanê’nin yüzde 80’ini işgal ettiği günlerde, 7 Ekim 2014 tarihinde sarf ettiği sözü hatırlayın:

“Kobani, şu sıralar düştü, düşüyor.”

Bunu ağzı kulaklarında söylüyordu. Çetelerine güveniyordu. Ama olmadı, direniş kazandı.

Bu söz, Erdoğan iktidarının DAİŞ çeteleri ile olan ittifakının somut göstergesiydi.

Söz konusu kirli ittifakın kanıtı, sadece Erdoğan’ın bu açıklaması değil elbette.

Bu işbirliğini gösteren onlarca belge, bilgi ortaya çıktı. Bu bilgi ve belgelerden sadece birini hatırlatmak istiyorum; Damat Berat’ın IŞİD çetesi ile yaptığı ticareti. Redhack’in 2016 yılının Eylül ayında o günlerde Enerji Bakanı olan Damat Berat’ın maillerinde ele geçirdiği belgelerden biri hayli ilginçti. Söz konusu mail, Damat Berat’ın IŞİD’in işgal ettiği yerlerden çaldığı petrollerin uluslararası alana taşınmasını sağlayan Powertrans şirketinin sahibi olduğunu gösteriyordu. Powertrans tankerleri, 3 yıl boyunca, yüz binlerce sefer yaparak, IŞİD’in çaldığı petrolleri taşıdı.

Gazeteciler gözaltı ve tutuklama ile baskı altına alınarak, Damat Berat’ın Powertrans şirketinin sahibi olduğunu gerçeğini kamuoyundan gizlenmek, ardından da unutturulmak istendi. Eski Enerji Bakanı, bugünün Maliye Bakanı Berat Albayrak, Powertrans’ın sahibi olduğu bilgisini hiçbir zaman reddetmedi, yalanlamadı.

Saray rejimi, Erdoğan ve damadı Berat, IŞİD’in yenilgisi ile ağır bir yenilgi aldı. Ancak hala cihatçı çeteler ile ittifak yapmaktan vazgeçmiş değiller. Çünkü, Kürt halkının “statü” ve “özgür yaşam” talebi karşısında sömürgeci politikayı devam ettiriyorlar. Kuzey ve Doğu Suriye halklarını hala işgal saldırıları ile tehdit ederken, bir yılı aşkın bir süredir işgal altında tuttukları Efrîn’de çeteleri ile tecavüzden yağmaya kadar her türlü insanlık suçunu işliyorlar. Bir başka somut örnek de, Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit ve bu tecridin son bulması için yürütülen açlık grevi karşısındaki tutumları.

DTK’nın eşbaşkanı ve HDP Hakkari milletvekili Leyla Güven’in 7 Kasım’da başlattığı açlık grevi, 100’lü günleri geride bıraktı. Hapishanelerde, Güney Kürdistan, Strasbourg, Galler, Kanada’da açlık grevi hayli ilerlemiş durumdayken, diğer Avrupa kentlerinde de eylemler sürüyor. Kürt tutsaklar, 1 Mart’tan itibaren tüm hapishanelerde süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlayacak.

Leyla Güven, Saray faşizminin karanlığını parçalamak için bedenini ortaya koydu. Direnişin en yalın halini kuşandı. Faşizm, mutlak sessizlik ister. Çünkü bilir ki, bu mutlak sessizlik, zamanla toplumu çürütür. Bu çürümenin sonucu ise çaresizlik ve umutsuzluk içinde suça katılım olur. Sessizlik, suça ortaklıktır. Bunun bir adım ötesi ise suça katılımdır. Başka bir ifadeyle iktidarın halklara karşı işlediği suçların kabulü ve savunusudur.

Leyla Güven eylemi ile halkların geleceğini, geleceğimizi kurtardı. Bizi, hepimizi, insani değerlerin katledildiği bir bataklığa düşmekten kurtardı. Bu direniş, Saray faşizmine karşı direnişin mihenk taşı olduğu kadar insanlığı da “düşmek”ten kurtarıyor.

Nasıl ki, cihatçı çetelere karşı her bir YPG/YPJ savaşçısının direnişi, verdiği can, bizlere birer “hayat” sunduysa, Leyla Güven’in direnişi de bizlere “gelecek” sunuyor.

Direnmek onurdur. Direnişinin onurunu paylaşmak insani olandır, geleceğe kalandır.

Leyla Güven ve direnişçilerin talebi, Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin son bulması. Talepleri çok açık ve net. Tüm direnişçiler, geçtiğimiz günlerde olduğu gibi, Mehmet Öcalan ya da ailesinden herhangi bir kişinin İmralı Adası’na bir kere giderek, Öcalan’a görüşmesinin tecridin kırıldığı anlamına gelmediğini düşünüyorlar. Dolayısıyla açlık grevi direnişi daha da uzun sürebilir.

Leyla Güven ve diğer direnişçiler, ölümü göze aldılar. Gelinen güne bakıldığında onların göz aldıkları bu ihtimal, çok da uzakta olmayabilir.

Bunu aklımızdan ve vicdanımızdan çıkartmamamız gerekiyor.

Taleplerin karşılanması zaferdir. Ancak direnişçilerin zaferi görmesi, kazanacağımız zaferi tarifsiz kılacaktır.

Rojava’da YPG/YPJ’sinden MLKP’sine tüm direniş güçleri, IŞİD’i yenerek, zaferin mümkün olduğunu gösterdi. Zaten, Rojava devrimi, halkların kanının döküldüğü Ortadoğu’da “başka bir yaşamın mümkün olduğu”nun somutlanmasıydı. Halkların da artık bir iradesi olduğunun ilanıydı.

Leyla Güven’in direnişi de Saray faşizminin tüm zulmüne rağmen direnişin mümkün olduğunun kanıtıdır.

Saray faşizmi, Rojava’da yenildiyse, Amed’de de, İstanbul’da da, Ankara’da da yenilebilir. İşte Leyla Güven ve tüm direnişçiler bedenleriyle direnerek bu gerçeği hatırlatıyorlar.

Bu olasılığın gerçekleşmesi için bugün direnişin onurunu paylaşmak dışında başka seçenek yok.

Yazarın diğer yazıları