Direniş ve umut

IŞİD 3 Ağustos 2014’te Êzîdîlerin yoğunluklu olarak yaşadığı Musul kenti yakınlarındaki Şengal bölgesine saldırarak insanlık değerlerinin yok edildiği tarihsel trajedilerden birinin daha yaşanmasına yol açmıştı. Kent ve civarında yaşayan on binlerce Êzîdî, kendilerini bekleyen vahşi ölüm ve onursuzlaşmayı kabul etmemek için yollara düşmüş, Sincar Dağı’na sığınan insanların bir çoğu susuzluktan ve sıcaktan hayatını kaybetmişti. Şengal saldırısında binlerce Êzîdî katledilirken, binlerce kadın ve çocuk esir alınmış, alıkonulan genç kadın ve çocuklar seks kölesi olarak kullanılmıştı. O günden bugüne beş yıldır Êzîdîler “Ağustos Fermanı” dedikleri Êzîdî katliamının kanayan yaralarını sarmaya çalışıyorlar.

Kuşkusuz tüm bu savaş çığırtkanlıkları içerisinde kadınların yaşadıkları bugün tüm dünyayı etkileyen bir trajediye dönüşmüş durumda. Bu vesileyle kadınların savaşlarda hedef alınmasının yeni bir olgu olmadığının hatırlatmasıyla, bu hedef alınma biçimini analiz etmek ve yeniden hafızalarda tazelemek önemlidir; Nihayetinde kadınların savaş sırasında yaşadıkları sorunlar tek boyutlu olmaktan uzaktır. Antik çağdan itibaren kadınlar farklı toplumlar tarafından çoğu kez savaş ganimeti olarak görülmüş, savaş sırasında tecavüz normal bir savaş eylemi olarak algılanmıştır. II. Dünya Savaşı sırasında Japonya, işgal ettiği topraklarda askerlerinin cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için “rahatlatıcı kadınlar” sistemi uygulamak suretiyle tecavüzü kurumsallaştırma yoluna gitmiştir. Yugoslavya İç Savaşı sırasında yaşananlar, kadın bedeninin nasıl bir savaş alanı haline geldiğini açık bir şekilde ortaya sermiştir. Bununla birlikte tüm bu savaşlarda kadınların her zaman stratejik bir mücadale yürütemediğide biliniyor.

Konumuz bağlamında dikkat çekilmesi gereken DAİŞ’in saldırılarından sonra kadınların tarihsel direnişleriyle her düzlemde stratejik bir mücadele vererek; ideolojik, siyasal ve askeri alanda sağladıkları başarılar ve mağdure olma rölünden çıkışlarının hikayesidir. Rojava’daki devrim sürecinin gelişmesiyle birlikte toplumsal alanlarda adeta bir seferberliğin yaşanması ve bununla eş zamanlı olarak yaşamın her alanında devrimin inşaa sürecinin öncülüğünü kadınların üstlenmiş olması buna en güzel örnektir. Sosyal, siyasal anlamda yaşanan bu öncülük iradesinin yanı sıra asıl dikkat çeken diğer bir tarihsel gelişme ise halk savunma alanlarında görülmüştür. YPG ile birlikte savunma alanlarında yerini alan kadın savaşçılar tamamen özgün olarak YPJ adı altında yapılanmış kadın taburlarını oluşturmuşlardır. Hemen belirtelim ki YPG’den bağımsız bir şekilde askeri bir yapılanma olan Kadın taburları kent savunmasında yaptığı askeri operasyonlar, DAİŞ’e karşı geliştirdiği muhteşem direniş ve cephe savaşı pratiği ile dünya kamuoyunda da gündem olmuştur. Mevcut oluşumuyla her kademesi kadın savaşçılarından oluşan kadın taburları bugün hala DAİŞ’e karşı savaşmaya devam ediyor.

Sistematik olarak süre gelen erkek şiddeti devlet şiddeti ile bütünleşerek dünyanın her bir karışında farklı biçimde de olsa kadına yönelik şiddet paydasında birleşerek sürsede, kadınlara dayatılan baskı, sömürü ve ölüm istikrarsızlığın çok yönlü geliştiği tüm coğrafyalarda istikrarlı bir şekilde devam etsede; Rojavalı kadınlar o günün öncesinde ve o günden sonra inanılmaz denileni başarma gücü ve iradesi gösterdiler. Rojava’da tarihsel olarak mağdureler olma rölünü çok yönlü direnişleri ile ters yüz eden kadınlar karşılarındaki güç ne kadar vahşi olursa olsun inanç, hak ve adalet karşısında hep haklı olduklarını tüm dünyaya göstererek yepyeni bir umut yaratmışlardır.

Sonuç olarak Rojava’da çetelere karşı kendini, toprağını savunan kadınlar efsanelerden gerçeğe açılan yolda ilerlemeye devam ederken beş yıl önce yaşanan katliamda en güzel yanıtı vermiştir. Günümüzün en vahşi ve karanlık örgütü DAİŞ’e esas darbeyi vuran bu anlamda direnen kadınlar olmuştur. Bu kadınlar tarihin akışını değiştirirken Êzîdî halkına ve tüm kadınlara zifiri karanlık içinde parlayan yıldızlar olarak umut olmuştur. Kendi hayatını başkalarının hayatı için feda etme iradesine ve erdemine sahip olan bu kadınların direnişi en karanlık zamanlarda kadınların umudu olmaya devam ediyor.

Yazarın diğer yazıları