Direnişi yükseltelim

Cins ve sınıf bilincinin bileşkesinden geçmiş bir süzgeç; işte bu tecride karşı mücadelemizin anahtarı olacak. Kadınların bulunduğu tüm mekanlar uyuyan hücrelerimizdir. Tüm bu hücrelerimizle en yakınımızdaki erkçi zihniyetle mücadele edeceğiz. Bu dayatılmış ömürlük tecrit, sonuna yaklaşmıştır.

Özsavunma temel bir haktır. Kadınların yaşamını gaspeden erkek egemen yapıyı, bedenimiz, emeğimiz ve kimliğimiz üzerinde söz söyleme hakkını kendisinde bulan erkeği; tecavüzcü eşi, sevgiliyi; kadın düşmanı yasaları teşhir edecek ve özgür bir dünyanın ufkuna kement atmak için savaşacağız.

Yazılı bir açıklama yapan Kadınların Birleşik Devrim Hareketi (KBDH) kadın ve onun binlerce yıldır yamalı yazgısı olarak yakasına yapışmış olan tecridi kavrayabilmenin, bugün nasıl vuku bulduğunu anlamak için tecridi tanımlamak gerektiğini belirtti.

KBDH’nin açıklamasını kısaltarak yayınlıyoruz:

Erkek egemen örgütlü bir şiddet biçimi ve dahası olarak pek çok kategoride kendine yer bulacak tecrit uygulaması, temelde insanın yaşamla kurduğu bağı bir bütün olarak kökleriyle yok etmeyi hedef alır. İnsanın kendini gerçekleştirdirdiği toplumu komünalite zeminine taşıyacak sinirlerin birbiriyle bağlantılarını kesmesi; yaşamın yeşilinden felsefi olarak soyutlama, bedenen yalıtma ve siyasi, iktisadi olarak aklın ve emeğin tutsaklaştırılması diyebiliriz buna. Kapitalizm bu iş için ‘profesyonel adamlarını’ yaratmıştır. Zor ve baskı aygıtlarıyla çok daha görünür hale gelen tecrit,  hapishaneler aracılığıyla sistemli bir işkence metoduna dönüşmüştür.

Kadının özgürleşmesinin bütünüyle insanlığın özgürleşmesi meselesiyle derin bir bağı vardır. Cins ve sınıf bilincinin bileşkesinden geçmiş bir süzgeç; işte bu tecrite karşı mücadelemizin anahtarı olacak. Komünalitenin kurucu dinamiği kadına, her gün rezilce bir yaşam dayatılmaktadır. Güncel ve gelecek komünal toplum ideali, kadına dayatılmış, kadını cenderesine alacak her türden tecridin reddi, ona karşı mücadeleyle, bir bütün olarak insanın özgürleşmesiyle hayat bulacaktır.

Tecridin bin bir hali

Toplumsal cinsiyet farklılıkları, toplumsal eşitsizlikler için temel teşkil etmeyi sürdürmektedir. Özel alandan kamusal alana, tanımlı tanımsız, görünen görünmeyen bir toplumsal işbölümü dayatması altında öğretilen, olagelen yahut olması gereken münasip davranışı sergilemek, toplumun temel kurumu kutsal ailenin yeniden üretimi için vazgeçilmezdir. Patriyarkanın ve kapitalist toplumun sosyal-kültürel-siyasal kodları kadınların üstüne işlenmek sureti ile camdan kafeslerle örülüyor hayat. Tecridin bin bir türlü hali, kadının hapsedildiği aile kurumunda, akademide öğrenci yurtlarında, otobüslerde, faşizmin mapushanelerinde, fabrikalarda en ağır koşullar altında sürüyor. Kadınların zirve yapmış bu tecrite karşı kimi yerde cılız, kimi yerde çığlık çığlığa ses verdiğini görmemek, duymamak bizim açımızdan özgürlükler sorununa yaklaşımda sorunlu bir çıkışa sebep olurdu herhalde.

Direnişler sırf hapishane gündemli değil

Bu anlamda güncelin zorunlu etkisiyle, belli özgürlük talepleri çerçevesinde bugün sesimize ses, soluğumuza soluk katan Leyla Güven’in, içeride ölüm orucuna yatan kadın devrimcilerin ve sayıları binleri bulan açlık grevcilerin direnişi, tecritin bugün salt mapushanelerde cisimleşmiş halinden çok daha ileri bir özgürlük istemine karşılık gelmektedir. Bu, dar anlamda bir hapishane gündemi ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrite karşı mücadele olarak ele alınamaz. Sivri ucunu İmralı tecrit sistemine karşıtlık oluştursa da, bu aslında, içeride-dışarıda tüm hücreleri parçalama ve faşizmi yıkma mücadelesidir.

Baba evinden ilk çıkış, yalnız kadın olmak, kapitalizmin kan-ter atölyelerinde sayısız mobbingle birlikte emek sömürüsü altında elleri nasır bağlamak, bir de şimdi faşizmle katmerlenen cins kıyımlarının gölgesinde siyaset yapmak… Hele de kadınsan, Kürtsen… Bu anlamda Leyla Güven’in öncülük ettiği direniş, geçmiş bugün ve gelecek ilişkisi içinde yalnızca faşizmin dört duvarına bir reddiye olmakla kalmamış; ‘ben varım, biz varız’ demiştir.

Leyla örgütlülüğe çağrıdır

Yaşamı uğruna ölecek kadar çok sevenlerin yoldaşı olma söylemiyle buluşan Leyla Güven’in direnişi ciddi bir örgütlülüğe çağrıdır. Özgürlüğe doğru sürekli, kararlı ve iradeli bir devrimciliği esas alması bakımından ciddi öğreticidir. Bu eylem, kadınlar harekete geçtiğinde neler olabileceğini bir kez daha göstermiştir.

Buradan hareketle verili tüm kadınlık rollerinden istifa etmeliyiz ki tecritten çıkıp birazcık nefes almanın tadına varalım. Tek nefeslik bir iç çekmenin faydası yoktur. Sınırlarımızı parçaladığımızda, zincirlerimizi kırdığımızda irade ve kararlılıkla kazanacağımız bir dünya var!

Direnişleri tek örgü haline getirelim

Kapitalizm cinsiyetli bir sistemdir. Kadın emeği, kriz dönemlerinde hanelerin ayakta kalma stratejisi olarak görülmektedir. Kriz sürecinde kutsal ailenin derlenip toplanmasında kıt kanaat geçinme durumunun yönetimi, çocukların ve işçi eşin bakımı, işsiz eşin hırpalanmış iktidarının onarımı için kadının bir bütün seferberliği dayatılıyor.

Tacizciler-tecavüzcüler, bu münasip kadın imgesi-aile tasavvurunu koruma maksadıyla, bizatihi yasalarla güvence altına alınıyor. Çocuk gelinler artıyor. Gün geçmiyor ki, krizin cinsiyetçi tedbirlerine ve onların sonuçlarına bir yenisi eklenmesin; devlet destekli cins kırımı derinleştirilmesin…

Tecrit-izolasyon politikalarından bahsedeceksek tam da bunları konuşmalıyız. Direnişten bahsedeceksek, her gün, her saat, her an tüm bu tecrit saldırılarına karşı oya işler gibi işlenen direnişi de görmeliyiz. Kadınlar her yerde, her alanda direnişte. Yeter ki bu direnişleri birbirine bağlayıp tek bir örgü haline getirebilelim.

Tüm uyuyan hücreler uyanmalı

Bu tecrit başka tecrit. Tüm köşe başları tutulmuş, iler-tutar yanı yok! Tüm uyuyan hücreler uyanmalı! Cins kıyımı odaklı tecride karşı bir insanlık savunuculuğuna ihtiyaç var. Faşizmin kıskacında özgür insan-özgür toplum savunusunun peşine düşmekten; bunun ardınca talepleri sıralamaktan; en önemlisi örgütlenmekten ve dişe diş, kana kan bir mücadeleyi örmekten başka çıkış gözükmüyor.

Her alanda ve yerde, doğrudan insanlığın özgürlük şafağının doğacağı komünizmin, komünalitenin kurucu dinamiği olan kadınlar, kapitalizmin ve patriyarkanın yarıklarını derinleştirerek; çelişkileri, yakıcılaşan özgürlük ihtiyacını görünür kılmak için kullanarak öz savunma direnişlerini geliştirmelidir.

Öz savunma direnişlerini geliştireceğiz

Öz savunmanın diğer önemli silahı birlik ve örgütlülüktür. Kadınların birleşik devrim hareketidir. Buna odaklanacağız. ‘Flormar değil direniş güzelleştirir’ diyen işçi kadınlarla, Kürdistan’da işgale karşı en önde savaşan, savaş mevzilerinde konumlanan gerilla kadınların sınıf, cins ve ezilen ulus olmaktan kaynaklı derinleşen çelişkilerini buluşturarak ilerleyeceğiz. Bizi tecride mahkum eden bu sistemi yıkabilmek, ancak kadınların devrimci enerjisini buluşturacak kanalları açmaktan geçiyor. Her gün hapishane önlerinde, kent meydanlarında çocuklarının direnişine ses olmak, ölümleri durdurmak isteyen beyaz tülbentli annelerimizin direnişlerini kucaklayarak ‘anne’lik rollerinden istifa edeceğiz. Özerk örgütlenmelerimiz ve cüretimizle, yaşamın her alanında ve anında özsavunma direnişlerini geliştireceğiz. Tüm bilinç ve örgütlülüğümüz, hanelerin dört duvarı arasına sıkışmış, patriyarkal kapitalist sistemin ve faşist devletinin ağır tecridi altındaki kadınlara bir ışık taşımak içindir. Özsavunma temel bir haktır. Kadınların yaşamını gaspeden erkek egemen yapıyı, tekçi egemenlik biçiminin en rafine hali olan faşist devleti; bedenimiz, emeğimiz ve kimliğimiz üzerinde söz söyleme hakkını kendisinde bulan erkeği; tecavüzcü eşi, sevgiliyi; kadın düşmanı yasaları teşhir edecek ve özgür bir dünyanın ufkuna kement atmak için savaşacağız.

Faşizmin saldırıları karşısında bulunduğumuz her alanda direnişi yükseltmeliyiz. Bu anlamıyla kadınların bulunduğu tüm mekanlar uyuyan hücrelerimizdir. Tüm bu hücrelerimizle en yakınımızdaki erkçi zihniyetle yüzleşecek ve mücadele edeceğiz. Bu dayatılmış ömürlük tecrit sonuna yaklaşmıştır. En uzak görünen hedefler için planlı ve sistemli bir organizasyonla buluşup öyle mücadele edeceğiz. Silahlarımızı çeşitlendirecek, mücadeleyi kademe kademe yükselteceğiz. En yakınımızdaki yol arkadaşlarımızdan, kadın iradesinden güç alacağız. Yalnızsak, teksek yine de susmayacak, durmayacağız; tarihte ilk taşı atandan başlayarak tüm özgürlük direnişçilerinin gücünü içimizde hissedecek ve kavgayı büyüteceğiz. Mahalle mahalle, sokak sokak, kampüs kampüs, metropol metropol, dağ bayır, mapushane mapushane, hücre hücre köşe başlarını tutmuş bu sistemin tüm ‘adamları’nı teşhir ve imha edeceğiz. Faşizmi yıkma bilinci ve iradesini geliştirerek yürüyeceğiz.

ANF/BEHDÎNAN

Yazarın diğer yazıları

    None Found