Direnişin anneleri

Ne yazık ki Türkiye’de devlet, kendisine ve yarattığı hukuksuz düzene itaat etmeyenlere karşı her daim zulm, işkence, baskı ve kanla beslenmiş; öldürmek, yok etmek konusunda doymak bilmez bir iştaha sahip olmuştur. Dolayısıyla eşitlik, hukuk, ilke ve adaletten yoksun olarak var kalmaya çalışmıştır. Türkiye devletinde yaşamanın ne olduğunun özeti belki de evlatlarının kemikleri peşine düşen analar ve yaşamak zorunda kaldıkları acılardır.

Mevcut iktidar kendisinden öncekiler gibi, zUlümle şiddetle anneleri susturabileceğini sanıyor. Arjantin’deki Plaza de Mayo annelerinden Türkiye’deki Cumartesi ve Barış Annelerine kadar dünyanın her yerinde anneler, söz konusu çocukları olunca baştan aşağı direnç ve irade kesiliyorlar. Saf ve sınırsız bir sevginin yarattığı bu gücün şimdilerde cezaevi önlerinde ki tüm zulme rağmen yine direniş giyindiğine tanık oluyoruz. Yani kadınların evlatları söz konusu olduğunda sınırsız fedakarlıkları ile nasıl öne çıktıklarına, politikleştiklerine ve bu bağlamda özgün toplumsal mücadeleler ortaya koyduklarına ve mücadelenin ön saflarında yer aldıklarına tanık oluyoruz. Yani kendilerine atfedilen suskunluğu, edilgenliği bir yana bırakarak çocukları için sokaklara çıkan kadınlar, hala korkusuzca karakolları, mahkeme kapılarını, cezaevlerini dolaşıp, eylemlerde bir araya geliyor, seslerini duyurmaya çalışıyorlar.

Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri sık sık birbirleriyle karıştırılır. Çünkü bu iki örgütlenme farklı özneler tarafından farklı ihtiyaçlar gereği kurulsa da ortak paydaları çocuklarını öldüren zulüm çarkına karşı olmalarıdır. Cumartesi Anneleri Arjantin’de Plaza del Mayo meydanında toplanan annelerden esinlenmiştir. Plaza del Mayo anneleri gibi gözaltında kaybolan ve “faili meçhul” siyasi cinayetlerle ortadan kaldırılan çocukları için 1995’ten bu yana her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemleri düzenlemektedirler. Barış Anneleri’nin misyonu ise Cumartesi Anneleri’nden farklı olarak Türkiye’de savaşı bitirmek için çalışmak olmuştur. 1996’da kurulan inisiyatif ulusal ve uluslararası arenada barış taleplerine meşruiyet kazandırmayı hedeflemiştir. En çok ses getiren eylemlerinden biri 1999’da örgütledikleri Ankara ziyareti olmuştur. 40 kadın Diyarbakır’dan Ankara’ya “Biz anayız barıştan yanayız” sloganlarıyla gitmiş, fakat Ankara’ya girişleri polis tarafından engellenmişti. Barış Anneleri Newroz’lara ve 8 Mart’lara katıldılar. Ayrıca yurtdışındaki kadın gruplarıyla bağlantılar kurdular. 2002’de Avrupa Parlamentosu tarafından davet edildiler. 2005’te Barış Anneleri’nden Müyesser Güneş’in “Barış İçin 1000 Kadın” eylemi kapsamında Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmesi ise Türkiye’de inisiyatifin görünürlüğü ve meşruiyetini arttıran bir gelişme olmuştur.

Kuşkusuz annelerin bu kamusal varoluşu kolay olmadı. Bu dönemlerde anne olmaları ya da kadın olmaları polis şiddetini engellemedi. Barışçıl eylemleri yasaklandı. Copla, plastik mermiyle, gazla gözaltına alındılar. Cezaevlerinde çocuklarının kemikleri erimesin diye yerlerde sürüklenip aşağılandılar. Tüm bunlarla birlikte çocuklarının kemiklerini bazen buldular bazen bulamadılar. Çocuklarını bazen zulmün çarkından aldılar bazen alamadılar ama hep direndiler. Anneler sadece kendi çocuklarının akibeti için mücadale etmedi kuşkusuz. Bunu yaparken belki yüzlerce, binlerce insanın kendi çocukları gibi yok edilmesini engellediler. Anneler direnişleri ile bu ülkeyi ileri götürürken, devletin kirli iktidarı yüz yıllık devlet geleneğine sırtını yaslayarak geriye taşımakta ısrar etti. Onlar kendilerine reva görülen zulme karşı direnişleriyle tarihe geçerken zulmü reva görenler zalimlikleriyle yerlerini almakta hala bir sorun görmemektedir.

Zulmün çarkı döndükçe direnişde her hafta yine aynı yerde olacak. Annelerin direncinden korkan ve saldırganlaşan bu kirli zihniyetin cevabı yine direniş olacak kuşkusuz. Ve şimdilik Brecht’in bir anımsatmayla noktalayalım: ‘Bir gün gelecek zaman bizim olacak… Fırtınayı ve kasırgayı ite ite yarıp geçeceğiz tüm suları… Gelecek bizim olacak… Tırnaklarımızla koparıp alacağız yarınlardan mutluluk payımızı…’

Yazarın diğer yazıları