Direnişin kaleleri: Zindanlar

Tarih boyunca egemenlerle onlara karşı direnişi yaşam bilenler arasında mücadelenin en yoğun yaşandığı alanlardan biri zindanlar olmuştur. Bu iki çizgi ve duruş arasında yaşanan kölelik ve özgürlük mücadelesi ile tarih şekillenmiştir. Bu mücadele sadece fiziki yoketme ya da varolma karakterini değil, en başta düşüncede, ahlakta, felsefede, kültürde, inançta verilen mücadele olarak ortaya çıkar. Zindanlar egemen sistemin bireyi ve toplumu telim alma alanı olarak ele alınırken, direnenler için de özgürlük, eşitlik, kısaca özgür yaşam sistemini inşa etmenin alanlarından biri olarak görülmüştür.

Bu açıdan insanlık, tarihin en büyük irade, düşünce, inanç ve aynı zamanda fiziksel direnişlerine bu alanlarda tanıklık etmiştir. Ortadoğu’da, Avrupa’da, Amerika’da, Afrika’da, Asya’da oluşturulan zindanlarda bu direnişler kimi zaman cadı diye yargılanan kadınlar şahsında, kimi zaman bilge ve düşünce önderleri şahsında, kimi zaman da sınıfsal, ulusal, toplumsal hakları için direnenler şahsında yaratılmıştır.

Direnen halklar tarihi içinde Kürt ve Kürdistan gerçekliğine dayatılan zindan zulmü ise elbette sadece dört duvarlar arasında değil, yaşamın zindanlaştırılması şeklinde dayatılmıştır. Kürt ve Kürdistan gerçekliğine dayatılan inkar ve imha siyasetini yürüten Türk, Fars, Arap ve kapitalist egemen devletler bu politikayı her boyutta sürdürmüş ve sürdürmektedirler.

Kürdistanlı, Türkiyeli devrimciler en ağır zulümlerin yaşandığı zindanları büyük yaşam ve direniş okulları haline getirdiler. Bu okulları sözleriyle, duruşlarıyla, düşünceleriyle, yaşamlarıyla inşa ederken, zamanı geldiğinde bedenlerini ölüme yatırarak, işkencelere karşı ‘yaşamı uğruna ölecek kadar severek’ de bu okulların öğretmenleri oldular. Amed zindanında 21 Mart 1982’de Mazlum Doğan, 18 Mayıs 1982’de Dörtler, 14 Temmuz 1982’de Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz, Ali Çiçek bu öğretmenlerden oldular. Zulme, işkencelere, teslim alma dayatmalarına karşı nasıl yaşanacağını, nasıl direnileceğini ve nasıl cevap olunacağını öğrettiler.

Bugün 19 Aralık… 18 yıl önce, yani 19 Aralık 2000 tarihinde Türkiye zindanlarında devletin ‘Hayata Dönüş’ dediği ve zindanlarda direnen devrimcilerin iradelerini kırmayı amaçlayan operasyon gerçekleştirildi. 30 devrimci tutsak katledildi. Tutsakların direnişleri de büyük yaşam duruşunun nasıl olması gerektiğini tüm topluma bir kez daha öğretti.

Bugün de Kürdistan ve Türkiye zindanlarında tarihsel direniş duruşu yükseliyor. Kürdistanlı ve Türkiyeli tutsaklar, AKP-MHP faşist rejiminin inkar-imha politikalarına karşı bedenlerini direnişe yatırdılar. DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Sayın Leyla Güven’in açlık grevi 42. gününe girdi. 16 Aralık 2018 tarihinden itibaren 30 PKK ve PAJK’lı tutsal süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladılar. Yine Avrupa’da özgürlük, demokrasi sevdalısı Kürdistanlı kadın ve erkekler 17 Aralık 2018 tarihinden itibaren Strasbourg’da süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladılar. 20 yıldır büyük bir tecrit (izolasyon) işkencesi altında tutulan Reber Öcalan etrafında kenetlenen bu direnişçiler, mücadele sürecini önemli bir aşamaya ulaştırdılar.

Erdoğan öncülüğündeki katliamcı çete devleti savaş, talan, işgal politikalarını yükseltiyor. Tüm egemen, sömürgeci güçler çıkar ilişkilerini savaş, çatışma ve kan hesapları üzerinden yapıyorlar. Bu savaş, ‘devlet sistemi ve zihniyeti ile özgür toplum sistemi ve hakikati’ arasında yaşanıyor. 3. Dünya savaşı denilen bu savaş devlet-iktidar-sömürü tarafları ile komünal demokratik toplumsal gerçeklik arasındadır. Bakmayın ABD-Rusya-TC-Irak vb devletler arasında bazen yükselen, bazen inen çelişki ve çatışmalara… Hepsinin ortaklaştığı nokta halkların, toplumsal güçlerin bastırılması, birer ‘nesne-araç’ olarak kendi aralarındaki çıkar kavgasında kullanılmasıdır. Reber Öcalan’a karşı duydukları öfke de, korku da bu nedenledir. Çünkü Reber Öcalan, halkları, kadınları, çocukları, emekçileri mülkleri olarak gören egemenlerin ve onların kuklaları olan Barzani ailesi gibi kuklaların oyunlarını bozuyor.

Direniş, özgür bilinç, öz örgütlülük bu oyunları bozuyor, bozacak.

Süresiz ve dönüşümsüz açlık grevleri eylemcilerinin en temel mesajı da bu; süresiz, ara vermeden, her an, her yerde direnmek ve yaratılan tüm özgürlük ve demokrasi değerlerini savunmak.

Zindan direnişlerinin sembolü ve kadın özgürlük mücadelemizin büyük öncüsü Sakine Cansız yoldaşın temsil ettiği yaşam duruşunu hep hatırlayalım: Yaşamı; zulme, haksızlığa, eşitsizliğe, sömürüye karşı direniş içinde ilmek ilmek örmek güzeldir. O zaman, ‘doğru hayat yanlış yaşanmaz…’

Yazarın diğer yazıları