Direnişin özgürleştiren etkisi

Azınlıkta direnen ve çoğunlukla boyun eğen insanlardan oluşan bir dünyada yaşıyoruz. Boyun eğmek; isteyerek ve açıkça egemen güce boyun eğme olabileceği gibi gücün kabulü zorlada gerçekleşebilir. Direnmek ise bu haliyle egemen gücün karşısına geçmektir. Direnen insanın başkasına yaranma gibi bir derdi yoktur. Kendini gerçekleştireceği ortam yaratılmadığında bencilce kaygıları olmaz. Başka bir deyişle akıl tutulması yaşamadığı için, olayların ardına gizlenen gerçeği görmektedir ve kendi varlığını anlamlı kılmayı her şeyin üzerinde tutmaktadır.

Direnen insan, iri bir güruhun onu onaylaması vaat edilmişken, tek başınalığı seçer; çünkü varlığını bir irin olmamaya borçludur. O sınırlı insan ömründe yaşama istekli ama yaşam için sınırsız acılar pahasına bir direniş çağrısıdır. O tapınırcasına itaat ettiren ne varsa yıkar. Direnen insan kendiyle hesaplaşan insandır. Erdemli yaşamak ve böylesi bir yaşama kışkırtmak için kendinden başlatarak direnme çağrısında bulunur. Dolayısıyla itaatkarlığın mayası ile direnişin mayası birbirlerinden radikal bir biçimde farklıdır: Direniş kendini toplumsallığa feda eden bir değersellik üretir, itaat ise çıkarların yönettiği bir değerler dünyası üretir. Direniş özgürlük üretir, burada insanın varlığı özgürlükle birdir, özdeştir ve özgürlüğün bilinci olarak belirir. Buda özgürlük ve bilinç dışında hiç birşeyin onu motive etmemesi demektir. İtaat pasivizm üretir, burada insanın varlığı sönümlenmeye yönelir ve kendini yok etmekle birleşir. Buda basit güdüler tarafından motive olmayı beraberinde getirir. Ve nihayetinde ne olduunu kendisinden baka eyler belirler.

İnsanın varoluş durumuna baktığımızda, onun hangi koşullar altında yaşadığını, bu koşullardan kaçını değiştirebileceğini de göz önünde tutmak gerekir. İnsan soyut bir tekil varlık değil, tarihsel-toplumsal koşulların belirlemesiyle de var olan bir varlıktır. Ancak böyle demek herşeyden dış koşulları sorumlu tutmak anlamına gelmez kuşkusuz. Çünkü insan, “Ne yapayım, tarihsel-toplumsal koşullar beni böyle yaptı” diyerek elini kolunu bağlayıp oturamaz. Bu bakımdan insan olarak sorumluluğumuz göz ardı edilemez. “Hepimiz sorumluyuz” sözünün içinin doldurulması bu bakımdan hayatidir. Zira bir insan, bütün insanlardan sorumludur demek, onun bütün insanları kendi beninde duyumsayarak eylemde bulunması demektir. Nerede bir haksızlık nerede bir zülüm varsa orada direniş hakkını kullanmanın bilinci demektir. Çünkü ancak bu insan ideali daha anlamlı ve yaşanılır bir dünyanın harcı olabilir.

Bu insan idealinin gerçekleştirilmesi, hiç kolay görünmese de azınlıkta direnen insanların yüzü suyu hürmetine umudumuz hala var aslında. Her şeyden önce  her insanın her durumda yapabileceği şeyler olduğunu öğrendik direnenlerden. Önemli olan ne yapabileceğimizi belirlemek ve zamanı geldiğinde eylemde bulunmaktır. Bu bilinç, eylemin bireysel tepkiden toplumsal reflekse dönüşmesi için gereklidir. Tek tek insanların tepkisinin toplumsal boyut kazanması, toplumsal bilinci gerektirir. Toplumsal bilinç ortak hareket edebilme yeteneğidir. Bu durumda tepki göstermek, tepkinin toplumsal hale gelmesi ancak örgütlü olmakla olasıdır. Çünkü kalabalıklar algılarla hareket eder. Algı çoğu zaman yanıltıcıdır. Örgütlü kitleler ise, algıdan kavramaya geçmiştir. Olayın yalnızca görünen yüzü değil, onun arka planı da göz önüne alınmakta, neden ve amaçlar kadar sonuçlarıda hesaplanmaktadır.

Kanımca Açlık Grevi Direnişçilerinin bize öğrettiği en önemli bilinç çıkarsamaları bu vurgularda gizlidir. Direniş, boyun eğme, örgütlülük, örgütsüzlük, sorumluluk, sorumsuzluk, fedakarlık ve bencillik…Kavramların anlamını yeniden sorgulamayı gerektiren bir bilinç bu üstelik. Düşünmek, hissetmek ve örgütlü bir şekilde harekete geçmek yada geçmemek bu kavramların anlamını ne kadar içselleştirdiğimizle yakından bağlantılıdır. Dolayısıyla kiinin direnmesi yada direnmemesi, kiinin kendi özünü gerçekletirmesi yada gerçekleştirmemesinde kişi belirleyici bir rol üstlenir. Her iki durumda da belirleyici olan insanın seçimleridir. Bu nedenle direniş güzelleştirir, direniş özgürleştirir, direniş varlığımızı daha anlamlı kılar. Bu nedenle Camus, net bir biçimde unu söyler: “Benim bildiim tek özgürlük, düünce ve eylem özgürlüüdür.”

Yazarın diğer yazıları