Direnişin sanatı sanatın gücü

Kanadalı fotoğrafçı Joey Lawrence’in Süleymaniye’de açtığı “Ateşten geldik” isimli fotoğraf sergisi önceki gün kitap tanıtımıyla sona erdi. Lawrence’in Rojava, Maxmûr, Şengal ve Kandil’de çektiği fotoğraflar on gün boyu şehirdeki ‘Kızıl Emniyet’ binasında sergilendi. Bugün müze olarak kullanılan ve duvarlarında hala savaşın, daha doğrusu işgal ve direnişin izlerini taşıyan Emne Sûreke, Baas rejimi zamanında işkence hane idi. Süleymaniye ve çevresinde özgürlük için direnen Kürtlerin yoğun işkenceler altında sorgulandığı, işkencenin devamı olarak küçücük hücrelere kapatıldığı ya da koğuştan çok bir kafesi andıran toplu hücrelerde hareket edemeyecek kalabalık içinde tutulduğu, sayısız direnişçinin veyahut teslim olmayan sıradan yurtseverin infaz edildiği yerdir Emne Sûreke. Adını, duvarlarının kızılımsı renginden alıyor. Süleymaniye’de Baas rejimi ile Pêşmerge arasındaki son çatışma işte burada yaşandı, 9 Mart 1991 günü.

Bir zamanların kötü şöhrete sahip işkence hanesinin delik deşik olmuş duvarlarının üstünde şimdi ise Maxmûr’un mor çiçek açmış tepesinin üzerinde tek sıra halinde yürüyen kadın gerillaların dev fotoğrafı asılı. Avluda YJÊ savaşçısı Êzidî Evrim Şengal’in keleşiyle poz verdiği ikonik portresi bizi karşılıyor. Bir zamanlar işgalcilerin Kürt direnişçileri işkence ettiği odalarda şimdi DAİŞ ve TC’ye karşı savaşan PKK gerillaları ile YPG, YPJ, YJÊ ve YBŞ savaşçılarının fotoğrafları sergileniyor. Fotoğraflar da öyle sıradan değil; her biri kompozisyonu, ışığı, renkleri ile sanat eseri, iz bırakan kareler. Her biri genç Kürt kadın ve erkeklerin özgürlük tutkusunu, mücadele bağlılığını, yaşam sadeliğini, fedakarlığını ve direnişçiliğini yansıtıyor. Gözlerinden kararlılık, onur, mutluluk, keskinlik okunabiliyor.

Aslında Rojava’da açılması planlanan ancak TC’nin işgal saldırıları nedeniyle Başûr’da düzenlenen (ve bütün geliri Heyva Sor’a bağışlanacak olan) sergisinin son gününde Joey Lawrence basına ve ziyaretçilere Kürt özgürlük mücadelesinin üzerindeki etkilerini anlattığı sırada dünyanın bir diğer ucunda, Hindistan’da, Sur direnişini konu alan “Ji bo Azadiyê” filmi dünya prömiyerini yaptı. 25. Kolkota Film Festivali’ne seçilen ve yönetmenliği Ersin Çelik tarafından yapılan uzun metrajlı film efsanevi komutan Çiyager öncülüğünde yürütülen direnişte halk öncülüğünün nasıl yükseldiğine odaklanıyor.

Gösterimden sadece günler önce, filmde Çiyager’i canlandıran HPG gerillası Rûbar Şervan Haftanin’de işgalci TC ordusuna karşı direnişte şehit düştü. Ve Joey Lawrence’in sergisinde de ziyaretçilere gülümseyen veya kararlı bakışlarla bakan savaşçıların bazıları aradan geçen süreçte şehit düştü. Üç yıl önce Botan’da şehit düşen Malatyalı Gulan gibi. Bu yılın Ağustosunda Zap’ta TC’nin hava saldırısında şehit düşen Hêlîn Helena gibi.

Onlar şehit düştüler ama simaları sadece Kürdistan’da değil, dünyanın dört bir yanında sayısız insanın hafızasında yer edinmeye devam ediyor. Bir fotoğraf karesi yoluyla. Bir film yoluyla. Yani sanat yoluyla.

Kürdistan’ın dört parçasında yükseltilen özgürlük mücadelesi sadece basın veya siyaset yoluyla konuşulup anlatılmıyor. O mücadelenin öznesi olan direnişçilerin hikayesi giderek daha fazla sanat, özellikle de görsel sanat yoluyla anlatılıyor. Ve düşleri, hayatları, mücadeleleri, hikayeleri giderek daha geniş alan ve kesimlere ulaşıyor. PKK gerillalarının portreleri artık New York’ta sergileniyor, Sur direnişi Hindistan’da uluslararası film festivalinde beyaz perdeye yansıtılıyor.

Kürdistan özgürlük mücadelesinin ulaşmış olduğu düzeyin bir de böyle bir boyutu var. Direnişin sanatı da artık sınırları aşıyor. Direniş, sanat yoluyla dünyanın dört bir yanına ulaşıp sayısız insanın aklı ve kalbine dokunuyor, temas ediyor. Muazzam değil mi?

Yazarın diğer yazıları