Direniş kalesi

Türk sömürgeciliğinin son yönetim gücü olan AKP faşizminin 4 Eylül’den itibaren Cizre üzerinde başlattığı abluka dokuz gündür sürüyor. Dokuz gündür Cizre’ye kimse giremiyor ve Cizre’de olanların hiçbiri ilçeden çıkamıyor. Cizre’ye gitmek isteyen HDP yönetimi, milletvekilleri ve bakanları bile ilçeye sokulmamış bulunuyor. Dolayısıyla bazı telefon bağlantıları ve sosyal medya görüntüleri dışında Cizre’de nelerin yaşandığına dair ciddi ve yeterli bilgiye hiç kimse sahip bulunmuyor. AKP gladyosunun Kürt direniş kenti Cizre’de vahşi bir katliam gerçekleştirmeye çalıştığı anlaşılıyor. Bu temelde geçen dokuz gün boyunca beşi çocuk olmak üzere yirmi civarında sivil Cizreli’nin katledildiği şimdilik biliniyor.

Telefon bağlantıları ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerden anlaşılıyor ki, Kürt özgürlük direnişinin kalelerinden olan Cizre’de halk ve ilan ettiği demokratik özyönetimi AKP’nin faşist saldırılarına karşı kahramanca direniyor. Dokuz gündür süren ve atanmış faşist vali tarafından ilan edilmiş bulunan sokağa çıkmama yasağına uymuyor, faşist polisleri ve kara yüzlü katliam çetelerini mahallelerine sokmuyor, faşizmin "Teslim olun" çağrılarına karşı demokratik direnişle cevap veriyor. Cizre direniyor, bütün Kürdistan direniyor. 1990’ların başındaki ulusal diriliş serihildanına öncülük eden Cizre, şimdi de demokratik özyönetim inşasına ve savunulmasına öncülük ediyor.

AKP faşizminin ve Tayyip diktatörlüğünün saldırı ve katliamlarına karşı Silopi, Nusaybin, Varto, Silvan, Lice, Hakkari ve Gever direnişleri ardından Cizre halkının da yerel demokratik özyönetimi geliştirme amacıyla gösterdiği direniş tüm Kürdistan’ı ve demokratik güçleri ayağa kaldırmış bulunuyor. Kuzey Kürdistan’ın tüm kent ve kasabalarında, Kürdistan’ın diğer parçalarında ve Avrupa’da Cizre direnişini sahiplenme ve destekleme eylemleri yapılıyor. Her yerde "Dün Kobanê Bugün Cizre" sesleri yankılanıyor. Geçen yıl "Her yer Kobanê, her yer direniş" diyenler, bu yıl da "Her yer Cizre, her yer direniş" diye haykırıyor.

Kuşkusuz Cizre gerçeği önümüzdeki günlerde tüm boyutlarıyla açığa çıkacak ve değerlendirilecektir. Cizre’de AKP’nin faşist çetelerinin yaptığı katliamların vahşeti de, direniş kalesi Cizre halkının kahramanca direnişi de açığa çıkacaktır. Zaten zorla kurulan bir telefon bağlantısında konuşan bir Cizreli de "Kela berxwedanê" sözleriyle Cizre’nin bu gerçeğini dile getirmiş bulunuyor. Herkesi Cizre halkının direnişini desteklemeye çağıran başka bir Cizreli ise, telefondaki sözlerini "Bijî Berxwedana Cizîrê" sloganıyla bitiriyor.

AKP faşizmine ve 24 Temmuz’da başlatılan Saray savaşına teslim olmayan ve dokuz günlük kahramanca direnişle tüm faşist çete ablukasını geri püskürtmeyi başaran Cizre direnişiyle, Kuzey Kürdistan halkının AKP’nin dayattığı faşist tekçi iradeye karşı demokratik özerklik mücadelesinin önemli bir eşiği aşarak yeni bir sürece girdiği görülüyor. Gever’den sonra Cizre halkının da faşist saldırıları püskürterek demokratik özyönetimi savunmayı başarması, artık Kuzey Kürdistan’da demokratik özerklik sürecine girildiğini ve bundan sonraki süreçte tüm kent ve kasabaların aynı yolu izleyeceğini açıkça ortaya koyuyor. 

Cizre direnişi Kuzey Kürdistan’daki demokratik özerklik çözümünün önünü açtığı gibi, tüm Kürdistan parçalarındaki özgürlük mücadelesine de çok büyük bir katkı yapmış bulunuyor. 2014 Eylülünde Kobanê’de DAİŞ faşizmine karşı kahramanca direnen Kürtler, 2015 Eylül’ünde de Cizre’de AKP faşizmine karşı kahramanca direniyor. 2014 Yılında Kobanê direnişiyle kendilerini insanlığa mal eden Kürtler, şimdi Gever ve Cizre direnişleriyle de yine demokratik insanlığın ruhu ve öncüsü olmaya devam ediyor.

Kuşkusuz AKP faşizminin saldırıları ve katliamları sadece Cizre ile sınırlı değildir. Söz konusu faşist saldırı ve katliamlar Kuzey Kürdistan’ın tüm kent ve kasabalarını hedeflemektedir. Dahası HDP’nin neredeyse Türkiye’de bulunan tüm il ve ilçe binaları saldırıya uğramıştır. HDP yönetiminden yapılan açıklamalara göre bu temelde saldırılan yer sayısı dört yüz civarındadır. Söz konusu bu saldırıları kendilerinin yapmadığını MHP yöneticileri ifade etmiş bulunmaktadır. Zaten başta HDP Genel Merkezi’nin yakılması olmak üzere çoğu yerdeki saldırı DAİŞ’varidir. Önce bir saldırgan "Tekbir" diye bağırmakta, ardından toplanmış ve eğitilip örgütlenmiş birkaç on kişilik kalabalık da "Allahu Ekber" diyerek saldırmaktadır. AKP-DAİŞ birliği bu biçimde bir kez daha açığa çıkmaktadır.

Söz konusu saldırı ve katliamlarla AKP’nin ciddi bir savaş suçu işlemekte olduğu açıktır. Örneğin Varto’da vurulan kadın gerilla Ekin Van’ın vuranlar tarafından çıplak hale getirilerek teşhir edilmesi bir savaş suçudur. Türk yasalarına göre bile en uzun sorgulama süresi dört gün iken, Cizre halkının dokuz gün sokağa çıkarılmaması hem TC yasalarına göre suç, hem de bir savaş suçudur. 24 Temmuz’dan bu yana geçen bir buçuk ay içerisinde en az dörtte biri çocuk olan yüz yirmiden fazla sivilin katledilmiş olması bir savaş suçudur. Türk özel hareket timlerinin bile bile sivil halkın evlerini tank ve top atışına tutması ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun talimatıyla savaş uçaklarının Zergelê Köyü’nde olduğu gibi sivil halkı bombalaması bir savaş suçudur. Kuşkusuz bu suçları işleyenler bir gün gelecek yaptıklarının hesabını vereceklerdir.

Tüm bu savaş ve insanlık suçu işlenerek yürütülen saldırılara karşı Kürdistan halkı yiğitçe direnmektedir. Özellikle Cizre direnişi Kuzey Kürdistan halkının demokratik özerklik temelindeki özgürlük direnişine çok önemli bir katkı sunmuştur. En son Cizre halkının dokuz günlük kahramanca direnişiyle görülmüştür ki, AKP devletinin faşist saldırılarına karşı her alanda direnilebilir, tüm kent ve kasabalar kendi direnişlerini başarıyla yürütebilir, AKP’nin tekçi faşist dayatmasına karşı her alanda demokratik özyönetim ilan edilebilir ve savunulabilir. Kısaca artık eşik aşılmıştır. Bundan sonrası demokratik özyönetim ilanlarının tüm kasaba ve kentlere yayılması ve bunların sivil savunma temelinde korunması olacaktır. 

O halde demokratik özyönetim ilanlarını bazı kasaba ve kentlerle sınırlı tutmamak ve her alana yaymak gerekli ve önemlidir. Yine bu yönetimler temelinde toplumu örgütlü hale getirmek, demokratik toplum örgütlülüğünü her alanda en temel görevlerden birisi olarak görmek ve söz konusu özyönetimleri işletmek, yani direniş mücadelesinin bunlar tarafından yönetilmesi ve bu yönetimlerin yaptıklarını halka ve kamuoyuna açıklaması önemlidir. Kuşkusuz örgütlenen halkın da sürekli hareketli kılınması, öz savunmanın tüm halk tarafından yapılır hale getirilerek güçlendirilmesi ve sivil savunma örgütlülüğüne önem verilmesi de gerekir. Kendilerini eylemli kılan yerel demokratik özyönetimlerin sürekli tüm Kürt toplumunu direnişe ve kendilerini desteklemeye çağırmaları da elbette gerekir ve önemlidir.

Cizre başta olmak üzere Kuzey Kürdistan’ın tüm kent ve kasabalarında geliştirilen demokratik özyönetimlerin ve bunları savunma direnişlerinin Kürt halkının özgürlüğünü getirdiği gibi, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleştirilmesini de temsil edip geliştirdiği ve bu temelde en güçlü bir demokratik Türkiye mücadelesi olduğu açık ve tartışmasız bir gerçektir. Ankara’daki mecliste atılamayan Türkiye’nin demokratikleştirilmesi adımları bugün Kürt kent ve kasabalarında yiğitçe bir direniş içinde atılmaktadır. Kürt halkı bu temelde büyük bedeller ödemekte ve ağır acılar yaşamaktadır. 

O halde Türkiye toplumunun da bu gerçeği görmesi ve dolayısıyla Kürt halkının geliştirdiği demokratik özyönetim adımını ve demokratik direnişi sahiplenmesi gerekir. Bu temelde Türkiye’nin ilçe ve mahallelerinde demokrasi mücadelesini geliştirerek Kürt halkının büyük demokratikleşme adımını desteklemesi gerekli ve önemlidir. Özellikle gençlerin, kadınların ve tüm emekçilerin böyle bir mücadeleyi hem de şimdi geliştirmeleri kendi çıkarları açısından da önem taşır. Seyirci ya da zayıf kalmak, faşizmin yarınki saldırısı karşısında yutulmayı beklemek anlamına gelir.

O halde gün, bekleme değil, tüm Türkiye’de demokratik devrimi geliştirmek üzere eyleme geçme günüdür. Demokratik ve adil bir barışı sağlamak için mutlaka bir şey yapmaya çalışma günüdür. Cizre direnişi bunun çok açık bir çağrısıdır. Kürt sorununun Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde çözülmesi için mücadele veren Kürt halkı herkesi demokratik direnişi yükseltmeye ve ortak mücadele vermeye çağırmaktadır. Bu sese sen de kulak ver! Bu sese bir ses de sen kat!

Yazarın diğer yazıları