Direniş karanlıkları yırtacaktır

Türk hükümeti güvenlik politikalarını hep önde tutmaya çalıştı. Hatırlanırsa 6-8 Ekim olaylarından sonra iç güvenlik paketi diye yasal düzenlemeleri meclise getirdiler. Tüm muhalefet partilerinin karşı çıkmasına rağmen, yangından mal kaçırır gibi, zorla, tekme tokat bu yasaları çıkardılar. Ardından yapılan seçimlerde halkı demokrasi ve özgürlükler yerine güvenlik kaygılarına boğarak iradelerini teslim almaya çalıştılar. Biz gelmezsek “beyaz Toroslar” gelecek diyecek kadar kendilerinden geçtiler. Toplumda tehdit algısı yaratmak için psikolojik operasyonlar yürüttüler.

Halbuki Türkiye’de normalleşmeye doğru bir gidişat vardı. İmralı görüşmeleri müzakere aşamasına gelmişti. Önder Apo, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırmayı sağlayacağını söylemişti. Türkiye’nin sınırları içinde demokratik temelde Kürt sorununu çözme projesini önlerine koymuştu. Sonunda Erdoğan, Dolmabahçe mutabakatını tanımam, Kürt sorunu yoktur, diyerek Kürt sorununda savaşa ve inkara geri dönüş yaptı.

Kürt inkarı ve şiddet politikalarını esas almak Türkiye’yi bugünkü duruma getirdi. Ne ekersen onu biçersin söylemi bugün Erdoğan ve AKP için pratikleşiyor. Kürt düşmanlığı onları Suriye’de DAİŞ ve El Nusra gibi karanlık çetelerle ittifaklara götürdü. Bunlar eliyle Suriye’de Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalıştı. Bunu yaparken Türkiye sınırlarını bu karanlık güçlere açtı. İstedikleri gibi Türkiye topraklarında hareket ettiler, örgütlendiler. 

DAİŞ ve El Nusra yetmeyince Kürtlerin önünü kesmek için Erdoğan ve AKP Türk ordusunu Suriye’ye soktular. Orada da işler istedikleri gibi gitmedi. Rusya’ya dayanmaya çalıştılar. Bunun da bir bedeli olacaktı. Göründüğü gibi Halep’te El Nusra’yı sattılar, yardımları kestiler. Rusya’nın dayatmalarını reddecekleri güçte değillerdi. Ayrıca Esad’ın başta kalmasını da Türk hükümetine imzalattılar. 

Kürtlere karşı bu karanlık çeteleri kullandığı gibi zamanı gelince yine Kürt karşıtlığı temelinde onları pazarlamaya ve satmaya başladılar. Böyle olunca bu çetelerin şöyle veya böyle onlara yönelmelerine, Türkiye’de bomba patlatmalarına şaşırmak hiç de yerinde bir davranış değildir. AKP ve Erdoğan Türk DAİŞ’i yaratma ve istediği gibi kullanmada kendilerine çok güveniyorlardı. Nitekim DAİŞ 5 Haziran’da Diyarbakır’da HDP mitingine bomba koydu. Suruç’ta gençleri katletti. 10 Ekim’de Ankara’da Kürtleri ve demokrasi güçlerini katletti. Dikkat edilirse DAİŞ’in eylemleri hep muhalifleri ve yabancıları hedef aldı. Burada AKP ve Erdoğan DAİŞ’i içte siyaseti dizayn etmek ve tehdit algısını topluma yedirmek için kullandı. 

Erdoğan Batı’yı tehdit ediyor. Kürtlere karşı istediğim gibi destek vermiyorsunuz diye onları ‘teröre destek vermekle’ suçluyor. Ve terör bumerang gibi dönüp sizi vuracak, diyor. Şimdi bumerang gibi dönüp Erdoğan ve AKP’yi vuruyor. Söylediği başına geliyor, gelecek. Kanlı oyunlarla, komplolarla ve toplumu güvenlik kaygısına gark ederek siyaset yapanlar güllük gülistanlık bir ortamda hüküm süremezler.

Önder Apo ısrarla AKP ve Erdoğan’ı uyardı. Kürt sorunu çözülmez ve demokrasi esas alınmazsa, darbe mekaniği devreye girecek, dedi. Nitekim o da oldu. Erdoğan darbeye karşı demokrasiyi geliştirmeyi tercih edeceğine bunu bir “Allah vergisi” olarak kabul etti. Darbe girişimini karşı darbeye çevirdi. Yüzbinlerce insanı işten attırdı. Onbinlerce insan hapislere dolduruldu. Yüzlerce basın organı, binlerce dernek kapatıldı. HDP’nin tüm yöneticileri ve eşbaşkanları dahil hapishanelere atıldı. DBP aynı akibete uğradı. Tüm belediyeleri gasp ediliyor. OHAL ilanıyla ülkeyi karanlıklara gömmeye çalışıyorlar. Bu karanlık ve ırkçı savaşçı bloka dayanarak anayasayı değiştiriyor ve otoriter bir rejim inşasına gidiyorlar. 

“Savaşta önce gerçekler ölür” denir. Buna izin verilmemelidir. Bu gerçekleri her platformda dile getirmek ve halkı aldatmalarına yol vermemek gerek. Türkiye’yi şiddet girdabına Erdoğan ve AKP bilerek, isteyerek soktular. Şimdi yavuz hırsız misali ellerine geçirdikleri basın sayesinde “üst akıl büyümemizi, yükselmemizi istemiyor. Dış güçler önümüzü kesmek istiyor” demagojilerine prim vermemek gerek. AKP şiddeti ve savaşı tercih etti. Bunun için zorla güvenlik yasaları çıkardı. Dolmabahçe mutabakatını reddetti. AKP’yi bir dış güç savaşa itmedi. Böyle olması zorunlu değildi. 

Bu kanlı ve faşist politikalara Türkiye mahkum değildir. Erdoğan ve AKP göründüğü kadar güçlü değildir. Ayakta kalmalarının tek nedeni alternatif bir muhalefetin olmayışıdır. Bunu sorumlusu da büyük oranda Kılıçdaroğlu ve CHP’dir. CHP ciddi bir muhalefet olarak ortaya çıksa, Kürt sorununu ben çözerim, Türkiye’yi AB’ye ben taşırım, Suriye’den orduyu çekerim” vb dese, halka güven verse AKP nefes bile alamaz. CHP bunu yapmak yerine AKP sıkıştığı an gidip destek veriyor, dayanak oluyor. Dolayısıyla halk AKP’ye ve savaş politikalarına mahkum ediliyor. 

Bu kadar bomba patlıyor, onlarca insan yaşamını yitiriyor. Bir tek AKP’li bakan bile istifa etmiyor. Hiç bir ahlaki ölçüleri yok ve siyasi sorumluluk almıyorlar. Bunun nedeni de CHP’dir. Çünkü inandırıcı ve gerçek bir muhalefet yapmıyor. Hükümet düşmemek için bile olsa bazı bakanları istifaya zorlardı. 

Kürdistan halkı tüm parçalarda Türk faşizmine karşı direniyor ve direnecektir. Mevcut durumda Türkiye’de AKP karşıtı tüm güçlerin umudu Kürt hareketidir. Sol ve demokrasi güçleri faşizme karşı daha da safları güçlendirerek ve yalpalamadan, savrulmadan sağlam durmalıdır. Karanlık ve baskıcı rejim direniş karşısında uzun ömürlü olamaz. Direniş safları sağlam örülürse 21 yüzyılda halklarımızın başına bela olan Erdoğan faşizmi de aşılacaktır.

Yazarın diğer yazıları

    None Found