Direnme hakkı

Aslında hiçbir şey yasadışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu” diyor George Orwell 1984 isimli kitabında. Devrimci ve karşı devrimci bir sürecin diyalektiğinin işlediği zamanımızda en yalın gerçek bu sanırım. Türkiye’de zindandaki binlerin sürekli şekil değiştiren ama bitmeyen direnişleri… Zulüm çarkları hız kazandığında en öne atılan en değerlilerimiz… Ülkelerinin kutsal topraklarında sömürgeciye karşı vatanlarını savunanlar. İhaneti bir lanet gibi ruhunda taşıyanların pervasızlığı… Sınırsız iktidar hırsının körelttiği akıllarıyla yere göğe bomba yağdırıp, tank top saldırılarına güvenenler…

İşte devrimci ve karşı devrimci sürecin diyalektiği budur. Türkiye’de adım adım kurumsallaşan faşizmin geldiği aşama; açlık grevi direnişçilerinin karşısında uğradığı yenilgi… Hiç kuşkusuz AKP için büyük önem taşıyan İstanbul seçimleri… Bu gelişmelerin uluslararası ve bölgesel somut durumla ilişkisi… İran’daki ağır ambargo ve kuşatma… Bu ambargonun Türkiye’ye karşı da uygulanabileceği ihtimali… Efrîn’den Xakurkê’ye kadar yürütülen işgal harekatı… Yani böylesi bir ortamda Türk devletinin bu saldırıları başlatması tesadüf olmadığı gibi, hem ideolojik hem de siyasal birçok anlam taşımaktadır. Hiç kuşkusuz Türkiye bölgedeki krizi kullanarak Kürtlerin yeni bir statü kazanmasına izin vermemeye çalışıyor. Nihayetinde varlık nedenini Kürt düşmanlığı üzerine kuran ve bunu yapısal bir karaktere büründüren, Kürt düşmanlığını kendine amaç edinen bir devletten bahs ediyoruz.

Dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketinin Ortadoğu savaşında izlediği siyasal strateji, eşitlikçi bir ekonomik model önermesi, cinsiyet özgürlükçü olması, kendi kendini yönetme şiarı edinmesi Kürtleri Türk devleti için hedef objesi haline getirmeye yetiyor. Diğer taraftan Batılı devletler açısından; güneyde gerçekleşen bu saldırıların engellenmemesinin Kürt hareketinin bağımsız bir siyasi özne olarak var oluşunu engelleyememeleri ile bağını görmek zor değildir. Kürt halkının özgürleşme sürecini elden geldiğince kontrollerine almak, bu yapılamıyorsa geciktirmek bu güçlerin uyguladıkları iki yüzlü siyaset en basit sonucudur.

Güneyli güçler açısından söylene bilinecek olan ise; yüzbinlerce Kürdün kanı pahasına ortaya çıkan kısmi özgürlük ortamının açık şekilde Türk devletine peşkeş çekilmesidir. Geldiğimiz aşamada ne yazık ki güneyli siyasal aktörlerin ortak özelliği Kürtlük adına hareket ettiğini söyleyip, Kürt halkının çıkarlarını satmakta tereddüt göstermemeleridir. Emperyalizmden çözüm umma, bölge devletlerine yaslanma, icazet, teslimiyet bu güçlerin ortak özelliği olmuştur. Şu bir gerçek ki; Güney Kürdistan’ı siyasi ve ekonomik olarak işgal eden Türk devleti, Xakurkê’yi kalıcı olarak işgal edebilirse, Güneyli siyasi aktörlerin sonraki gün başkanlık edecekleri bir bölge olmayacaktır.

Tüm bu saldırılara karşın Kürt Özgürlük Hareketi direniyor ve bu direniş mesajını hem dört sömürgeci devlete hem de uluslararası camiaya iletiyor. Bu bakımdan Kürdistan’ın hangi parçası olursa olsun Kürt halkının çıkarlarına zarar verecek, halkın iradesini yok sayacak her uygulama her şeyden önce bu halka ihanet olma gibi bir özellik taşıyacaktır. İşbirlikçi güçlerin Kürt halkı nezdinde daha fazla teşhir edilmesi ve Güneyli halkın örgütlendirilmesi oldukça acil bir görev olarak tüm devrimci yurtseverlerin önünde durmaktadır. Nihayetinde ihanetin aşılması Kürtler için bir yazgıya dönüştürülen hançer siyasetinin de aşılması anlamına gelecektir. Bu bakımdan bir kez daha belirtmek gerekir ki; Kürtlerin haklı olmanın verdiği güvenle tarihi direnme hakkını sürdürmesi ve tarihsel olarak iç birliğini oluşturması Ortadoğu’da bu yüzyılın kazananının Kürtler olması demektir.

Yazarın diğer yazıları