Direnmeden insan kalınmaz

Çok ağrılı demlerden geçiyoruz. Acının çemberinden, yangınların ağrısından, sancıların sağrısından sağıyoruz, bağıra bağıra, ağrıya ağrıya damıtıyoruz her dirhemini yaşamın. Salyalı, yapışkan bir zulmün pençesinden çekip alıyoruz sevdiklerimizi ömrümüzün her günü, günümüzün her anı. Nefes almak için açtığımız her pencere, buluşmak için açtığımız her kapı iktidarın salyalı kusmuğuyla tıkanıyor her gecemizin her sabahında. Ve her günümüzün her gecesinde sabahlara değin yeni pencereler açıyoruz, yeni kapılar örüyoruz, yeni tünellerden, yeni dehlizlerden geçiyoruz çıkmak için gün ışığına. Her gün yeniden başlıyoruz her şeye. Her şeye yeniden başlıyoruz her şeyimizin gasp edildiği, her şeyimizi yitirdiğimiz sabahlarda. Yalnızca iki şeyimizi çalamıyorlar, iki şeyimizi yağmalıyamıyorlar; Umudumuzu ve direnme gücümüzü. Her gece sabahlara kadar bölük pörçük kalmış, bombalarla, kurşunlarla, işkencelerle, yıkım ve talanlarla delik deşik edilmiş uykularımızın arasına sıkıştırdığımız rüyalarımızda umut ve direniş büyütüyoruz gün doğuncaya değin. 

Bu topraklarda hiç eksik olmadı zulüm ve yıkım. Bu topraklarda yaşayan insanların göğüs kafesinin arasında hiç eksik olmadı umut ve direniş. Lakin hiç bu kadar kaotik bir renge bulanmıştı tarihin hiçbir döneminde zulüm. Hiç bu kadar çarpıtılmamıştı zulmün gerçekliği. Hiç bu kadar zalimken hem de suret-i haktan görünmeyi başaramamıştı egemenlik. Hiç bu kadar deccal kisveli görünmemişti iktidar. Hep avcılar yazmıştı aslanların tarihini, doğrudur. Ama aslanlar bilirlerdi kendi tarihleri olmadığını bunun. Hiç bu kadar avcıların tarihini kendi tarihi saymamış, hiç bu kadar avcıların tarihine inanmamıştı aslanlar. Zulüm, şeker kılığında bin bir başlı ejderha. Hiç bedenine saplanan oklardan avcıyı değil kendini sorumlu tutmamıştı aslanlar bu kadar. Eğer avcıyı kızdırmazlarsa, avcının onları avlamayacağı gerçeğine hiç bu kadar inandırılmamışlardı. Avcının avlanmak için bahaneye ihtiyacı olmadığı gerçeği hiç bu kadar unutulmamıştı. 

Eğer direnmezsek, eğer direnerek egemenleri kızdırmazsak onların hışmını üzerimize çekmeyeceğiz diyesiler kimileri. Amed zindanında onca vahşete ve zulme karşın insanlık onurunu korumaya çalışanlara da aynı şeyleri söylemişlerdi bu kimseler. “Direnmeyin. Siz direndikçe bize daha çok zulmediyorlar. Siz direndikçe onları daha çok kızdırıyorsunuz, daha çok üstümüze geliyorlar. Özgür yarınlara dair umut da beslemeyin, umut besledikçe daha çok direniyorsunuz, direndikçe daha çok egemenlerin hışmını üzerimize çekiyorsunuz.” Şimdi yine aynı şeyleri söylüyorlar, güya rasyonel bir söylem tutturan güya devrimci ve yurtseverler. Fakat hiçbir zaman bugünkü kadar yüzsüz, arsız olmamışlardı iktidarların çanak yalayıcısı sözüm ona devrimci ve yurtseverleri. Bu kadar zulmün karşısında, halkına, insanına bunca reva görülen kıyım ve aşağılama karşısında zulüm sahipleri yerine, zalimlere direnmeye cesaret etmiş olanları suçlamamışlardı. “Direnmeyin, itiraz etmeyin, kendinizi savunmayın, umut beslemeyin, özgürlük düşleri kurmayın. Siz böyle yaptığınız için kızdırıyorsunuz iktidarı. Siz böyle yapmasanız bize haklarımızı verecekler, haklarımızı vermeseler bile hak kırıntıları verecekler. En azından yaşamamıza izin verecekler. Siz direndiğiniz için hak kırıntılarımız, ama en çok da (o onursuz) yaşamlarımız tehlikeye giriyor. 

Mektup yazıyorlar, direnenlere “Kürdistan yurtseverliği ve Kürdistan Halkı”  namına utanmazca, arsızca, yüzsüzce devletin zulmünden tek bir satır söz etmeden. Zulüm olduğu için direnildiği gerçeğini, direniş olduğu için zulüm olduğu yalanına ters yüz ederek.

Yazarın diğer yazıları