Direnmenin onuru bizim

Gece biziz. Onlar karanlık. Gece karanlık değil. Gece ayla, yıldızlarla. Karanlıksa koyu siyah, havasız, boğucu, yaşamsız. Sonu yok karanlığın. Siyah bir buluttur, her yeri saran. Biz geceyiz. Gece bizim.

Yıldızların ışığı yansır umutla, inançla bakan gözlerimizde. Gökyüzünden ışınlarını yayıyorlar her bir yana. Bilemedim yıldızlarımız mı çok, gökyüzümüz mü geniş. Belki de her ikisi. Belki de hem yıldızlarımız sayısız hem de gökyüzümüz engin. Her bir yıldızımızın adı var, anısı var. Ne kadar çoklar. Ne acı bir onur. Ya da onurlu bir acı.

Biz geceyiz. En derininden çıkageldik. Ellerimizde meşaleler. Biz ateşiz. Alevlerimizden yükselen çirûsklar gökteki yıldızlara dokundukça nasıl da altınsı pırıldar ışıkları. Ateşiz biz, gecenin ateşi. Karanlık değiliz biz; gece karanlık değil. Gece aydınlık, gece sıcak, gece yaşam. Çünkü kalbimiz bir ateşgâh, asla sönmeyen. Daima özgürlük için yanan, daima yaşamı simgeleyen. Ateş yanıyorsa yaşam vardır. Değilse karanlık. Biz geceyiz, yıldızlarla ışık saçan, ateşle ruhları ısıtan. Biz yaşamız.

Dağ biziz. Güneşe de aya da en yakın olanıyız. Toprağımızın tenine değer güneş her doğduğunda ve her battığında, önce beyazımsı sonra kızıl kırmızı. Sonra ay doğar, tıpkı ateş gibi büyüler, çeker, sarar bizi. Eski zamanların, ilk vakitlerin kutsalı ay. Bu topraklarda farkına varmış, büyüsüne kapılmış insanlar ayın. Onu izleyerek yaşamın sırrına ermeye çalışmışlar. Hakikati onda bulmaya çalışmışlar.

Dağ biziz. Dağlı biziz. Bir zamanlar her yer deniz imiş. En derin sulardan en yüksek dağlar çıkmış. Biz dağ halkıyız. Bir zamanlar bu dağlardan ötesi hep okyanusmuş. Biz bu dağların çocuklarıyız. Gayrısını bilmeyiz.

Biz bu dağın çiçeğiyiz, bütün rüzgarlara dayanan, baş eğmeyen. Öyle dirençliyiz ki susuz da kalsak solmayız biz. Böyle mi yaratıldık, şartlar mı bizi böyle kıldı bilemedim. Belki de dağ çiçeği olmak bunu gerektirir; dayanıklı olmak, dirençli, inatçı olmak. Bizi susuz bırakarak köklerimizin çekileceğini sandılar. Oysa susuz kaldıkça toprağın derinlerine uzanır köklerimiz, fırtınalarda savrulmamamız bundandır. Onlar bunu anlayamıyor. Topraktan koparmaya çalışıyorlar bizi. Dağda açan çiçeğin sağlamlığını bilmiyorlar.

Biz direnmenin onuruyuz. Direnmenin onuru bizim. Karanlık geceyi yutup yok etmeye çalıştığında biz yıldızların aydınlattığı yoldan şaşmadık, emin adımlarla yürüdük. Meşaleler yaktık, ışığı büyüttük. Çünkü ışık huzmesinin doğacağını biliyorduk. İnanıyorduk yani. Biz biliyorduk ki aslolan görünene değil, karanlığın yok olmadığına inandırmaya çalıştığı ışığa görünmezse de inanmaktır, onu takip etmek, onu büyütmektir.

Şimdi karşımızda yepyeni bir gün gibi doğan o ışık huzmesi. Bulutların arasından parıldıyor sonsuzluğa uzanan ışınlarıyla. Beklediğimiz ışık bu. Öyle güzel, öyle aydın ki. Bitmeyen sevgiyle. Şimdi ona doğru koşuyoruz. Her yerde ışığı büyütüyoruz. Ki bir olsun yıldızlar, ateşler ve ışık huzmesi. Koca bir ışık patlaması olsun, sarsın her yeri, bütün karanlıkları yırtana dek. Son, muhteşem olana dek. Muhteşem sona dek.

Biz direnmenin onuruyuz. Direnmenin onuru bizim.

Yazarın diğer yazıları