Dîsa ferman e gelo!..

Va çend car e, ez jî nizanim. Ferman e dîsa, ferman e li ser me, Kurdo!..

Ama, hiç teke tek ve mertçe karşıdan gelmediler. Entrikalar çevirip, efendilerinin gölgesinde, pusulara yata kalka Kürtlerin üstüne yürüdüler.

Haramiydi, bunlar. Defterlerinde mertlik diye olgu yoktu. Haramiydi, bunlar. Yer yüzünün kanlı hırsızları, katiller, talancılar oligarşisi soyundan geldiklerini söylüyorlardı. Hırsızlık ve talanla geçinen…

Talana çıkma gücüne sahip olmadıkları devranlarda, başkasına “xulam“lık, çıkarlarına bekçilik yaparak, karşılığında aldıkları ücretle geçiniyorlardı.

Eteklerine sarılıp geçindikleri en eski efendilerinden biri, Fransızlardı. Sonra İngilizlerin hizmetine girdiler. Almanları daha karlı görünce, onlara koştular.

İkinci Dünya savaşından sonra da, Batı’nın dayanışma gücü olan NATO’ya yamandılar. Batı çıkarının ileri karakollarında, bekçi durdular. Karşılığında süt tozu, peynir gibi yiyecekler, orduları için libas, genel ihtiyaçları için de para alarak geçindiler yıllar yılı.

Bu arada, hizmetlerinin karşılığına ek olarak, Kürtleri yok etmede destek aldılar.

1800’lerde İranlılar ve ta dünyanın tepesinden gelme İngilizlerin himayesinde Şeyh Ubeydullah’ın yolunu kestiler. 1925’de Şeyh Said’i pusuya çekip Rus silahları ve Avrupa’nın payandalığı ile Kürtler kırdılar.

1930’da İhsan Nuri Paşa komutasındaki Kürt ordusunu, Ruslar ve İranlıların yardımıyla Ağrı etekleri, Geliyê Zîlan tepelerinde kuşatıp havadan ve yerden bombaladılar.

Kürtler’in “gürültücü ölümcül demir kuşlar“ dedikleri savaş uçakları, ilk defa burada Ararat etekleri, Zilan yaylalarında göründüler. Korkunçtular. Havayı yarıp geçerken, yerde patlayan bombalar, hewar ki taşları, toprak keseklerini, toz bulutunu havaya savuruyor, insan bedenleri parça-tike toprağa yağıyordu.

Türk Generali Salih Omurtak, yarattığı ölüler denizine bakıp keyiflenerek ve içten kaynayarak çopur yüzüne yayılan bir gülümsemeyle, utancın evrensel tarihine geçen sözlerini, Türk gücünü gösteren övünme olarak söylüyordu:

“Zilan deresi, lebaleb ölülerle doldu!..“

Bu utanç, yıllar sonra Recep Tayyip diye bir Pontuslu’nun ağzından tekrarlanıyordu. O Türklerin Cumhurbaşkanı ve derlenip toparlanmış IŞİD artığı kiralık katiller, hırsızlar, ölü soyucular, talancı ve tecavüzcülerden kurulu haydutlar ordusunun da başkomutanıydı. Her sabah, bir gece önce NATO silahları ve Amerikan istihbaratıyla katledilmiş Kürt bebekler ve ihtiyarlara ilişkin rakamları, Türkün erdemi olarak Türklere sunuyordu.

Haramileri son 40 yıldır, NATO silahları, Amerika ve Avrupa’nın yardımlarıyla “terörcü“ diye diye Kürtleri kırıyorlar. Batı’nın silahları ile 4 bin köy ve 10 şehri “pum“ kuşlarına yuva oldu.

Onlar yine temiz, Kürtler ise terörcüdür…

Haramiler, onların himayesinde, terör diye diye Güney Kürdistan’ı tepe tepe işgal edip üsler kondurdular. Sonra, Rojava’ya dadandılar. Kürtlerin tepesinde, bir Ruslar eksikti.

Rojava’da, onlar da “Kürt kanından kına” şenliğine katıldılar.

Oysa Suriye Kürtleri, 2012 yılında, Recep Tayyip’in “kuvva-i milliye“ dediği İslamo Faşist çetelerin istilasına uğradığında, yer yüzünün kimliksiz esirleriydi. Pek çoğu var olduğunu gösterecek nüfus kaydına bile sahip değildi. Ama yurtları, yuvaları, ailelerini, en başta da onurlarını korumak için savunmaya geçtiler. Katilleri yenip ülkelerinden kovdular.

Recep Tayyip’e dokunan buydu. Çünkü katiller onun beslemesi ve ona vekaleten istilaya geçmişlerdi. Ama, Kürtlerin müttefiği olan Amerika, Kürtlerin canları pahasına düşmanlarından geri aldıkları vatanlarını Recep Tayyip’e armağan ediyordu. Rusya’ya da Türkleri koruyucu, kollayıcısı görevi veriyordu.

Recep Tayyip’in çetelerini dün Serêkaniyê’de seyrettik. Dükkanları, evleri talan ediyorlardı. Dünyanın vicdanlar ise isyan halindeydi. Kürt katillerine yardım ve yataklık kınanıyor, kahrediliyordu.

Her şey, kör olası kısa günün kazancı içindi…

Türklerin kullandığı kimyasal bombaların kurbanı yanık çocukların fotoğrafları medyada sıram sıramdı. Onların yanında, barış adına talana çıkmış çetelerin fotoğrafları…

Kucakları ganimetle doluydu, hırsızların.

Avrupa, TC üzerinden bomba patlatmaya gelecek katillerin korkusundan helaktı. O katil adayları, şimdi Recep Tayyip’in ordusunda üniformalıydı.

Kürt fermanı yazanlar, Batıya düşman katillerin zincirlerini de gevşetmiş yalama etmişlerdi. Ne yapacaksınız ki, her şey, kısa günün kazancına feda ediliyordu. Haklar, hukuk, insan hayatı ve Kürt halkının geleceği de…

Yazarın diğer yazıları