Diyap Ağa’dan AKP Kürtlerine

CHP Başkanı Kılıçdaroğlu, kişiliğini kendine referans yapmaya kalkışmasa, partinin, “bir Kürt, bir Türkle eşit olamaz” ırkçı kliği sözcülerinden Onur Öymen de, yüceltmese, konuyu tazelemeyecektim:

Ona Diyap Ağa diyorlardı. Seid Rıza’nın eşi Besê’nin babasıydı. Atatürk onu, TC kuruluşunun Lozan’da tartışmaya açıldığı süreçte, Dersim Milletvekilliğine atamıştı. Türklerin temsilcisi İnönü, “onaylayacağınız devlet, Türkler ve Kürtlerin ortaklığı olacaktır” sözlerini tekrarlıyordu, bu sırada. Ankara da, söyleme destek vermek için, “kardeş Kürt”lerden heyetler gönderiyor, telgraflar çektiriyor, beri yanda Atatürk, Kürdistan’ın özerkliği manifestosunu yayımlıyor, başka görsel bir hamleyle Dersim Milletvekili Diyap Ağa’yı geleneksel Kürt kıyafeti içinde, üstü açık makam arabasına alıp, “Türk-Kürt kardeşliğinin” numunesi olarak Ankara sokaklarında dolaştırıyordu.
İkilisinin yan yana çekilen fotğrafları, ertesi günkü gazetelerin birinci sayfalarını dolduruyor, manzara Lozan’daki görüşme masasına seriliyordu.
Diyap Ağa, bugün AKP tarafından “tutulmuş”, maaşa, makama, gelire bağlanmış kimi Kürtler gibi her konuda görüşlerine baş vurulan Kürt büyüğü idi. Eski sözleri arşivlerden çıkarılıp, güncele örnek söz olarak yayımlanıyor, Şeyh Said’e sövdürüyorlardı.
Fakat, onun da bir kullanım süresi, miyadı vardı. Lozan’dan TC kotarılmış, harita onaylanmış, Diyap Ağa ihtiyaç dışı kalmıştı.
CHP parlamento grubu başkan vekili Emine Ülker Tarhan, “Balkanlardan, Kafkasyadan gelip, biz yurdumuzdan kovuyorlar” diyen BDP milletvekili Sırrı Sakık’a cevap verirken, “Atatürk milliyetçiliğinin kafa tasçı değildi” demiş, Sakık’ın ırkçılık yapmakla suçlamış, ama Lozan sonrası, ırkçılık dönemiydi. Kürtler, artık yoktu. Sokakta Kürtçe ses, seda yasak, her yer de soylu Türkün tesbiti için, kafa tası ölçümleri yapılıyordu.
Atatürk’ün manevi evlatlarından Afet İnan, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’ın, en halis, temiz, saf ve soylu Türk kafa tasının tesbiti için Atatürk’ü örnek alıp, kafa tasını bizzat ölçtüğünü yazıyordu. İnan, başkanlık ettiği bir grubun, yalnız 1934 yılında, 64 bin tane kafa çapı, yarı çapı, kulak, burun yapısı ölçümü yaptığını açıklıyordu.
Diyap Ağa’nın kafa tası şeklini, kayıtlara geçirme ihtiyacı da hissedilmiyordu.
1937’de Dersim’e vur emri verilip, damadı Seid Rıza idam, kızı Besê ve torunları katledildiğinde, Diyap Ağa yoktu. Hayatında, huzur içinde ruhunu teslim etmişti.
Askerler, Hozat’daki köyünü ziyaret ettiklerinde, evlatları, torunları, torunlarının çocuklarıyla, 35 kişilik ailesini katlediyor, sadece Perihan adındaki bir torunu kurtuluyordu.
Perihan hanım yaşıyor. Telefonda, nasıl kurtulduğunu sordum. Anlattı:
“Askerler köyümüzü bastığında, çocuklarla derede oynuyorduk. İnsan feryatlarını duyduk, katliamı gördük. Ama korkudan ortaya çıkamadık. Sonra, bir kadın, beni dağlarda sakladı.”
Perihan hanımın anlattığına göre, Diyap Ağa’nın ailesinden 35 kişi, katledildi.
“Dedeniz Atatürk’e yakındı. Ailenizi neden esirgemedi?” diye sordum.
“Aslında” dedi, Perihan hanım. “Atatürk, aileni al Dersim’den çık diyor, ama dedem, bu kadarına ihtimal vermediği için, sözünü tutmuyor.”
Perihan hanım, sürgünde büyüyor, daha sonra köyüne dönüyor, Cumhuriyetin 75. yılında da dedesinin hizmetlerinden ötürü, ona bir plaket veriyorlardı.  
Öte yandan, kullanılan Kürtlere Diyap Ağa muamelesi hep vardı. Bazıları ödüllendirildi. Hizmetlerinden memnun olmadıklarını, Cizre eski Belediye Başkanı Kamil Atak ve Sedat Bucak benzerlerini de cezalara çarptılar.   
Mesela, Şeyh Said başkaldırısında, Kürtleri arkadan vuranlardan bazılarının torunları, bugün AKP’nin “kardeş Kürtleri”dir. Galip Ensarioğlu bunları iyi tanıyor.
Hiç bir zaman Kürt olmadılar. Ama, rejimin Kürtleri oldular. AKP Kürtleri Hüseyin Çelik, Galip Ensarioğlu, Mehmet Metiner ve ötekiler gibi hep düzenin partilerinde hizmette durdular.
Kimileri ücreti mukabilinde istihbari hizmet, kimileri propaganda sundu, nihayetinde yaptıkları koruculuktu, ama en alttakiler, resmi korucu taburlarında personeldi.  
Hüseyin Çelik, kendi döneminin muktediriyle aynı fotoğraf karesinde. Diyap Ağa Şeyh Said’e “eşkıya” Çelik de, Şeyh’in onun düşünce torunlarına “terörist” diyordu.
Kürtçe eğitim yasak, Kürt çocukları okullarda “ne mutlu Türküm diyene” diye bağırtılıyor, köylerin, dağ ve tepelerin adı çalıntı fakat, Hüseyin Çelik gözlerimizin içine baka baka “Kürtlerin asimilasyonuna son verdik” yalanını söylüyordu.
Diyap Ağa, böyle yalanları sıralamayacak kadar onurluydu, en azından.
Diyap Ağaların şekli sıfatı farklı, ama ırkçılık yerli yerindeydi. Günün Başbakanı ülkeyi terk ile teslim olanlara lütufkar davranacaklarını canlarını bağışlayacaklarını vaaddediyordu.
“Hiç kimseyle anlaşma masasına oturmuyoruz” diyordu, Başbakan. Bununla çözüm olan uzlaşmayı reddediyor, çözümsüzlük olan teslimiyeti, çözüm olarak sunuyordu.

Yazarın diğer yazıları