5.9 C
Berlin
Cuma, Ocak 17, 2020
Ana Sayfa Dizi Sayfa 226

Dizi

Almanya’da mültecilik: 4.5 metrekarede hayat

Almanya’da geçici oturumla yaşayan yaklaşık 90 bin kişinin hiçbir güvencesi yok. İltica kamplarının genelde şehir dışında olmasının ise ayrımcılığı körüklediği tespiti yapılıyor. Arbeistkreis Asyl’ın hazırladığı rapora göre; Mültecilerin kişi başı ortalama 4.5 metrekarede ve her bir oda içinde 8 kişi yaşamak zorunda bırakılıyor.

Mülteci mi ekonomik göçmen mi?

II.Dünya Savaşı ve savaşı takip eden dönem, yakın tarihteki en büyük insan göçlerinden (yaklaşık 40 milyon insan) birine sahne oldu. Bu dönemde ortaya çıkan göç, göçmenlik ve mültecilik tanımlarının, hiçbiri değiştirilmeden günümüze taşınması, ABD-AB başta olmak üzere devletlerin göç gerçekliğini kabul etmemeleri anlamına gelmektedir. Bu da sorunun kaynağını teşkil etmektedir.

1951’den 2013’e göç ve mültecilik

Mülteci sorunu küreselleşme ile yeni bir boyut kazanmış, bu süreçte o da küreselleşmiştir. Günümüzde mülteciliğin, zorunlu göçün belirgin özelliği sadece gittikçe daha küresel bir hal alması da değildir. Göçler bir tercih değil, insanların yerinden edilmeleri sonucu ‘zorunluluk’ olarak ortaya çıkmaktadır.

Ekoloji ve ekonominin bağlılığı

Kapitalist endüstriyalizm, ekonomi adı altında çılgınca ekolojiye saldırmakta, onu kendi çıkarı için kullanmaktadır. Oysa ekoloji ve ekonomi tıpkı et ve tırnak gibi birbirine bağlıdır. Her ikisi de canlılık içeren evrensel karakter sahibi, toplumun temel taşıdır. Fakat onları parçalayan zihniyet aynı zamanda gerçek özünü çarpıtarak anlamsızlaştırmış ve birbirinden uzaklaştırmıştır.

Toplum-ekonomi ilişkisi yeniden kurulmalıdır

Milyonlarca yıllık doğal toplum sürecinin zirvesi sayılan tarım-köy kültürü, bu gerçeklik temelinde toplumun ahlaki-politik varlığının sistem olarak yaşandığı kültürdür. Bir anlamda insan toplumu, varlığını tarım-köy kültürüne borçludur. İnsanlık ne kazanmışsa büyük oranda tarım köy kültürüyle kazanmıştır veya kazanımları bu kültürle kalıcılaşmıştır.

Ekonomiye bakış ve görevlerimiz

Kapitalist modernite, üç temel ayaktan oluşmaktadır: ulus-devlet, kapitalistik sermaye ve endüstriyalizm. Bu üçayak, ekonomi ve temel zemini olan doğanın canına okumaktadır. Kapitalizm ve endüstriyalizm, ekonomik faaliyetler adı altında çılgınca, düşmanca doğaya saldıran ve onu yiyip bitiren bir canavara dönüşmüş durumdadır.

Sanatçı iktidara bağımlı olmaz

Sanatçılar, kültür-sanat insanları öncelikle kapitalist sistemin kıyametinden çıkışı, kopuşu ve kaçışı gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Bu da ancak ideolojik, felsefik, etik ve estetik derinlik kazanarak gelişebilir. Bunun için demokratik siyaset, dil, kültür, tarih, sanat ve edebiyat akademileri ile bunun kadrolarının yaratılması öncelikli görevdir.

‘Tarafsızlık’ teslim olmaktır!

Sanat, toplumsal anlamı ve derin duyguların bilincini içinde taşır. Bunun içindir ki bir toplumda, sanat yapma amacını taşıyan insanların çoğalması, yaşamı sevenlerin çoğalması demektir. Demokratik mücadelelerin büyüdüğü ve serpildiği zamanlarda artan yaşam sevinci, sanat çalışmalarını da her zaman olumlu olarak etkilemiştir.