Doğu Akdeniz: Yeni bir paylaşım alanı

Gözler ABD’nin Venezuela ve İran ile yaşadığı gerilimlere çevriliyken, bu kez Doğu Akdeniz’de “kriz” sinyalleri gelmeye başladı. Tahmin edileceği gibi krizin bir tarafı Türkiye ve KKTC, diğer yandan Kıbrıs Cumhuriyeti AB ve ABD. Bu krizin içinde başka aktörlerde var. İsrail, Mısır, Lübnan, Filistin. Yunanistan ve AB’yi de bu listeye eklemek gerek. Bu arada, Suriye ve Rusya bu denklemin önemli aktörleri olarak bu gelişmelerin içinde yer alıyorlar.

Bu gerilimin kaynağını Doğu Akdeniz’de keşfedilen hidrokarbon (doğal gaz) yatakları. 2002 yılından itibaren Doğu Akdeniz ülkeleri ile “münhasır ekonomik bölge” anlaşmaları yapan Kıbrıs Cumhuriyeti daha sonra bu alanlarda doğal gaz kaynaklarının bulunması için bilimsel araştırma ve sondaj faaliyetleri için uluslararası büyük şirketlere izin vermişti. Bu faaliyetler sonrası bölgede “zengin” doğal gaz yataklarının bulunduğu açıklanmıştı. Sonrasında, Kıbrıs Cumhuriyeti kendisine ait olduğunu iddia ettiği münhasır ekonomik bölgesinde oluşturduğu “parsellerde” doğal gaz üretimi için ihaleler açmış ve bölgede sondaj çalışmalarını başlatmıştı.

Bu gelişmeleri yakından takip eden Türkiye, baştan beri “itirazlarını” ileri sürerek sürece dahil olmak için yoğun çaba içinde olmuştur. Bu konuda Türkiye’nin itirazları iki temel olguya dayanmaktadır:

1- Türkiye’nin Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge olarak ilan ettiği alanların, Kıbrıs münhasır ekonomik bölgesi ile çakışan alanları,

2- KKTC üzerinden ve Kıbrıslı Türklerin, adanın güneyinde bulunan münhasır ekonomik bölgesindeki hakları.

Bir türlü çözüm bulunamayan Kıbrıs sorunu, Doğu Akdeniz’de bulunan doğal gaz yataklarının “paylaşımı” nedeni ile yeni bir boyut kazanacağa benziyor. Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan’ın AB üyeliği nedeni ile AB bu tartışmanın odak noktasına oturmuş durumda. Adada, BM Barış Görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Kıbrıs Cumhuriyeti, ekonomisi için büyük önemi olan doğal gaz yataklarının işletilmesi için gerekli uluslararası desteği arkasına almış durumda. ABD’nin Nobel ve Exxon Mobil, Fransa’nın Total, İtalya’nın ENI gibi dev uluslararası şirketler bölgede doğal gaz üretimi için yoğun faaliyet yürütüyorlar. ABD, İngiltere ve Fransa bölgede önemli sayıda asker ve deniz gücü bulundurdukları bilinen bir gerçek. Yine Rusya Federasyonunun da bölgede (Suriye’de) önemli bir askeri güç ve deniz gücü bulundurduğu biliniyor.

Yıllar içinde devam eden ve nihayetinde son gelişmelerle “krize” dönüşme potansiyeli taşıyan Doğu Akdeniz’deki durum, Türkiye ve uluslararası alanda tanınmayan KKTC’nin “devreye girme” ve “paylaşıma dahil olma” çabaları, muhataplarınca dikkate alınmaması, yeni gelişmelere yol açabilir. Türkiye, neredeyse bu krizin taraflarını oluşturan ülkelerin tamamı ile sorunlu ilişkiler ve krizler yaşıyor. Çözümsüz kalan Kıbrıs sorunu ve Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgeler için ileri sürdüğü tezleri destek bulmayan Türkiye, “kendi göbeğini kesme” stratejisi ile “paylaşıma” iki arama gemisi ile dahil oldu. Fatih ve Yavuz isimli sondaj gemilerini bölgeye savaş gemileri eşliğinde gönderen Türkiye, kendisi ve KKTC’nin “çıkarları” konusunda “kararlılık” mesajları vermeye devam ediyor.

Doğu Akdeniz’deki karbonhidrat yataklarının işletilmesinde “denklem” dışında tutulmayı reddeden Türkiye, Yavuz ve Fatih isimli iki sondaj gemisi ile hem kendi münhasır ekonomik belgesinde ve hem de KKTC’den alınan “ruhsatlarla” adanın güneyindeki alanlarda da arama ve sondaj faaliyetlerini sürdüreceklerini açıkladılar. Bu açıklamalara Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan’ın tepkiler gecikmedi. AB ve ABD’de sert açıklamalarla “Kıbrıs Cumhuriyetinin arkasında duracaklarının” mesajlarını verdiler. Nitekim AB Konseyi başkanı Tusk, “Avrupa Birliği Kıbrıs’ın arkasındadır. Türkiye’yi AB üyesi ülkelerin egemenliğine saygılı olmaya çağırıyoruz. Avrupa Konseyi gelişmeleri yakından izlemeye devam edecektir” açıklaması ile AB’nin tutumunu ortaya koydu.

AB ülkeleri bu yeni doğal gaz alanları ile enerji ihtiyacını çeşitlendirmek ve Rusya’ya olan doğal gaz “bağımlılığını” azaltmak istiyor.

Türkiye Kıbrıslı Türkler için bu alanlardan sağlanacak gelirden “pay” talep ediyor. Kıbrıs Cumhuriyeti ise doğal gaz üretiminden gelecek olan kaynakların aktarılacağı bir “fon” kurarak, Kıbrıslı Türklerin “haklarını” koruduğunu; gelecekte, Kıbrıs sorununa bulunacak olası bir çözümde zorluk yaşamamak için “önlemini” şimdiden almış durumda.

Kıbrıs ve Atina’dan gelen “mesajlara” bakılırsa, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sahalarda “sondaj” yapmaya başlaması, “sıcak bir çatışmaya davetiye” çıkarabilir.

Yazarın diğer yazıları