Doğu Akdeniz’de krizin ayak sesleri

Doğu Akdeniz’de doğal gaz yataklarının bulunması ile bu bölgede “paylaşım” için yeni dengeler ve kapışmalar da başlamış oldu. Bölge ülkeleri, “Münhasır Ekonomik Bölgelerin”,(MEB) paylaşımı ve doğal gaz yataklarının işletilmesi için bir araya geldiler. Türkiye bu kıyıdaş ülkelerin arasına giremedi. Türkiye, daha sonra Akdeniz’deki MEB ve KKTC’nin haklarının ihlal ettiği gerekçesi ile konuyu BM’ye taşıdı. BM’nin yürüttüğü Kıbrıs müzakereleri başarısızlıkla sonuçlanınca, bu kez Kıbrıs Cumhuriyeti ve diğer kıyıdaş ülkeler, MEB anlaşmaları yaparak, bu bölgelerde arama ve üretim için lisans vermeye başladı. Kriz bu aşamada başladı. Uluslararası şirketler Doğu Akdeniz’de savaş gemilerinin refakatinde faaliyete başladılar.

Türkiye’nin iki temel itirazı var: 1- Kıbrıs’ın ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge ve Türkiye’nin BM’ye sunduğu MEB haritalarının çakıştığı parseller, 2- Dünyada sadece Türkiye’nin tanıdığı KKTC’nin Doğu Akdeniz deki MEB’de hak iddiası. Türkiye’nin biri adanın doğusuna diğeri adanın batısındaki bölgeler olmak üzere iki arama gemisinin sondaj çalınmalarını başlatması üzerine gerilim tırmanışa geçti. Türkiye’nin ilan ettiği MEB ve Kıbrıs Cumhuriyetinin uluslar arası şirketlere ruhsat verdiği kesişen alanlar ve bu alanlarda KKTC’nin verdiği ruhsatlar ve TPAO’nun arama faaliyetlerinin başlaması; Moskova, Brüksel ve Washington ve bölgedeki kıyıdaş ülkelerinde katılımı ile “Doğu Akdeniz Krizi” kaygı verici bir aşamaya ulaştı.

Doğu Akdeniz’de giderek yükselen tansiyon, Rusya Federasyonun da dahil olması ile başka bir boyut kazandı. Daha önce Doğu Akdeniz’deki gerilim konusunda tutum beyan etmeyen Rusya, bu kez “BM Güvenlik Konseyinin daimi ülkesi” vurgusu ile, yaptığı açıklama ile pozisyonunu ortaya koymuş oldu. Ve böylece Doğu Akdeniz krizine dahil oldu.

Suriye meselesinde, Astana süreci ve İdlib’de Türkiye ile işbirliği yapan Rusya, Doğu Akdeniz geriliminde safını böylece açık etmiş oldu. Moskova’dan yapılan açıklama son derece net: “Kıbrıs’ın egemenliğine saygı duyulması gerektiği” ve “Kıbrıs’ın egemenliğinin ihlâl edilmemesi” çağrısı yeterince açık. Türkiye’nin Rusya ile doğal gaz boru hattı (Türk Akım), Mersin’de yapımı devam eden nükleer santral gibi devasa stratejik yatırımlar ve özellikle S-400 alımı gibi konular batı ile arasını iyice açmışken, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda Rusya’nın tarafını böylece seçmiş olması Ankara’da hayal kırıklığı yaratmış olmalı. Moskova, Ankara’ya açıkça “ölçülü davranma ve siyasi akılla hareket edilmesini” telkin ederken, “diyalog ve karşılıklı çıkarlar dikkate alınarak çaba gösterilmesi” çağrısı yapması, Moskova’nın Doğu Akdeniz’de denkleme dahil olduğunu gösteriyor.  Moskova’nın bu açıklaması Ankara’dan sessizce izlenirken AB ve ABD den gelen açıklamalar, gerilimin daha da artacağı yönünde. Üstelik “yaptırım” mesajları eşliğinde…

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini yaptığı açıklama yeterince açık: “Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeydoğusunda illegal şekilde yeni bir sondaj çalışması yapma niyetini ilan etmesi, büyük bir endişe kaynağıdır. Türkiye bu tarz adımlardan kaçınmalı, iyi komşuluk ruhuyla hareket etmeli ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliği ve egemenlik haklarına, uluslararası kanun çerçevesinde saygı göstermelidir.” Mogherini’in, Avrupa Konseyinin “uygun önlemler” almayı düşündüğünü belirtirken, Kıbrıs’la “dayanışma içinde hareket edeceklerini” söylemesi, Türkiye-AB ilişkilerini “kopma noktasına” getireceği bir krize dönüşebilir.

AB açıkça Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerini “illegal faaliyetler” olarak nitelerken, “hedefe odaklı ve uygun yaptırımlar” uygulayacaklarını yönünde sert mesajlar vermekten çekinmiyor.

Doğu Akdeniz’deki gerilime ilişkin bir açıklamada Washington’dan geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Morgan Ortagus, Washington’un tavrını, Türkiye’nin bölgede iki gemiyle sondaj çalışması başlatmasını “provokatif” ve bölgedeki gerilimi artıran bir adım” olarak görüldüğünü açıklaması, gerilimin boyutlarının anlaşılması açısından önemli. ABD açıkça Türkiye’nin “bu operasyonları durdurma” çağrısında bulunuyor ve bölgedeki bütün taraflara “gerilimi artıracak adımlardan kaçınmalarını” telkin ediyor. ABD, “Kıbrıs’taki petrol ve doğal gaz kaynaklarının iki toplum tarafından eşit bir şekilde paylaşılması gerektiğini” söylerken krizin taraflarının “müttefik” olmaları nedeniyle, taraflar arasında bir “denge” gözettiğini de ortaya koymuş oluyor.Gözler ABD-İran geriliminin sürdüğü İran Körfezindeyken, Doğu Akdeniz’de çok taraflı bir krizin ayak sesleri giderek yükseliyor. Bu ayak sesleri, Ortadoğu’da suların kolay durulmayacağının da göstergesi.

Yazarın diğer yazıları