Doğu’da durum ciddi

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde AfD’nin Doğu Almanya’da birinci parti olması vesilesiyle hazırladığımız dosyanın üçüncü ve son bölümünde konunun Alman medyasındaki görünürlüğüne örnek teşkil eden çevirilere yer veriyoruz.

Doğu Almanya ve radikal sağ  –  3

Osman OĞUZ – [email protected]

Christian Bangel / Die Zeit*

Seçim akşamı haberleri Görlitz veya Cottbus gibi kentlerden takip edenler, kendilerini yabancı bir ülkede gibi hissettiler. Moderatörler Yeşillerin zaferinden bahsediyordu; keza iklim gündemi, diğer her şeyin önüne geçmişti. AfD ise düşüşteydi. Hatta Twitter’da kendini sıradışı hisseden biri soruyordu: FDP’yle ilgili konuşan birileri var mı? Avrupa Parlamentosuyla ilgili anlatılan hiçbir şeyin Doğu’yla alakası yoktu.

Akşamın korkunç haberi, ancak birkaç saat sonrasında, yalnızca bazı medya organlarında görünmeye başladı: AfD, Doğu’yu yeniden kazanmıştı, hem de Federal Parlamento seçimlerine göre daha açık bir biçimde. Tüm Doğu Alman eyaletlerinde parti, federal trendinin aksine, en az ikinci oldu; Mecklenburg-Vorpommern haricinde tüm doğu eyaletlerinde en az yüzde 20 oy aldı. Sonbaharda eyalet parlamentosunu seçecek üç eyaletten ikisi olan Saksonya ve Brandenburg’da AfD, en güçlü partiydi.

Bayern ve Baden-Württemberg’in AfD’den uzaklaşması nedeniyle şimdi haritaya bakanlar, hemen eski Federal Almanya’yı ve DDR’i ayırt edebilir. Pazar günü yalnızca Doğu’da seçim olsaydı, AfD yaklaşık yüzde 9’da kalacak, Yeşiller ise yüzde 22’den fazla oy alacaktı. Yeşiller bir yandan Doğu’nun birçok bölgesinde saygı duyulacak sonuçlar aldı; hatta Leipzig, Rostock ve Jena’da kazandı ama bu genel durumda hiçbir şeyi değiştirmedi: Avrupa Parlamentosu seçimleri, Almanya içindeki, ilk olarak Federal Parlamento seçimlerinde görünür olan ve giderek daha da derine inen bir çatlağı gösterdi.

Her şey bitmiş değil

Görünen o ki Doğu’daki politik atmosfer 2017’deki Federal Parlamento seçimlerinden bu yana daha iyi olmadı. Batı Almanya’da Doğu’ya ilişkin gelişen yeni ilgi, Doğulu kotası tartışmaları, iklim hareketinin yükselişi, ırkçı kabarmaya karşı gelişen kamusal tepki… Bütün bunlar birçok Doğu Alman seçmene etki etmedi veya onlarda yeni bir öfke açığa çıkardı. Neonazilerin ve kaygılı yurttaşların popüler şehirleri Bautzen, Cottbus ve Chemnitz’de sağcılar, özellikle çok fazla oy aldı; inatlarının altını çizmek istiyorlarmış gibi. Almanya, AfD’nin Batı’daki yükselişine bir ihtimal bir yanıt üretti ama o yanıt, Doğu bölgelerindeki radikalleşmeye karşı işe yaramadı.

Brandenburg, Saksonya ve Thüringen, sonbaharda yeni eyalet parlamentolarını seçiyor. Bu seçimlerin sonuçlarını, Avrupa Parlamentosu seçim sonuçlarında görmek için hiçbir neden yok. AfD, hiçbir eyalette yakalanamayacak kadar önde değil, diğer partilerle aralarında yalnızca küçük yüzdeler var. Hatta sonuçlar Pazar günkü sonuçlar gibi olsa bile her yerde AfD’ye karşı büyük bir demokratik çoğunluk oluşuyor. Ama öte yandan AfD’nin diğer partilere göre daha fazla oy alması artık olanaksız değil. Doğu’nun barışçıl devrimden 30 yıl sonra kendi etrafına politik bir duvar örmesi…

Doğu’da artık etkili bir şeyler olmak zorunda. Olan biten sadece eyalet parlamentosu seçimleriyle ilgili değil, ayrıca ortalama yurttaşın bir bölümünün “orbanizasyonunun”** durdurulmasıyla ilgili. Doğu’da ilerici insanlar da var, hatta birçok yerde sesleri hayli güçlü ama her yerde ayrıca, aşırı sağ uzmanı David Begrich’in “gerici-otoriter toplumsal dalga” diye tarif ettiği ve bütün çevreleri etkileyen akım da var. Aynı anda birçok kişi, “kendi deneyimleriyle ilerleyemedikleri bir çeşit yabancı kültürel egemenlik” görüyor. Bu sonuçlar, birçok kişi için Batı Almanya’da ana akım olan şeylere karşı bir reddiye: Çoğulculuk, azınlıkların korunması, uzlaşmaya dayalı bir siyasal pratik.

Dinlemek ve anlamak

Doğu, kendini bu büyük dalgadan belki de kurtarır. Birçok şehrin Jena, Leipzig, Rostock, Frankfurt (Oder) ve Halle gibi sevindirici gelişmeler yaşaması mümkün olabilir. Fakat Doğu’daki toplumsal yapıdan dolayı çok daha karanlık bir gelecek riski de ortada duruyor. Björn Höcke, uzun süredir Federal Almanya’nın aşırı sağcılar eliyle “yeniden fethinin” başlangıcını oluşturacak koruculaşmış köylerin hayalini kuruyor.

Öte yandan birçok kişide yaşananlara rağmen bunun tam karşısını işaret eden bir durum var: Eğer reddiye kitlesinin korkutucu birlikteliğini kırmak istiyorsak, daha fazla dinlemek ve anlamak mecburiyetindeyiz; eskinin en az iki katı.

Bundan 30 yıl önce Doğu’da yaşananlarla derinlemesine yüzleşmek için halen geç kalınmış değil. Treuhand, Doğu’nun maddi olarak desteklenmesi, iyi niyetli ve yurtseverce düşünülmüş olabilir. Ama olan bitenin nasıl sonuçlandığına bakmanın zamanı geliyor: Doğu, ilerlemeyi başarmış birkaç bölge dışında, giderek daha fazla endüstriden yoksun bırakıldı, bunu takiben kitlesel göç ve nüfusun yaşlanması sorunlarıyla yüz yüze geldi, birçok bölgede bugün gelecek perspektifi mumla aranıyor. Gelirler çok düşük, çok az insanın çocuklarına bırakacak malı mülkü var. Geçtiğimiz on yılda Almanya genelindeki tarihi ekonomik sıçrama ardından bile birçok uzman, bazı bölgeleri en iyisi doğa anaya terk etmek gerektiğini söylüyor.

Tüm bunlara karşı geliştirilebilecek hızlı bir cevap olmayabilir ama kurumların doğuda güçlendirilmesi, gerçekten de dünyanın en önemli sanayi devletlerinden birinin aklına gelen son fikir olmak zorunda mı?

İşte bu, siyasetin Doğu’dan gelen her kötü haber karşısında içine düştüğü ilgisizliğin işareti. Barışçıl devrimden bu yana geçen 30 yıllık süreçte Doğu’yu en önemli çalışma alanına dönüştüren tek bir Batılı politikacı olmadı -Doğu’da ikinci kariyerlerini yapmak isteyen birkaç ihtiyar dışında. Almanya genelindeki kamusal alanda yalnızca çok az kişi, Doğu Almanya’nın gündemleri için gerçekten çalışıyor. Ve bu insanlar, çok sayıda yurttaşın yumuşak bir işgal altında yaşadığına inandığı bir bölgede nasıl uçurumlar ortaya çıkabileceğine dair durmaksızın uyarılarda bulunuyor.

“Doğu Almanya nazi mikrobuyla hasta” yazabilmek

Tüm bunlardan dolayı maalesef Avrupa Parlamentosu seçimlerinden bu yana Twitter’da yazılanları okumak, yeni bir deneyim değil. İnsanlar, “Duvarı yeniden inşa edin!”, “Leipzig’i oradan alalım” gibi şeyler yazıyorlar. Başka bir Doğu’nun da olduğunu, ezici olan ya da olmayan çoğunlukların Doğu’da da halen AfD’yi reddettiğini daha fazla duymak istemiyorlar. Doğu Alman öfkesinin belki biraz haklı da olabileceğini kabullenmek, buna kafa yormak istemiyorlar. Artık şöyle bir “Doğu Almanya nazi mikrobuyla hastalanmış halde” yazabilmek istiyorlar. Peki şimdilerde demokratik yüzde 75 lakırdısını daha fazla duymak istemediklerini yazanların ne kadarı Federal Parlamento seçimlerinde demokratik yüzde 87 lakırdısı yaptı?

Bütün Doğuluları sağ bir devrimin destekçilerine dönüştürmemek için biraz olan sapla samanı ayırt etme kabiliyetine ihtiyacımız var. Bazılarının omuz silken, hatta zafere ­kadeh kaldıran ve tanınmayan ile kötücül olanı ayırt etmeyi reddeden ırkçılığı elbette var. Bazılarının her şeyin tadının kötü olduğunu iddia eden, otoriter, Putin ve Orban sevdalısı dünyası elbette var. İnsanın kendinden güçsüz olanları her zaman koruması gerektiği  kabulüne karşı gelişmiş aşağılayıcı bir tavır, var.

Batı Almanya aşağı, Batı Almanya yukarı. Bunlar, bu üst insanlar, Doğu Almanya’yı mahvediyorlar. Ama on yıllardan beri “fuck you” oyu veren hiçbir bölge, bu tavırdan bir fayda görmedi. Tersine: Bu bölgeler diğerlerine göre daha hızlı insansızlaşıyor ve fakirleşiyor. Gerçekten de insanları dinlerine, ten renklerine ya da değer yargılarına göre ayıranlardan hiçbirinin, bir bölgenin insanlar için nasıl daha çekici hale getirilebileceğinden haberi yok. Eğer Doğu’da bir gün sadece kendilerine benzeyenlere tahammül eden insanlar hükümet olurlarsa, bu hiçbir şeyi daha iyi yapmayacak.

Daha az değil, daha fazla kavganın zamanı

Dönüşüm sonrası Doğu Almanya’da çok fazla iş ters gitti; bir sürü adaletsizlik ortaya çıktı. Ama bu asla aşırı sağcıları seçmenin ve ülkeyi dışarıya kapatmanın gerekçesi değil, hiçbir zaman da olmadı. Tarih hiç kimseyi ırkçı olmak zorunda falan bırakmıyor. Hiç kimsenin, kendisine haksızlık edildiği için başkalarını istismar etmeye hakkı yok. Herhangi bir başka gerekçeyle de hakkı yok.

Doğu’da halen bugünlerin daha az değil daha fazla kavga günleri olduğu anlaşılmış değil. Orada halen anayasaya sözü ve eylemiyle saygı duyan çok fazla insan var. Çoğu bölgede çoğunluktalar ve bugün onları daha da güçlendirmenin günüdür.

Bu insanların desteğe ihtiyacı var, bazılarının tam olarak ihtiyaç duyduğu şey para. Hiçbir biçimde ihtiyaç duymadıkları ise Hannover-Linden’den gelecek ucuz, ehven yorumlar. Doğu’da durum, ferasetsizliğe izin vermeyecek denli ciddi.

* Wahlergebnis in Ostdeutschland: Ernstfall Ost, 27 Mayıs 2019, Die Zeit: https://www.zeit.de/politik/deutschland/2019-05/wahlergebnis-ostdeutschland-europawahl-afd-rechtsextremismus

* Çeviri notu: Victor Orban, Macaristan’ın ırkçı başbakanı.


Doğu Almanlar kendilerini kandırmayı bırakmalı

Leipzigli siyaset bilimci Michael Lühmann, Doğu Almanya’nın Federal Almanya’da 60’lı yıllarda yapılan tartışmanın benzerine ihtiyaç duyduğunu söylüyor ve ekliyor: “Doğu Almanlar bu tartışmayı yürütmek zorunda; hem de bunu dürüstçe, açıkça ve olabildiğince sert yapmak zorundalar.”

Hubertus Volmer  / n-tv*

Doğu Almanyalıların DDR, dönüşüm süreci ve yeniden birleşen Almanya’daki deneyimlerinin AfD’nin seçim başarısının nedeni olduğu sıklıkla söyleniyor. Siz bu tezi reddediyorsunuz.

Evet, hiç değilse kısmen.

DDR’de toplumsallaşmanın herkesi ve mutlaka değilse bile birçok insanı başka bir biçimde toplumsallaştırdığı açık değil mi ama?

Evet, DDR’de toplumsallaşmanın bir etkisi var. Ama bu toplumsallaşmanın en açık etkisi, sağa ilişkin körlüğün devamlılığını sürdürmesi oldu. Doğu Almanya’da sağın, DDR günlerinde de görülebilecek ve bugüne kadar görmezden gelinen bir sürekliliği oldu.

Mesela?

1970’li yıllarda doğan kuşak, yani DDR’nin son çocukları, henüz 1989’dan önce, antifaşist fikir birliğinden uzaklaşmaya başladı. Bu kuşağın özellikle erkekleri, bugün AfD’nin çekirdek yapısını oluşturuyor. Bu, 90’larda güçlenen uzun bir akış: O zamanlar sokaklara hakim olan aşırı sağcılığın ve elbette köklü dönüşüm ve yitim deneyimlerinin de etkisiyle… Bu deneyimleri elbette görünmez kılmak niyetinde değilim fakat önemli olan şu: Doğu Almanya’da aşırı sağcılık, 1989’da ortaya çıkmadı. 1991 yılında Hoyerswerda’da gerçekleşen pogromlar ve onların öncüleri, DDR’de 80’li yıllarda da varlardı. (1) DDR’deki stadyumlarda çok güçlü bir sağ akım ortaya çıkmıştı; bunlar Hitler selamı yapıyor ve nasyonal sosyalist sloganlar atıyordu. Bugün Cottbus’taki protestolarda, Chemnitz’de veya işin başında Pegida’da veya Leipzig’deki Legida’da gördüklerimiz ve görmeye devam ettiklerimiz, o günün taraftar gruplarına dayanıyor.

Hem DDR döneminde hem de Almanya’nın birleşmesinin ardından aşırı sağcılığın bu biçimi sürekli olarak günahsızlaştırıldı. DDR’de “serserilik” (Rowdytum) olarak anıldı; Federal Cumhuriyet döneminde ise, NPD’nin 2000’lerin başında Saksonya Parlamentosuna girmeyi başarmasına rağmen, Saksonya Başbakanı Kurt Biedenkopf’un sözlerine benzer sözler söylendi: Saksonya, gayet ‘hassas’ bir duyarlılıkla, aşırı sağcılığın karşısında duruyordu!

Saksonya CDU’sunu ırkçılığı günahsızlaştırmak ile suçluyorsunuz…

NPD örneğinde, politik arenada en azından bunun radikal sağcı bir parti olduğu açıktı. AfD’yle birlikte, ilk günden itibaren olduğu şeyle -yani radikal sağcı bir aktör olarak- tanımlanmayan yeni bir oyuncu sahaya indi. CDU, Doğu Almanya’da ama özellikle de Saksonya’da bu yaranın merhemini AfD’nin peşinde yürümekle [onun söylediklerinin benzerini söylemekle] bulmaya çalıştı. Bu, AfD’nin normalleşmesine oldukça ciddi katkıda bulundu.

Duvarın yıkılması ardından gelen bütünsel ve köklü dönüşüm, yalnızca bunu güçlendirici bir rol mü oynadı? İşini kaybetme korkusu veya uzun süreli işsizlik deneyimleri, onları korumak görevini yerine getirmeyen devlete karşı öfkeyi de içeren bir travma ortaya çıkarmadı mı?

Mutlaka, ki yaşandı bu. Bunu elbette Doğu Almanya’da 90’larda yaşananlarda da gözlemleyebiliriz. Birçok insan, aynı soruyu sordu: Yaşanan tam olarak neydi? Treuhandımıza (2), iş alanlarımıza, hayatımıza ne oldu? Buna dair hiddet, artık eskisi gibi Sol Parti’ye değil, AfD’ye akıyor.

Fakat bunu konuşurken unutmamak durumundayız: Doğu Almanyalılar bütün bunları kendileri istedi. Helmut Kohl’u onlar istedi; Treuhand’ı onlar istedi, en azından Treuhand’ın işleyişini politik olarak destekleyen partileri sürekli olarak seçmeye devam ettiler. Saksonya’da Treuhand’a rağmen Biedenkopf’u seçmeye devam ettiler: 1994’te yüzde 56, 1999’da yüzde 54. Doğu Almanya ekonomisinin çöktüğü doğru. Fakat söylemek gerekir ki, Doğu Almanlar bugünkü durumları için bir suçlu aradıklarında, çok nadir dönüp kendilerine bakıyorlar.

Siyaset bu durumda nasıl reaksiyon gösterebilir? Doğu Almanlara “Hele bi’ durun, içinde olduğunuz halin suçlusu sizsiniz” demenin çok da yardımı olmayacağı açık.

İnsanların yaşam boyu kendilerine söyleyip durduğu yalanları aşmak, çok karmaşık bir iş. Bu, acı dolu ve zorlu bir süreç ve herkesi ikna etmeyeceği de açık. Ama bunun işe yarayacağından kesinlikle eminim.

60’lı yıllar, Federal Almanya’da insanların kendi geçmişlerine dair acı dolu bir tartışmaya tutuştukları zamanlardı. Bu, birçok insanı yaraladı ve toplumu bir karmaşaya sürükledi ve partilerin düzenini de radikal biçimde etkiledi. Ama günün sonunda yapısal olarak görece özgürlükçüleşmiş bir Federal Cumhuriyet ortaya çıktı. Bu tartışmaya Doğu’nun da ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Doğu’ya yardımı dokunmayacak olan, kurban rolü oynamaya devam etmesi. Doğu Almanlar bu tartışmayı yürütmek zorunda; hem de bunu dürüstçe, açıkça ve olabildiğince sert yapmak zorundalar.

Yereldeki politik kültürün bir miktar değiştiğine de elbette görüyoruz. Leipzig’te AfD çok daha güçsüz, çünkü orada siyaset on yıllardan bu yana açıkça pozisyon alıyor. Leipzig’te radikal sağcılar eylem yaparsa kent toplumu ayağa kalkıyor ve kent siyaseti de bunu destekliyor. Dresden ve Cottbus’ta böyle değil, Chemnitz’de de oldukça zayıf. AfD, Rostock’ta yüzde 12,4, Cottbus’ta yüzde 24,6 oy aldı. İkisi de Doğu Almanya. Fakat bu ikisinde farklı yerel siyasal kültürler var. Mesela Mecklenburg-Vorpommern’de bugünlerde öncelikle Doğu Alman değil, aynı zamanda Kuzey Alman olma duygusu ortaya çıkıyor. Bu, geçmişle yüzleşme deneyimini de değiştiriyor.

Peki dışarıya verilen göçler nasıl bir rol oynuyor? Frank Richter, Saksonya köylerinde kısmen bir “bekar erkek evi” havası yaşandığını, çünkü özellikle kadınların göç ettiğini söylemişti.

Bu yalnızca genç kadınların göçü değil. Araştırmalar gösteriyor ki, genç kadınlar Doğu Almanya’da da AfD’yle çok daha az duygusal temas içinde. Geride kalanlar, orta yaşlı ve yaşlı erkekler. Bunlar, AfD’nin çekirdek seçmen yapısını oluşturuyor. Bu grubun yoğun olduğu bölgelerde parti de güçlü. Bu bölgeler, bir şeytan üçgeninde bulunuyor. Hem göçüp gidenler için hem de yeni göçmenler için çekiciklerini yitiriyorlar; kimse oralara geri dönmek istemiyor. Chemnitz’de bir hasta bakıcı sorunu yaşanması şaşırtıcı değil: Bugünlerde birçok hasta bakıcı, göçmen geçmişine sahip. Ama göçmenlikten gelen insanların hangisi gönüllü olarak Chemnitz’e taşınmak ister ki?

Fakat unutmamak durumundayız: Doğu Almanya’nın yüzde 75’i halen AfD’yi seçmiyor. Bu, iyi bir haber. Kötü haber, AfD’nin Doğu Saksonya’nın bir bölümünde yüzde 30 ila 40 arası oy alması, bazı seçim bölgelerinde ise yüzde 50’ye dayanması.

AfD’nin Doğu Almanya’da yeniden küçük bir partiye dönüşebilmesi için ne yapılması gerekiyor? Mesela madenciliğin desteklenmesi yasasıyla planlandığı gibi bu bölgelere ciddi miktarda para akıtmanın faydası olur mu?

Para her zaman bir miktar yardım ediyor tabii. Burada Federal Cumhuriyetin tarihi de yardımcı olabilir: Batı Almanların demokratikleşmesi yalnızca itilaf devletlerinin yeniden eğitim çalışmasının değil, ayrıca Marshall Planının başarısıydı. Denilebilir ki, bu şimdi olduğu gibi Doğu Almanya’ya taşınacak: Para yatıracağız ve politik eğitimi güçlendireceğiz, sonrası kendiliğinden gelecek.

Fakat şu günlerde, paranın yardımı olabileceği konusunda şüphelerim var. Kişilerin gelirlerine bakıldığında Chemnitz, Rostock’tan çok daha iyi durumda. Yani, para yeterli olmayacaktır. İhtiyaç duyduğumuz şey, güçlü bir politik eğitim. Bu, siyasetin kendisi için de geçerli: Eğer Saksonya Başbakanı Michael Kretschmer, iki partinin, Yeşiller ve AfD’nin eyalette parlamento kurabilecek çoğunluğa ulaşabildiğini söylüyorsa, bu bize eyaletin radikal sağcılığın günahsızlaştırılmasıyla ilgili probleminin büyüklüğünü de gösteriyor. Yerelde politikanın tavrını göstermesine ihtiyacımız var, ürkekçe günahsızlaştırmasına değil.

** Osten muss mit den Lebenslügen brechen, 28 Mayıs 2019, n-tv: https://www.n-tv.de/politik/Osten-muss-mit-den-Lebensluegen-brechen-article21052504.html

(1) Çeviri notu: Saksonya şehri Hoyerswerda’da 17-23 Eylül 1991 tarihleri arasında yüzlerce ırkçı, aralarında bir mülteci kampı ve göçmen yurdu da olan, yabancıların barındığı çok sayıda konuta saldırılar düzenlendi. Olaylar ülke çapına da yayıldı ve sadece bir hafta sonunda 78 ırkçı saldırı kayda geçti. Saldırılar nedeniyle yalnızca dört kişi ceza aldı.

(2) Çeviri notu: Treuhand, duvarın yıkılmasından hemen önce, 1990 yılında Doğu Almanya’da kuruldu. “Birleşmeden   sonra   bazı   yapısal değişiklikler  geçiren  kurum  dünyanın  en  büyük  endüstriyel  kamu  kuruluşu  olma  özelliğini taşıyan dev bir holding şirketine dönüşmüştür. Şirketin ana görevi Doğu Almanya’daki kamu iktisadi  kuruluşlarını  ve  eski  Sosyalist  Partininkiler  de  dahil  olmak  üzere  iktisadi  kamu  varlıklarını özelleştirmekti. Bu amaçla kuruluş merkez ve taşra teşkilatı ile yan kuruluşları da dahil olmak üzere zaman zaman 4.000 kişiye ulaşan uzman bir ekip görevlendirmişti.” (Ali Güner Tekin)

Yazarın diğer yazıları

    None Found