Dokunan çürür

Cihan DENİZ

Şu anda HDP İstanbul Milletvekili olan Ahmet Şık, henüz AKP ve Cemaat’in yollarının ayrılmadığı bir süreçte, gözaltına alınırken şöyle haykırmıştı: “Dokunan Yanar” Gerçekten de o günler Cemaat ve AKP iktidarının iç yüzünü deşifre eden, ona direnen her kesim, Cemaat’e bağlı polis ve yargı eliyle susturulmaya çalışılıyordu. Bu saldırının em önemli hedeflerinden biri, bu yönü kasıtlı olarak unutturulmaya çalışılsa ve cemaatin asıl hedefi ulusalcılar gibi gösterilmeye çalışılsa da, aslında demokratik siyasetti. Binlerce Kürt siyasetçi “KCK operasyonları” adı altında uyduruk ve içi boş iddialarla gözaltına alındı ve tutuklandı. Yapılan sözde “yargılamalarla” onlarca yılı bulan cezalara çarptırıldı.

Bugün de aynı süreç hız kesmeden devam etmektedir. Her şeye rağmen demokratik siyaset yapma konusunda ısrarlı olanlar, yine uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıp tutuklanmakta. Örneğine ancak faşist Nazi Almanya’sında rastlanabilecek yargılama komedileri neticesinde cezalandırılmaktadır.

AKP iktidarı, muhalifleri açısından dokunanın yandığı bir sürç iken, daha geniş anlamda, onunla ilişkilenen, onun bünyesi içinde yer alan farklı kesimler için ise dokunanın çürüdüğü bir süreçtir. Herhangi bir toplumsal tahayyülü olmadığından ve tek amacı ne pahasına olursa olsun iktidarını sürdürmek olduğundan, iktidar açısından herkes, her görüş, her siyasi akım ancak amacına hizmet ettiği sürece ve amacına hizmet ettiği şekilde bir değer ifade etmektedir. Buna bağlı olarak, iktidarda olduğu 16 yılla bakıldığında şu çok rahatlıkla görülecektir: ne nedenle ve ne şekilde olursa olsun, iktidar ile ilişkilenen bireylerden toplumsal kesimlere herkes bu ilişkilenmenin sonucunda özüne yabancılaşmış ve tanınmaz hale gelmiştir.

Toplumsal bir karşılığı olmasa da, cumhuriyet öncesi dönemden günümüze kendine has bir ağırlığı olan liberalizmin, AKP döneminde iktidar ile girdiği ilişki sonrasında bugün geldiği nokta ibretliktir. Dün özgürlükten, demokrasiden, vesayetçi anlayışlara karşı mücadeleden bahsedenlerin bugün geldiği nokta, iktidarın her türlü anti demokratik, baskıcı uygulamalarını gözü kapalı desteklemektir. Aynı şey iktidarla ilişkilenen tüm diğer kesimler için geçerlidir. Sol adına siyaset yaptığını iddia eden kimi kesimlerin ve bireylerin de, iktidar ile girdikleri ilişki sonucu nasıl savruldukları bilinmektedir. Hatta, demokratik siyaset içinde bir sapma olarak tanımlanabilecek “orta sınıf” siyaseti de, iktidardan yeterince uzak duramamanın, onun kirletici ve çürütücü özelliklerine karşı kendini koruyamamanın bir sonucu olduğu söylenebilir.     

Dahası iktidarın çürütücü siyaseti, sadece siyasi alanı değil tüm toplumsal yaşamı da derinden etkilemiştir. Sözde bu iktidara ideolojik rengini veren din de dahil toplumsal tüm ahlaki ve etik değerler ciddi erozyona uğramıştır.

Sonuç olarak, Kürt siyaseti bağlamında ciddi bir tartışma konusu olan ve demokratik özerklik projesinin temel esprisi olan “devleti/iktidarı yaşamımızdan çıkarma” önemini koruyan bir çağrı olarak durmaktadır. İktidarın çürütücü ve kirletici yanına karşı tek panzehir, onunla olan ilişkiyi en aza indirmek ve kendi toplumsal ilişkiler ağımızı yaratmaktır; diğer bir ifade ile daha az devlet daha çok toplum.

Buna bağlı olarak yaklaşan yerel seçimler özel bir önem taşımaktadır. Bir yanıyla yerel seçimlerin en önemli hedefi tüm baskılara rağmen ezilen halkların, inançların, cinslerin iradesini en güçlü şekilde ortaya çıkarmak olmalıdır. Kayyımlar eliyle gasp edilen belediyeler mutlaka geri alınmalıdır. Fakat bununla yetinilmemelidir. Seçimler sadece yerel iktidarı kazanmanın bir aracı olarak değil ama asıl olarak iktidarın her açıdan kirlettiği yaşamlarımızı geri kazanmanın bir aracı olarak görülmemelidir. Seçimler ile kazanılacak belediyeler, bir iktidar merkezi olarak değil ama yeni bir yaşamı inşa etmenin aracı olarak ele alınmalıdır. Kadınıyla, genciyle, çocuğuyla, yoksuluyla, işçisizle, işsiziyle, esnafıyla başta Kürt halkı olmak üzere tüm halkların farklı araç ve yöntemler ile maruz kaldığı saldırılara karşı ahlaki ve politik toplumun yeniden nasıl güçlendirileceğine ilişkin projeler mutlaka halkla da tartışarak geliştirilmeli ve seçim çalışmalarının ana akslarından biri haline getirilmelidir.

Yazarın diğer yazıları