Dokunulmazlıklara dokunmak! Argümanlar ve olgular -II-

Savaş şehirlere sıçradı. Beytüşşebap acı bir şekilde bunu gösterdi. Demirtaş’ın “400 kilometre kare PKK hakimiyeti” saptaması doğrulandı. Şemdinli’ye bakan tepeye PKK “gerilla” eliyle bayrak dikti, TSK ise helikopterle bayrağı bombaladı. Neden “komando” tepeye çıkıp, bayrağı “ele geçirmedi”? Ve şu askeri aracın üstündeki PKK bayrağı ne? Erdoğan’la, Başbuğ’un çömeldiği yerde bu HPG’liler ne yapmakta? Artık barış zamanı gelmedi mi?
Biz konumuza devam edelim:
BDP’li vekillerin, önlerini kesen gerillarla kucaklaşması, görünüşe göre AKP’nin eline, dokuz vekilin dokunulmazlığını kaldırmak için bir fırsat veriyor.
AKP zaten böyle bir fırsatı kolluyordu. Böyle bir fırsat eline geçmediği halde, altı BDP’li vekili hapiste tutan da bu AKP değil mi? Demek ki, AKP için esas olan, bir fırsatını yakalayıp, BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarını kaldırmak.
Bunu aylardan beri yazıyoruz. On bin BDP’liden sonra, sıranın BDP parlamento grubuna geldiğini duyuruyoruz. İşte şimdi bu aşamadayız. Vekillerle gerilla karşılaşması olmasaydı, bir başka bahane zaten bulunacaktı. Bahane bulunmadan altı vekil hapiste olduğuna göre, bahaneye bile ihtiyaç kalmayacaktı. Şimdi karşı karşıya olduğumuz gerçek bu.
Eğer BDP’li dokuz vekilin dokunulmazlığı kaldırılırsa ne olur? BDP cenahının ne yapacağı malum. Direnecekler. Ben AKP’ye Ertuğrul Kürkçü’ye “dokunduğunda” ne olacağını hatırlatacağım: Kızıldere’nin üstünü örten zaman külleri o anda savrulur ve için için yanmaya devam eden kor, mağmaya dönüşür.
Deneyin. Kürkçü’ye dokunduğunuz anda, THKP’C’nin, THKO’nun, TİKKO’nun ve genel olarak Dev-Genç’in geleneklerini taşıyan genç insanlar Denizleşmeye, Mahirleşmeye, İbrahimleşmeye başlarlar.  
Bu bir.
İkincisi, Mersin ayağa kalkar. Hangi Mersin? Kürkçü’yü seçen “Kürt Mersin” elbette ayağa kalkar. Ama şimdi Kürkçü’nün dokunulmazlığını kaldırdığınız zaman, “Arap Mersin” de ayağa kalkar. Mersin’de bir türlü birleşemeyen bu Kürt ve Alevi Arap gücü, o anda birleşir.
Mersin, Mersin’le sınırlı kalmaz. Mersin demek, Adana demektir, daha çok da Hatay demektir. O anda, tüm eski Klikya ve Nusayri topraklarının gençleriyle Kuzey ve Batı Kürdistan gençliği birleşir.
Deneyin ve göreceksiniz.
BDP’li vekillerin dokunulmazlığı ile oynamak çok tehlikeli bir oyundur. Bunu anlatıyoruz.  Çünkü BDP’li vekiller, “barış” ile “gerilla” arasındaki köprüdür. Gün gelip barış saati çaldığında, dağdaki gerilla ovada kendisine sarılan BDP’lilere güvenerek dağdan inecektir. Onu sırtından vuranlara güvenmeyecek, AKP’nin barış ilan edilse bile, her an barışa ihanet edeceği kuşkusunu içinde yaşatacaktır. Gerillayı ve PKK’yi barışa razı edebilecek güç İmralı’daki Öcalan ve yol kesişmesinde gerillayla kucaklaşan BDP olacaktır.
Eğer Kışanak “gerillayı gördüğünde korkudan onunla göz göze gelemeseydi”, o gerillaya sırtını dönseydi, gerilla “dağdan inmek için güvenilecek hiçbir şey yok” diye düşünecekti.  
Demek ki, gerillayla kucaklaşan BDP’liler, geleceğin barış gününde gerillayı dağdan indirecek inandırıcı bir güç olduklarını ispat etmişlerdir. Bu kucaklaşmadan dolayı, gerilla dağdan inme kararı verdiğinde BDP’ye mi güvenir, AKP’ye mi? Mesele budur. Mesele barış gününe hazırlıktır. Barış gününün güvenilir sivil gücünü yaratmaktır. Dokunulmazlıkları kaldırmak, bu geleceği dinamitlemektir.
Ve gün gelip, barış saati çaldığında, Türk halkını barışa razı edecek olanlar da, BDP grubu içindeki Kürt olmayan vekillerdir. Onların temsil ettiği sosyalist çevrelerdir, Türkiyeli demokratik güçlerdir. AKP toplumun içine akıttığı zehiri, kendisi etkisiz kılamaz. Barış saati geldiğinde, Türk halkına Kürkçüler, Önderler, Tüzeller seslenecektir. Kürt halkı ile Türk halkı arasındaki köprüyü Tayyip Erdoğan değil, onlar kuracaktır.
Çünkü barış vakti geldiğinde Erdoğanlar, Güller, Bahçeliler değil, onlar “haklı” çıkmış olacaklardır. Onlar “haklı” çıktığı için, halk onların sözlerine kulak verecek; dün de bugün de “barış“ diyenlere, dün “kan ve savaş“ diyenlerden çok daha fazla güvenecektir. Kürkçüler, Önderler, Tüzeller, “dün de bugün de barış diyordu, sen ise ey AKP, ey Erdoğan, ey Gül, ey Genelkurmay Başkanı, dün mü yalan söylüyordunuz, yoksa bugün mü yalan söylüyorsunuz” diyecektir.
Dokunulmazlıkların kaldırılması, Kürdistan’da, Türkiye solunun devrimci geleneklerinin yaşadığı yerlerde ve yeni olarak da tüm eski Klikya’da, Hatay’ın, Adana’nın, Mersin’in Alevi Arap-Kürt toplumları içinde “parlamenter yöntemleri” anında itibarsız hale getirir.  Dokunulmazlıkları kaldırma macerasından vazgeçilmelidir. Çünkü BDP geleceğin barışı için Türkiye’nin en çok ihtayaç duyacağı güçtür. Ona “dokunmak”, Türkiye’nin geleceğine vurmak demektir.
Ve şurası açık; Kürt halkı Türkiye’nin Meclisinden umut kestiği gün, “birlikte yaşama” umudunu da kaybedecektir.  İşte size bir soru: Barış günü geldiğinde, şu ya da bu şekilde gerilla dağdan indiğinde, namlularına karanfil takarak dağdan inen gerillayla AKP’li vekiller Şemdinli’ye 15 kilometre mesafede karşılaştığında ne olacaktır?
Dünkü düşmanlar dost olacak ve kucaklaşacaktır. Şemdinli resmi barışçı geleceğin resmidir.

Yazarın diğer yazıları