Dolar mı, Erdoğan mı?

Türkiye’de herkes nefesini tutmuş seçim sonrasında oluşacak Dolar/TL paritesinin ne olacağını tahmin etmeye çalışıyor. Haksız da sayılmazlar AKP/MHP koalisyonunun kendi geleceğini ülkenin “Beka Sorunu” olarak topluma dayatma çabalarına rağmen; artan gıda fiyatları toplumun bütün kesimlerinde önemli ölçüde infial yaratmış durumda…

Bu yoksulluk koşullarında seçimlerden doğrudan çıkarı olan rantiye çevreler ve demokrasi mücadelesinin öncü güçleri dışında kalan insanlar kimin belediye başkanı olacağını o kadar da önemsemiyorlar. İlk defa bu kadar yerel seçimler sadece yerel seçim olmaktan çıktı, sandığa giden insanlar yaşadıkları beldenin kimin tarafından yönetileceğine değil; ülkenin geleceğine karar verecekler.

Bütün baskıcı rejimler daha ilk Yunan Demokrasilerinden bu yana hep aynı taktiği uygularlar, yıllarca yolsuzlukla, hırsızlıkla doldurdukları keseleri risk altına girince toplumun en yoksullarına geçici bir süre rüşvet vererek iktidarlarını korumaya çalışırlar.

Türkiye’de AKP iktidarı daha en baştan itibaren bu çok eski fakat her dafasında bir yere kadar toplumda karşılık yaratan taktikle iktidarını 16 yıl sürdürebildi.

Fakat bunun bir sonu var, bu tarz iktidar üretme süreci bir yere kadar yürür; bir yerden sonra rantiye ekonomisi üretim yapamadığı ve toplumsal etkinliği aşağı çektiği için artık toplumun bir kesiminden alıp başka bir kesimine aktaramazsınız; çünkü toplum topyekün yoksullaşmıştır. Türkiye tam da böyle bir noktaya gelmiş bulunuyor; eskiden toplumsal refahı kendi yakın çevresinden başlatıp aşağıya doğru dalga dalga en yandaştan kendi seçmenine doğru aktaran AKP iktidarı gelinen aşamada deryayı tüketti.

İktidarın onca tehditlerine, Erdoğan’ın ekranlara çıkıp bağırıp çağırmasına rağmen temel gıda fiyatlarındaki artış durdurulamıyor. Talimatla sonuç alamayacağını Erdoğan da biliyor; fakat Erdoğan bunu yaparak topluma “aslıdan bu gelişmelere kendisi de karşıymış, hatta her şey kendisine rağmen oluyormuş izlenimi vermeye çalışıyor!”

İstiyor ki bunun siyasi faturası başkalarına kesilsin; kendisi on altı yıldır iktidarda olmasına rağmen insanlar yaşayanlardan başkalarını sorumlu tutsunlar. Toplumda bunun belki hala biraz daha alıcısı bulunabilir; fakat her geçen gün biraz daha fazla insan “Anne bak kral çıplak!” demeye başladı ve bu Erdoğan’ı telaşlandırıyor.

Türkiye’de eskiden en büyük AKP ve Erdoğan destekçisi olan ekonomistler de dahil hiç kimse Türk Ekonomisinin bundan sonrasına ilişkin iyimser konuşamıyor; bu karamsarlık öyle sadece iç ve dış ekonomik verilerin negatif olmasından falan da kaynaklanmıyor; insanlar artık “bütün göstergeler iyi olsa bile Erdoğan’a rağmen Türk Ekonomisi kendisini toparlayamaz!” diyorlar.

Bunun nedeni çok açık; “bir toplumda demokrasi ve özgürlükler ne kadar toplumun geneline yaygınlaştırılmışsa o toplum ekonomik olarak o kadar gelişkin oluyor!”

Ekonomistler “demokrasiyi” artık ekonomik gelişmenin temel faktörlerinden birisi olarak görüyorlar. Bir toplumun ekonomik geleceğini analiz ederken o toplumun demokrasinin gelişkinliğini, kurumlarının sağlamlığını temel verilerden birisi olarak kabul ediyorlar.

Bir toplum ne kadar özgürse olursa bireyler toplumsal üretkenliğe o kadar çok katılım sağlarlar; iradesi kırılmış, düşündüğünü söylemekten korkan insan toplumsal üretkenliğe katkı sunamaz en fazla kendini tekrar eder.

Hukukun işlemediği, kurumların oturmadığı, insanların ekonomik ve politik geleceklerinin bir kişinin iki dudağının arasında olduğu bir topluma yabancı yatırımcı da gelmez. Dolayısıyla ne birikmiş sermayesi ne de sahip olduğu teknoloji kendi kendisine yetmeyen Türkiye gibi ülkeler ekonomik olarak gelişebilmek için de asgari bir demokratik standarta mahkumdurlar; yoksa çakılıp kalırlar.

Dolayısıyla insanların geleceklerinden kaygıları varsa ilk elden doların hareketini takip etmek yerine; güçlü bir demokrasi programını esas alarak AKP ve Erdoğan iktidarına son vermenin bir yolunu bulmaya çalışmalıdırlar; aksi halde sadece can güvenliklerini değil; sofralarındaki ekmeği de kaybedecekler.

Yazarın diğer yazıları