Don nöbeti

2015’de, neoliberal despotik AKP iktidarında en az 1730 işçi kapitalist sömürü çarkları arasında yok olup gitti. İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) raporunda verilen bu sayı buz dağının sadece görünen yüzü. Meslek hastalıkları sonucu yaşanan ölümler buraya dahil değil, onu da kattığımızda geçen yıl ‘kalkınma şehidi’ olarak toprağa düşürülen işçi sayısı binleri buluyor.

Günlerdir Cizre’de, Silopi’de, Sur’da ve fiilen faşizmin ablukası altındaki mahallelerde kıstırılmış binlerce kişi aç, susuz, karda kışta direniyor. Kürdistan’da tarih yazılıyor. Bizlerin kalbi, gözü aklı oralarda. Fakat çalışma hayatı da öldürmeye hiç ara vermedi işte. Orada da ölümler sürüyor.

 Bir sınıfın soluklaşmış direniş tarihi canlanmayı, işçi sınıfının mücadele tarihi yeniden ‘yüklenmeyi’ beklerken oluyor bunlar. 

Yılbaşı gecesi yine bir çalışma acısına tanıklık ettik. Sera işçisi bir aile serada don nöbetindeyken 2 çocuğu evde yanarak yaşamını yitirdi. Sera işçisi olmak standart bir işçilikten çok daha karmaşık haller aldığı için bunun nasıl bir çalışma acısı olduğunu anlamak için önce sera işçiliğine biraz bakmak gerekiyor. Ev ve işin; eş, ebeveyn ve çalışan rollerinin iç içe geçtiği bir iş seracılık. Aylıkçı ya da yevmiyeli çalışmaktan çok yarıcı, kiracı, ortakçı gibi güya ‘işi işçinin kendi işi yapan’ formlar, sera patronu için çok cazip oluyor. Zira bu küçük hile sera işçisini standart işçiden farklı kılıyor, onu 24 saat işe bağlıyor. 

Kamuran ve Pınar çifti de işte böyle sera işçilerindendi. Ağır çalışma şartları nedeniyle işçi bulmanın zor olduğu bu sektöre Batman’dan kendi topraklarını, kendi bahçelerini arkada bırakarak geldiler. Başka hiçbir iş bulmaları mümkün olmadığı için bu işteydiler. Çünkü onlar gibi vasıfsız işçiler ancak sera işinde iş bulabiliyor. Kürdistan’dan göç edenler buralarda ancak inşaatlarda ya da sera işçisi olarak çalışabiliyor. 

Serada iş ilanları işin büyüklüğüne göre ailenin büyüklüğünü tarif ederek veriliyor. Örneğin 4 kişinin çalışması gerekiyorsa 4 kişilik bir aile arandığı ilana yazılıyor.

Batmanlı Kamuran ve Pınar’ın biri 7 yaşında, biri 4 yaşında, biri 2,5 yaşında 3 çocukları var. Ancak çocuklar çalışma yaşında olmadıklarından onlar iki kişilik bir aile olarak işe girmişler. İki kişilik bir aile olarak işe girmek demek eğer don, sel ya da başka bir felaket olmazsa bir yılda yaklaşık 20 bin liralık bir gelir demek. Ev kirası, elektrik, su gibi giderler sera sahipleri tarafından ödeniyor ve tahmin edileceği gibi bu evler seralara yakın, çoğu zaman derme çatma, sağlıksız konutlar oluyor. Yine çoğu zaman sera işçileri sigortasız çalıştırılıyor. 

Kamuran ve Pınar çifti kim bilir ne zaman, kim bilir ne sebepten Batman’ı, yaşadıkları toprağı terk edip Muğla Seydikemer’e bu yoksulluklar ve yoksunluklar içindeki evlerine yerleştiler. Belki 90’larda yakılan, yıkılan köylerini arkalarında bırakıp gelen zorunlu göç mağduruydular. Belki yaşadıkları topraklar artık karınlarını doyuramaz olmuştu her yıl binlerce ailenin yaptığı gibi onlar da mevsimlik işçi olarak çıkmışlardı bu yola. Ya da bu geliş öyle çok eski günlere dayanmıyordu. Son aylarda Kürdistan’da artan devlet teröründen, şiddetten, çatışmalardan kaçmış da olabilirlerdi. Bilmiyoruz.

Bildiğimiz şey onların üç çocuklarını büyütebilmek, yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayabilmek için Muğla’nın Seydikemer ilçesinde sera işçiliği yaptıkları. İki kişilik bir aile olarak bu işi aldıkları. Ve 7 yaşında Zeynep’in, 4 yaşındaki Bilal’in ve 2,5 yaşındaki Yusuf’un anne babası oldukları. Ve burada ekmek kavgası verdikleri. 

Onları yılbaşı gecesi zor bir mesai bekliyordu. Zira ülkenin dört bir yanına kara kış çökmüştü. Muğla da bundan payını almıştı. Kaldı ki sera işçiliği klasik bir işe benzemezdi. Çocuk büyütür gibi itina isterdi. Serada havanın nemi, ışıklandırma her şey pamuk ipliğine bağlı, takibinin yapılması gerekirdi. Mesela ışık, sıcaklık, nem gibi çevresel faktörler gece gündüz kontrol edilmeli. Mesela seralar soğuk günlerde 12 derecenin altına inmemeli, sıcak günlerde de 35 derecenin de üstüne çıkmamalı. Klima şartlarını takip etmek, kötü hava şartlarında ateşlenen çocuğun başında beklemek gibi dikkat ve emek isterdi. Onun için olmalı ki sera işçisi aile olarak seçiliyordu. O yüzden olmalı ki çocuk ateşlendiğinde nöbetleşir gibi seracı aileler soğuk günlerde ‘don nöbetleri’ tutarlardı.

O gece sera işçileri Kamuran ve Pınar çifti, çocuklarının yanında değil de don nöbetindeydiler. Ürünler donmasın diye serayı ısıtmakla meşguldüler. Bu sırada Zeynep, Bilal ve Yusuf evde uyuyorlardı. Bundan sonrasını haberlerden okuyalım; ‘Seydikemer’e bağlı Kumluova Mahallesi’nde bir serada çalışan Kamuran ve Pınar A. çifti, gece hava sıcaklığının düşmesi üzerine kaldıkları evin yakınındaki serada don nöbetine gitti. Bu sırada çocukları Zeynep, Bilal ve 4 yaşındaki Yusuf evde kaldı. Anne ve baba serada soba yakarak ürünlerin donmaması için uğraşırken, bir süre sonra Yusuf da yanlarına geldi. Zeynep ve Bilal A. evde uyuduğu sırada saat 02.30 sıralarında yangın çıktı. Elektrikli ısıtıcıdan çıkmış olabileceği tahmin edilen yangın bir anda tüm evi sardı.’

Bütün bunlar bir sınıfın soluklaşmış direniş tarihi canlanmayı, işçi sınıfının mücadele tarihi yeniden ‘yüklenmeyi’ beklerken oluyordu…

Yazarın diğer yazıları