Dördüncü nesil savaş

Ortadoğu’nun dizaynı ve yeniden paylaşılma savaşı sürecindeyiz. Eskiden, geride bıraktığımız yüzyılları karakterine baktığımızda; egemen güçler açısından ne kadar çok toprak ele geçirilirse, ne kadar çok coğrafik alan üzerine yerleşilirse ‘egemenlik’ o kadar güçlü çevreye kabul ettirilirdi. Büyük topraklı imparatorluklar, görkemin, egemen olmanın kanıtı olarak görülürdü.

20. yüzyılda yaşanan gelişmelere, değişimlere baktığımızda, küresel hegemonyaya oynayan ulus devletler açısından ‘egemen olma’ topraklar kadar ‘topraklara sahip olanlara her boyutta egemen olma, kontrol etme’ politikasının öne çıktığını görebilmekteyiz. Klasik sömürgecilik, yeni sömürgecilik yöntemleriyle aşılmış gibi algılansa da, bu iki biçimin içiçe geçme durumu da olabilmektedir tabii.

Ortadoğu ve Kürdistan gerçekliğine baktığımızda birden fazla sömürge ve savaş yönteminin devrede olduğu ortaya çıkmaktadır. Halklara ve iktidar güçlerince sömürülen tüm kesimlere dayatılan bir saldırı ve şiddet politikalarında farklılıklar olurken, bu saldırı karşısında direnenlerin de kendi öz savunmasının yol ve yöntemlerini çeşitlendirdiği bir dönemdeyiz.

Bir yoruma göre içinde bulunduğumuz dönemin savaş tarzına ‘Dördüncü Nesil Savaş’ adı veriliyor. Yani bu savaş aşamasının tanımı şöyle: ‘Karmaşık ve uzun dönemli… Terörizmi kullanan… Milli olmayan veya milli sınırları aşan hüviyette… Düşmanının kültürüne doğrudan tecavüz eden… Bir hayli teferruatlı psikolojik savaş, bilhassa medyayı manipüle eden… Politik, ekonomik, içtimai ve askeri bütün mevcut şebekeler kullanılır… Bütün şebekelerin aktörlerini içine alan düşük yoğunluklu çatışmalarda cereyan eder… Mücadele dışı unsurlar taktik ikilemlerde kullanılır…’

Bu kavram ilk kez ABD’li askerler; William S. Lind, Albay Keith Nightengale, Yüzbaşı John F. Schmitt, Albay Joseph W. Sutton, Yarbay Gary I. Wilson tarafından 1989 yılında Deniz Piyadeleri Gazetesinde yazdıkları “Savaşın değişen yüzü: Dördüncü nesile doğru” (İngilizce: The Changing Face of War: Into the Fourth Generation) başlıklı makalelerinde tanımlanmış.

Birinci nesil savaş dedikleri; Kol düzenli ordu ve ağızdan barut doldurmalı silahlar ve savaşlar çağı. İnsan gücüne ve süngü harbine dayalıdır. İkinci nesil savaş; Görmeden yapılan atışlarla desteklenen doğrusal ateş ve hareket taktikleri çağı. Havan atışı vb. yoğun ateş gücünün yıkıcılığına dayalı savaş. Üçüncü nesil savaş; Düşmanla göğüs göğüse savaşmayı, sızmayı, etrafını sarmayı, küçük parçalara ayırıp bölmeyi amaçlayan, düz hat savaşı yerine daha çok savunma taktikleri çağı olarak ele alınıyor.

Dördüncü nesil savaş dönemi ise; ‘savaş ve barış arasındaki ayrımın bulanıklaşacağı ve hatta ortadan kalkacağı’ bir savaş dönemi olarak yorumlanıyor. Belirlenmiş savaş alanları veya cephelerinin olmadığı, yani doğrudan olmayan, siviller ve askerler arasındaki farkın ortadan kalkacağı bir aşamayı ifade etmektedirler. Bu savaş türündeki silahlı çatışmalarda amaç artık sadece düşmanını doğrudan yok etmek değil; onun maneviyatını ve kazanma azmini kırmak temelinde etkili olmak amaçlanmaktadır. Terörist saldırılar yaparak ve asimetrik savaş unsurları ile karşı tarafın hareket ve tepki kabiliyetini kısıtlamak kadar, teknolojik iletişim araçları, sivil toplum örgütleri ve benzeri aktörler ile de karşısındaki gücün düşmanı karşısında çaresiz olduğu psikolojisine düşmesini ve kararlılığını yitirmesini sağlamak bu savaş türünün temel taktiklerdendir. Yine din ve mezhep düşmanlıklarını körüklemek, etnik çatışmaları yaygınlaştırmak da taktikleri arasındadır.

Son dönemde Türk faşist devleti kadar, ABD, Rusya’nın Ortadoğu’da yürüttükleri savaşın ‘Dördüncü Nesil Savaş’ türü temelinde yürütülmek istendiğini görebiliriz. Rojava’da onurlu ve özgür bir yaşam için direnenlere dayatılan ve ‘ateşkes’ dedikleri anlaşmayı temelde ele alabiliriz. Bir ateşkes süreci ‘devam eden bir sorunun silah ve çatışma olmadan çözülmesine dönük taraflar arasında bir arayış, görüşme, diyalog dönemi’ olması gerekirken, Türk faşist işgalci devlet, Kürt halkına karşı ABD ile bu ‘ateşkes’ anlaşmasını oluşturuyor, 5 günlük süreci de tam hızla bir savaşa hazırlık süreci olarak kullandıkları görüldü. DAİŞ, El Nusra, ÖSO…adlarına ne dersek diyelim, bu terörist çeteleri Kürt ve diğer halkların üzerine süren Türk faşist devleti ve onu destekleyen ABD, Rusya savaş suçlusu devletler olmaktadırlar. Türk siviller de ‘asker selamı vererek’ dördüncü nesil savaş sürecinin kuklaları olduklarını göstermektedirler.

Kürt halkı ve onun dostları; Rojava’dan Başur’a, Rojhilat’tan Bakur’a kadar dördüncü nesil savaş karşısında ‘özgürlük, eşitlik, demokrasi ve onurlu bir yaşam’ savunucularının yenilmeyeceğini insanlığa göstermektedir. Asimetrik şiddet karşısında asimetrik direniş ve toplumsal-demokratik öz savunma dalgası yükselişte…

Yazarın diğer yazıları