Dünyada soykırım birincisi olmak

Soykırımlardan geçmiş halklardan bir Kürt, Ermeni, Süryani veya bir Rum söylemiyor, “Türk” Ergun Babahan yazıyordu:

“Son bir araştırmada Türkiye, soykırımla anılan ülkelerin başında çıktı. 1915’i (Ermeni Soykırımı) sürekli inkar eden bir ülke için, gurur verici bir tablo olmasa gerek: Soykırım hedefinde bu kez, Hristiyan Ermeniler, Süryaniler değil, Müslüman Kürtler yer alıyor.”

Dünyada soykırım birincisi olmak, insan dışılıkta başı çekmek demektir. Özel çabayla bile erişilemeyecek, büyük bir utanç mertebesine erişmek!..

Ama evrenin utancı, kimilerinin hayatında gururlanıp onurlanma olmalıydı ki, yeni kuşakların alnına yapıştırılacak “katil oğlu katil” mührü yerine geçmek üzere, taze soykırımlara hazırlanıyorlardı.

Türklerin Reisi Recep Erdoğan, mevziler kazarak katillerini karşılamaya hazırlanan Kürtleri korkaklıkla suçluyor ve “onları, inlerine (sığınak) gömeceğiz” diye övünüyor ve soykırımın ayak sesleri kabilinden, bütün ordularını Rojava sınırlarına yığıyordu.

Amerika ve bütün Batı dünyası ile Rusya güya savaşıyor göründüğü İslamo Faşist katiller, tecavüzcü, hırsız ve talancılardan kiralanan ve Erdoğan’ın tanımlamasıyla “bir nevii Türk Kuvva-i Milliyesi” olan alengirli adıyla Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Türk kara ordusunun öncüsü olarak mevzileniyordu.

Hepsi bir arada, soykırım sabıkalılarıydı.

Hak, hukuk ve adalet kavramlarını çiğneyerek kendini bizlere pazarlayan “yer yüzünün iyi insanları“ bloku, atağa hazırlanan katliamcı çeteleri bütününü, bıçağını bileyen katiline melül gözlerle bakan koyun sessizliğiyle, seyrediyordu.

Türklere “buyur geç” diyerek yol açan Amerika ise bir kere daha, uzaktan “insani rol” keserek bizlere el sallıyor, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo,  “Türklerin, Suriye Kürtlerini kıyıma (Soykırım) uğratmasını önlemeye çalışıyoruz“ diyordu.

Bu söylemin pek çok amlamı vardır. Çektiniz mı, her tarafa uzar… Bence en belirgin haliyle, düşmüş, sanık sandalyesine oturtulmuş birinin iddianamesine yazılmış, “her türlü çabayı gösterdik ama katili durduramadık” deme hükmüdür.

Muhatap anlar mı onu bilemiyorum ama, Kürtler düne kadar Suriye’de, NATO’nun baş patronları Amerika’nın, Britanya ve Fransa’nın müteffikiydiler.

Sonra gün döndü. Amerika, sahadan kaçarcasına bir tempo tutturunca, Türkleri kum bataklığına çekme öfkesinin planımıydı bilinmez, döngü değişti. Kürtler, bir anda yalnız kaldılar.

Oysa daha dün, bu yılki Birleşmiş Milletler dönem çalışmalarının başlaması nedeniyle, bir basın toplantısı düzenleyen Amerikan Başkanı Donald Trump, Kürtlere methiyeler diziyor, onları ortada bırakmayacakları sözü veriyordu.

ABD Başkanı, gazetecilerin soruları üzerine şöyle diyordu:

“(IŞİD yenilgiye uğradıktan sonra…) Onlara (Kürtler) çok yardımda bulunacağız. Bildiğiniz gibi onlarla iyi dostuz. Omuz omuza IŞİD’e karşı savaştık ve onları yenilgiye uğrattık. Onlar büyük savaşçıdır. Harika bir halktır. Onları unutmayacağız, unutmayacağım. Yardım edeceğiz.”

Ama kısa süre sonra, hangi sebep ve sonuçla bilinmez ama ABD, Kürtler yeminli düşmanlarıyla baş başa bırakıp adeta bölgeden kaçıyordu.

Bu kaçışa rağmen, Kürtlerin yalnız bırakılmayacağı sözleri haykırılmaya devam ediyordu. Ama, ne olursa Kürtler, bugüne kadar kendi güçleriyle özgürlük savaşımları verdiler. Kimseyi reddetmediler, ancak onlara güvenerek de ayağa kalkmadılar.

Onlar, özgürlük savaşlarını kendi imkanlarıyla sürdürmeye devam edeceklerdir. Bu ayrı mesele. Ancak, soykırımcılıkta birinci olmak suç, yeni soykırımlara girişmek ise Saddam olayında görüldüğü üzere affı mümkün olmayan, taze insanlık suçudur.

Yine Saddam vak’asında olduğu üzere gün gelir, an olur bu insanlık suçu dosyası, insanın önüne konuverir…

Bizden hatırlatması: Bir zaman Saddam’a “buyur, Kuveyt’e geçiver” demişlerdi. Sonra, onu ipe çekenler, “biz uyarmıştık ama, dinletemedik” diyeceklerdi.

Sonra belli mi olur…

Türklerin, kan dökücülükte en gözde generali bile Suriye kumullarına hayır diyerek, kendini kurtarmaya bakıyordu. Bu da anlamlıdır. Kürt düşmanlığı ile “kafayı sıyıranlar”ın anlama, kavrama yeteneği yok ama, bu soy çıkışlar yapan generaller, sonra “kurtarıcı” olarak karşımıza çıkıyorlardı.

Türk tarihinde bile, ayılma maceracılığına karşı çıkan sıradan bir subay, sonra Atatürk oluverdi. Yunanistan’da Kıbrıs, Arjantin’de Falkland macerası generaller cuntasının sonu oldu…

Yazarın diğer yazıları