Dünyanın olasılık hali

ABD elitleri içerisindeki çekişmede Trump’a karşı ABD müesses nizamının kazandığını daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Şimdi gelinen durumda bu hâl çok yönlü olarak tescillendi. Ekibi ve diplomaside arka arkaya gelen istifalardan sonra Trump’ın siyasal çevresinde hemen hemen güvenebileceği kimse kalmadı. O da henüz iç işlerinde bütünüyle bayrağı teslim etmese de dış politikada önemli ölçüde ipleri Pentagon’a bıraktı. Bu saatten sonra eğer Trump koltuğunda oturmayı sürdürürse Amerikan politik literatürüne “iktidarsız başkan” olma halini tanımlayan hususi bir kavram eklense yeridir.

Bu sürecin yansımalarının bir boyutunu Afganistan’da görüyoruz. Trump Başkan seçilmeden önce Afganistan’dan çekilmeyi savunuyordu. Şimdi gelinen noktada ise bırakın çekilmeyi asker artırımına gidileceği dahası postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının, bölgede iddiası olan Rusya, Çin ve İran gibi devletlere karşı derinleştirilme olasılığı gündeme geliyor. Burada savaşın sahası elbette sadece Afganistan olmayacak, muhtemelen başta Trump tarafından Taliban gibi grupları desteklemekle suçlanan Pakistan olmak üzere Orta Asya’daki başka ülkelerin de bu kanlı sürece dahil edilme olasılığı zorlanabilir. DAİŞ burada da anahtar işlevi görecektir. Tabii ki bu durumda diğer güçlerin ve Taliban’ın ne tür bir karşılık vereceği meselesi önem kazanıyor. Şimdiden Pakistan’da ABD aleyhine gösteriler başladı.

Trump, yeni diye sunduğu yaklaşımı şöyle açıklıyor: “Asker sayıları ya da bundan sonraki askeri faaliyetlere dair planlarımız hakkında konuşmayacağız. Bundan böyle keyfi takvimler değil, sahadaki koşullar stratejimizi yönlendirecek”. Trump bir anlamda kendisini süreçten azade kılarken, sarsılan ABD hegemonyasını yeniden tesis etme işini de artık orduya havale ettiğini deklare ediyor. Militarizme dayalı bir hegemonya kurma stratejisininse ne tür sonuçlar yaratacağı fazla kafa yormaksızın tahmin edilebilir. Ama burada bazı “yenilikler” de gündeme gelebilir. Bunların arasında Black Water gibi özel savaş şirketlerinin sürece dahil edilmesi, Hindistan’ın da ABD lehine gidişata müdahale etmesi gibi olasılıkların yanı sıra Taliban’la başa çıkamayan ABD’nin Afganistan yönetimiyle Taliban’ı masaya oturmaya zorlaması pekala mümkündür. Son söylediğim tabii ABD hegemonyasını perçinleyebildiği ölçüde yaşam bulabilecek bir ihtimal. 

Dış siyasette Pentagon’un Trump’ı bir kenara attığı bir diğer mesele ise Kuzey Kore. Trump’ın “ateşli” tarzına nazaran Savunma Bakanı Mattis daha soğuk kanlı bir yaklaşım içinde ve daha hesapçı. ABD yönetimi K. Kore’nin hidrojen bombası denemesi sonrası Güney Kore’yi bölgede daha etkili kullanmaya çalışıyor. Muhtemelen ilk elden ambargonun ağırlaştırılması hedeflenirken, saldırı son seçenek olarak duruyor. Yapılan hesaplar bir savaş halinde en az bölgede on milyon insanın hayatını kaybedeceği yönünde. Fakat buna rağmen Amerikan yönetiminin savaş başlatmaktan imtina edeceğinin, kimse garantisini veremez. Bu bölgede Rusya ve Çin’in olası ABD müdahalesi yerine sorunu yumuşatmak için inisiyatif almaya çalışmaları ise en olası gelişme. Burada bir not olarak tekrar hatırlatmakta yarar var, K. Kore BM’nin nükleer silahların yasaklanması girişimine olumlu yaklaşırken, ABD gibiler aynı şeyi savunmuyor. Dünya basını ise maalesef işin bu tarafına değinmemeyi tercih ediyor.

Pentagon’un dolayısıyla silah sanayinin ağırlığını koyduğu bir diğer coğrafya ise Avrupa. Geçtiğimiz hafta basına “NATO’nun, üye ülkelere gönderdiği gizli ibareli bir yazıda, Rusya’nın nükleer silahlanma gerçekleştirdiği ve karşılık olarak önlem alınması çağrısında bulunduğu” haberi yansıdı. Bu Rusya ile gerilimi tırmandıran Pentagon merkezli ABD politikalarının bir devamı. Rusya ile diplomatik düzeyde süren gerilim Avrupa üzerinden de yeniden tanımlanmış oluyor. Tabii burada hedef sadece silah satmak değil, aynı zamanda AB üzerinde zaafa uğrayan ABD hegemonyasını tamir etme arayışı olarak da okunabilir. Fakat sadece seçim ortamının lafları olarak değerlendirmeyeceksek Almanya’da başta SPD lideri Martin Schulz olmak üzere politikacıların eğer seçilirlerse “ABD’nin nükleer savaş başlıklarının ülkelerinden geri çekilmesi için çalışacağız” vadinde bulunmaları bir tesadüf olmasa gerek.

Yukarıda dünyanın önündeki bazı olasılıkları tartışma konusu yapmaya çalıştım. Bu “olma hali” postmodern savaş devam ettiği sürece alabildiğine karmaşık denklemleri barındıran bir tarzda varlığını sürdürecek. Ta ki emperyalist güçler arasında yeni bir “denge” şekillenene ya da bütün bu esaret zincirini kırmak için insanlık ayağa kalkana kadar.

Yazarın diğer yazıları