Dürüst adalet ve CHP

Amerikalı filozof John Rawls Justice as Fairnes yani ‘Dürüstlük Olarak Adalet’ adlı makalesinde adalet kuramının geliştirilmesini tartışır. Tartışmayı ise ‘sözleşmenin adaleti temin eden şartlar altında bir ‘toplumsal sözleşme’ aracılığıyla toplumun temel politik ve ekonomik kurumlarını tasarlıyor olsaydık, ne gibi düzenlemeler yapardık?’ sorusuyla başlar. Adaleti temin eden toplumsal sözleşmede Rawls’ın sorduğu soruyu, -CHP’nin son yürüyüşünün tek ve ana teması olan Adalet- ‘Türkiye kapsamında ele almış olsak nasıl bir tartışma yürütülebilir’diyi merak ediyor insan…

İdeal anlamda adalet, kavram olarak eşitliğe odaklıdır… Adalet temel hakların ortak temsili ve bu hak, özgürlüklerden eşit olarak faydalanmayı talep eder. Bu ise elbette ideal olarak belirlenen adalet kavramının içinin nasıl doldurulduğu ile ilgili bir konudur. Kölelik bir zamanlar sınıfsal ve ırksal olarak belli bir kesime haktı ve köle edinmek adil bir durumdu. Ya da kızı kaçırılan bir aile karşılığında bir başka kızı alma hakkına sahipti ve bu adaletli bir durumdu. Veya çocukları için ekmek çalan bir kişinin kolunun kesilmesi de bir başka hukuka göre adaletli bir durumdur. Ancak artık böyle bir adaletten bahsetmiyoruz. Adalet sadece bir hukuksal işlem değildir, hukuk adaleti hedeflemelidir. Hukuki olup adaletsiz bir yığın işlem vardır. Örneğin ana dilde eğitim yasağı hukukidir, ama adil değildir. Yüzde 10’luk seçim barajı hukukidir, ama adil değildir…

Bu durumda ideal, adaletin içeriğini nasıl doldurulacağına işaret etmektedir. Bu durumda CHP’nin talep ettiği adalet, ya da olmadığından şikâyet ettiği adalet nasıl bir içeriğe sahiptir. Örneğin Adalet mülkün temeli ise mülksüz yığınlara adalet mümkün olabilir mi? Bahsedilen adaletin içinde cinsiyet eşitliğinin adil yapılanması var mı? Mesela, parlamenter sayısı ve parti içindeki oransal dağılım, kendi parti yönetimi talep ettiği adalet ile örtüşüyor mu? Eğitim olanakları açısından adaletin içinde kendi ana dilinde eğitim hakkı, bu hakkı sağlayacak toplumsal koşul ve olanakların oluşturulması var olacak mı? İnançlara eşit mesafe -Diyanetin lağvı-, devletin dinsel alandan, dinin devlet alanından çekilmesi olacak mı mesela? Bu anlamda ordu ve polis başta olmak üzere, ülke içindeki etnik ve dinsel çeşitliliğin kotalarla yansıtılması bu adalet söyleminin içinde nasıl bir yer bulmaktadır? Kamusal kaynakların bölgelere eşit oranda dağıtılması; gasp edilen Süryani, Rum ve Ermeni malları ile Alevilerin vakfiyelerinin iadesi söz konusu mudur? 

Politik alanda tüm farklılıkların temsilinde adalet gözetilecek mi? Örneğin 7 Haziran sonrası HDP ve Kürt halkına yapılan saldırılar, hakaretler, yağmalar, cinayetler var mı bu adalet söyleminin içinde? Dersim, Koçgiri ve diğer Alevi soykırım ve katliamlarının katilleri, devlet içindeki bağlantıları ortaya çıkarılarak, özür dilenecek ve tazmini söz konusu olacak mı?

Kürt topraklarının yanında yağmalanan kültürü için bir planlama yapılacak mı mesela?

Kürt katliamları için ne yapılacak mesela: CHP’nin rolü kabul edilecek mi, ya da Mustafa Kemal başta olmak üzere Kemalist entelijansyonun….

Son Kürt kasabaları ve kentlerinin yakılıp yıkılması, diri diri insan yakılmasının hesabı şeffaf olarak sorulabilecek mi?

Dolayısıyla bugüne kadar ki pratiğinden çıkarabildiğimiz CHP’nin bahsettiği dürüst bir adalet olmaktan öte, en derin adaletsizliklerden biri olan imtiyazlı konumlarının devamı talebidir. Bütün bu süreci sadece AKP’nin üstüne yıkıp aklanılamayacak bir tarih vardır, suç ortaklıkları vardır. Adalet talebi yığınlarındır. Bu talep devam edecektir…

Yazarın diğer yazıları