Ecdad, icraat ve Roboskî

Roboskî katliamının üzerinden bir yıl geçti.

Soruşturmalar açıldı, heyetler gitti, raporlar yazıldı ancak…
Aradan bir yıl geçmesine rağmen katliam aydınlatılamadı.
Şimdiye kadar hazırlanan raporlar da teknik detaylar manzumesi. Hükümet açıklamalarını alt alta dizip okuduğunuz zaman küstahlık ve pişkinlik sırıtır.
Mesela İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin raporuna göre katliam “sınır ötesi operasyon.”
Diğer yandan müfettişler, ateş emrinin yerelden verilmediğini, emrin daha üst kademelerden geldiğini tespit etmişler. Bir de sanki İçişleri Bakanına inat olsun diye, olay günü herhangi bir istihbaratın sözkonusu olmadığını söylemişler. Bu raporun nasıl anlaşılacağı da okuyanın takdirine kalmış. Ortalama bir zekanın varacağı sonuç şu oluyor:
Keşif uçakları tespit etmiş, bağlı bulunduğu karargaha bilgi vermiş, karargah da “vurun” demiştir.
Bu kadar basit. Kaza değil, hata değil. Taammüden işlenmiş bir katliam. Faili de devlet, devletleşmiş AKP Hükümeti.
Ama hükümet, meclis, konuyla ilgili bilumum devlet kurumları işin içinden çıkamıyor.
Meclis bünyesinde kurulan alt komisyon “çok ciddi bir iş yapıyormuş” görüntüsü veriyor. Kamuoyu da sonucu bekliyormuş görüntüsü veriyor.
Sanki bütün Kürtler, konuyla ilgili herkes, alt komisyonun raporuna göre duruşunu belirleyecek.
Velev ki bir sonuca ulaşıldı. Ancak o sonucun, Özal’ın zehirlenmesiyle ilgili Adli Tıp raporunun bir benzerinin olması güçlü ihtimal. Yani ne evet, ne hayır.
Adalet arayışçıları ise konuyu sürekli gündemde tutarak sorumluların açığa çıkmasını istiyor. Emri vereni bulmak, adalet arayışçılarının vicdanını rahatlatacakken, Kürtlerin “oh tamam, bu mesele de hal oldu” demeleri mi bekleniyor?
Bulunsa da yargılanacağını beklemek; Kenan Evren’in yargılanmasıyla, Menderes’e itibarının iade edilmesiyle TC tarihinin düzeltileceğini sanmak gibi bir safdillik.
Velev ki sorumlular bulundu, yargı önüne çıktı.
Türkiye’de Kürtlere-Alevilere dönük katliamların sanığı olmak, parlak bir geleceğin habercisidir.
Dönüp tarihe bakın. Maraş katliamı sanıkları, Sivas katliamı sanıklarının bugün nerelerde, ne işlerle meşgul olduklarını araştırın, göreceksiniz. Aslında olan biten, katliamı zamanın akışına terk etmek, sulandırmak, çürütmek.
Roboskî’de 34 kişi öldürüldü ama suçlu yok, tutuklanan yok.  Diğer yandan katliamın ertesi günü köye gelen kaymakama iki tokat attı diye 65 kişi tutuklandı.
Kürtler bu devleti tanıyor. Katliamın sebebini de biliyor. Her şey ayan beyan. Çok iyi biliyorlar ki katledilmelerini emreden zihniyetin nezdinde “teröristin” vurulması meşru, sivilin vurulması günah değildi. Nasıl olsa her ikisi de Kürt’tü.  
Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Katliam gizlenemedi. Hükümet, katliamı ört bas etmek için kırk yalan uydurdu. Yetmedi, kalan sağları teskin etmek için rüşvet teklif etti. O da yetmedi Roboskî’ye 45 kişilik korucu kadrosu tahsis etti ki sağ kalanlar hallerine şükretsin.
Oysa bütün Kürtler bilir ki;
Müfettişlerin, komisyonların, raporların teknik incelemeleri bu katliamı anlatamaz, aydınlatamaz. Mahkemelerin, meclislerin alacağı kararlar, yürekleri soğutmaz.
Bütün Kürtler bilir ki;
Roboskî, Kuzey Kürtlerinin Halepçe’sidir, ikinci 33 kurşun vakasıdır. Bu iki olay anlaşılmadan, Roboskî anlaşılamaz.
Kürtler, 33 kurşun meselesini de doğru anlamıştır. Özalp’taki o kışlanın adı ha Orgeneral Mustafa Muğlalı kışlası olmuş, ha astsubay Erkan Durukan kışlası olmuş. Ne fark eder. İkisinin de ellerine Kürt kanı bulaşmıştır.
Kürtlere göre;
Roboskî “ıslah” etmenin bilindik tekerrürüdür.
Devlet havsalasının (aklının) tarihsel tezahürüdür.
“Tedip, Tenkil ve Tehcir” çizgisinin güncel uygulamasıdır.
Fethullah Gülen’in “köklerini kurut, işlerini bitir” perspektifinin hayata geçirilişidir
Ve, Erdoğan’ın ecdadına yakışır bir ameldir.

Yazarın diğer yazıları

    None Found