editörden

Usta şair Nazım Hikmet, "Ben babamdan ileri, çocuğumdan geriyim" sözü ile kuşaklar arası diyalektik bağı ortaya koyuyor. İnsanlar gelişim evresinde çeşitli yaşlarda farklı toplumsal tepkiler ortaya koyuyar. Çocuklar ve gençlerin, ebeveynleri ve diğer büyükleriyle olan ilişkilerini kısaca kuşaklar arası ilişkiler olarak tarif etmek mümkün. Bu ilişkiler tekdüze olmadığından dolayı genellikle çatışmalara neden olmaktadır. Anne-baba, öğretmen ve yönetici olarak tüm erişkinlerin gençlere karşı genelde yansıyan ortak tutumu; tepeden bakma, sorumsuz ve asi görmekle özetlenebilir. Gençler ise tarih boyunca kendilerinden büyük kuşakları "tutucu, geri kafalı, bencil, korkak ve buyurgan" olarak tanımlamışlardır. Tarihin hangi dönemini incelersek inceleyelim gençlerle yaşlı kuşakların yargıları değişik, ön yargılı tutumları ortaktır. Beklentiler, eğitim ve kültürel değişkenlikler, toplumsal gelişmelere uyumdaki farklılıkların yol açtığı kuşaklar arası çatışmanın olumsuz sonuçlarının yanında olumlu sonuçları da vardır. Yaşlılar deneyimleri ile kültürü aktarırken, gençler ise kalıplaşmış ilişkileri zorlayarak toplumsal alanda birçok yeniliğe imza atmıştır. Biz de PolitikART’ın bu sayısında birçok bilim dalının da ilgi alanına giren aile içi sorunlar ile kuşaklar arası çatışmayı, özelde Kürtlerde yansıyan yönleriyle irdeledik.

Avrupa’da yaşayan Kürt aileleri arasında yaşanan sorunlar başta olmak üzere, kuşaklar arası çatışmayı birçok yazı ile PolitikART’ın 126. sayısının ana dosya konusu yaptık. Zilan Diyar, bir Kürt ailesinde yaşanan sorunları "Dövme" başlığıyla kaleme aldı. "Kuşak çatışmasının toplumsal bütünlük içinde ele alınarak yararlı bir dinamik haline dönüştürülmesi, ancak insanın zihinsel üretim yeteneklerinin bütünüyle özgürleştirilmesi ile yani çatışmayı üretim enerjisi haline dönüştürebilen özgürleştirilmiş toplumsal yapılar içinde olanaklıdır" diyen Xwe Metin Ayçiçek, "Ailede kuşak çatışması"nı irdeledi. "Avrupa’da Kürt diasporası" başlıklı yazısında Prof.Dr. İlhan Kızılhan, "Avrupa’daki Kürt toplumundan söz ediyoruz ve paradigma değiştiren yeni bir diaspora hareketine ihtiyaç vardır. Aksi takdirde, Avrupa’da yaşayan yeni nesiller içerisinde bulundukları büyük topluluklar içinde kaybolma tehlikesi ile karşı karşıyadırlar" uyarısı yapıyor.
"Masîro’daki mavi sonbahar" yazısıyla Meral Çiçek, "Ronahî Anıt Şehitliği"nin hikayesini anlatıyor. Ferda Çetin ise "Canciğer iki yoldaş Zeynep ve Alişer" başlıklı yazısıyla Gurbetelli Ersöz (Zeynep) ile Yücel Halis (Alişer Koçgiri)’yi anlattı.
Dr.Ayhan Kavak, "İçeri’den" bölümünde "Yazmak Sorunsalı"nı ele aldı. Yine cezaevinde yazan Ulaş Aslan ise Ege dağlarında gerillaların yaşadıklarını "Şêx Bedrettin diyarına yolculuk" öyküsüyle anlattı. Newroz Dijwar ise "Dağın dili"nden "Dağların gizli ressamı"nı yazdı. Ayrıca, Cihan Erdoğan’ın "Körlük bulaşıcıdır" ve Ercan Jan Aktaş’ın "MARTI Jonathan Livingston" denemelerini, Neslihan Sever ise Barcelona’da bulunan "Sagrada Familia"yı "Gaudi’nin paha biçilmez külleri" yazısıyla anlattı.
Yeni bir PolitikART’ta buluşmak dileğiyle…

Yazarın diğer yazıları

    None Found