Efrîn’de çetecilik, ahlak ve ahlaksızlık ikilemi

Erich Fromm, ‘nsan kurt mudur, kuzu mudur?’ sorusuyla insan doasını sorgulamaya giritiinde esasında insanın farklı olanakların toplamından ibaret olduğunu ortaya koymaya çalışmıştı. Bu olanakların hangisinin gerçekleeceini ise birçok faktör belirleyebilirdi. Bu temelde insan özgür ve ahlaklı eylemlerde bulunabilecei gibi, insani deerleri çineme pahasına oldukça canavarca ve ahlak dııda davranabilirdi.

Hiç kukusuz, Rojava’daki saldırıların Efrîn somutunda amaz kuralı; tam da bu türden ahlaksızca, insanın insan olmaktan utanç duyacaı, ilkel bir güdünün dini ve ilmi bulularla bezenmi, ölüm kusan halidir. Nitekim burada amaç; sadece sava kazanmak veya isyan bastırmak deildir; insanların ruhu üzerinde kalıcı bir etki bırakarak bir daha asla karşı koymamalarını ve koşulsuz teslimiyetlerini salamaktır. syan etmeyi düünenlere balarına neler geleceğini en acılı yoldan gösteren, korkuyu kalıcı ve baki kılan oldukça eski bir savaş stratejisidir bu. Tıpkı Perseus’un Medusa’nın baını kesmesi bir öldürme davranııyken, kestii baı kalkanına taktıktan sonra korku salarak itaat salamak istemesinin anlamının daha derin olması gibi. Tıpkı Osmanlı ordusunun birçok isyanı bastırma biçimindeki beiktekini beikte, eiktekini eikte zihniyeti ile yapılan temizleme operasyonları gibi. Tıpkı Ruanda’da bir milyona yakın Tutsi’nin öldürüldükten sonra parçalanmasındaki barbarlık gibi…

David de Breton, ‘Acının Antropolojisi’ isimli kitabında ‘Bir insanın ya da bir devletin gücü; verebilecei acıların toplamıyla ölçülür. Acı çektirme özgürlüü iktidarın gölgede kalmı yüzüdür’ der. Bu açıdan çetelerin Efrîn’de acı çektirerek, ikence yaparak, onur çineyerek sergiledii vahet, Breton’un dedii gibi oluturulmak istenen mutlak itaat için acı çektirmeyi siyasal bir denetim biçimine dönütürmeyi ve insanların belleklerinde silinmez izler bırakmayı amaçlamaktadır. Hedeflenen sadece kurbanının boyun emesi deil, kimlik duygusunun da kırılmasıdır. Öldürme biçimi ve öldürme araçları artık bir güç gösterisine dönüşmüştür. Tecavüz, talan, hırsızlık, her türden barbarlık korku salmak ve bir toplumu yok etmek amacını taımanın yanında bir galibiyet ve zafer nianesidir. Nefret duygusunun, fetih ve ele geçirmenin anlamıdır. Bu bakımdan kendine cellât rolü biçenlerin düünme yetisinden yoksunluu, basmakalıp fikirleri, klie deyileri, vicdan ve yargıda bulunma yetilerinin sakatlığı, bize ahlaki ve insani değerlerdeki erezyonun boyutlarını göstermektedir.

Kanımca; geleneksel siyasal slam’ın savama biçiminin de sergilenen bu vahşette motive edici etkisi, payı vardır. Zira uyguladıkları vaheti kutsallıkla maskelemekte, Allah’ın vahiyi olarak kabul etmektedirler. Siyasal slam’ın tarihsel sava geleneinde kılıç zoruyla girdikleri ülkelerde bunun sayısız örnei sergilenmiştir. ‘Hak dinine döndürmek’, ‘cihatın meruluu’, ‘Din dümanlarına ve dinsizlere karı sava’ söylemleriyle kutsallatırılan bu savama biçiminin Efrîn’de tekbir eliinde vuku bulan hali; her türlü hırsızlık ve talan, katliam ve zülüm olmuştur. Temel argüman aynıdır; inanmayanların zorla dine döndürülmesi ve ‘sapkınların’ cezalandırılması. Bu makul ve kabul edilebilir görülür. Çünkü din dümanlarını temizlemek dince de mubahtır. Bir tür bağımlılık halidir bu. Nihayetinde bu baımlılık sorgulamaksızın bir kiiyi yönlendirdiinde  o kii hissiz, değerden yoksun, acımasız bir sava makinesine dönüebilmektedir. Bu durumda uygulanan iddette vicdan, ahlak ya da haklı kılınacak bir yan bulmak imkansızdır. Artık devreye giren kıkırtılan, acımasız, bilinçsiz bir nefret veya Rojava’da görüldüü gibi körü körüne inanılan banaz düünceler olabilmektedir.

Sonuç itibariyle; vicdan ve ahlaktan kopuk yürütülen kirli bir savatan geriye kalan; öfke, intikam duygusu, yıkıcılık, saldırganlık ve kan dökücülük olsada dünya kamuoyunun da artık kabullenmek zorunda kaldıı ve Suriye’de yürütülen kirli savaın en meru noktasında Kürtler bulunuyor. Bu anlamıyla Efrîn’deki meru mücadele bir taraftan Kürtlerin kendi topraklarını savunması ve özgür bir yaamı örme iradesine dayanırken; bir taraftan da çirkin, ahlaksız ve vahi saldırılara karı verdikleri mücadele iradesine dayanmaktadır. İnsanların kölelie, ırkçılıa, soykırıma, sömürgecilie ve talancılıa karı çıkmalarında ki haklılık, meruluk ve ahlaki boyut neyse, Kürt halkının kendi öz topraklarında zulme ve vahete karı duruundaki ahlakilik ve meruluk da odur. Zira insanlıın hiç eksilmeyen adalet istemi, özgürlük fikri, yaanılır bir dünya düü nasıl ki her zaman baskın olmu ve acılı bir uyanı çarısıyla iradeli mücadele gücüne dönüse Kürt halkının verdii mücadelenin ve direniin anlamı da budur. Öyle ki bu irade; dünyanın kiri pası ve karanlığı içinde tüm insanları hep daha fazla, daha fazla umutlu olmaya çaırıyor.

Yazarın diğer yazıları