Efrîn’de ‘kurtarıcısı’nın sefil halleri

Ahmet KAHRAMAN

Kürtler, seçim zamanı, askerliğe alma ve vergi toplamada Türklerle kardeş, eşit hak ile hukuka sahip “birinci sınıf vatandaş”tır.

Hatta Recep Erdoğan, daha yakın zamanda (19 Haziran 2018) Van meydanında oy isterken bağırıyordu:

“Hangi Kürt dışlanıyor? Asla! O benim kardeşim. Varsa böyle bir terbiyesizlik yapan, karşısında önce beni bulur; sonra devletimizi bulur.”

Oysa yalan, dolandırma taklaları yerinde dursun, ama gerçeğin yüzü başkaydı. Dibacesi (temeli) yalan ve kandırmaca olan TC’de, Kürtlere ilişkin hiç bir şey hakiki değildi. “İyilik, güzellik” üzere denilen tutum ve davranışlar da kandırma ve dolandırma üzere idi. Türk atasözüyle, her şey “köprü başını tutmuş ayıya dayı demek”te dalkavukluktu.

Kürtlere muhtaç oldukları zamanı olan seçimlerde, pek insani davranıydı, hal ve hareketleri. Ama kendilerini güçlü hissettiklerinde, aniden çayıra salınmış bahar hindileri gibi kabarıyor, sopa, dipçik, yangın, yıkım ve kurşunun diliyle konuşuyorlardı.

Bu iki yüzlülük yeni değildi. Türk devleti ortaya çıktığından beri, halleri böyleydi.

Öte yandan, soysuzlaşıp kendini inkar ve biat etmeyen Kürt, başından beri “eşkıya“ydı 1980’lerden bu yana da, görüldüğü yerde vurulması hak olan “terörist”tir.

Bir gerçeği söylemek gerekirse, Kemalistler AKP rumuzlu Magandalara oranla daha mertti. Vururken, bir yandan da “biz din kardeşiyiz” yalanına devam etmiyor, Muaviye takkiyeciliği ve entrikacılığını tekrarlamıyorlardı.

Yine ilk defa, AKP rumuzlu Haydut devlet çağında, Kürtler ilk defa yer yüzü boyunca resmen düşman ilan edildiler. Dünyanın herhangi bir yerindeki bir Kürt grubun, varlık olup özgür bir hayat kurması, veya özgürlüğe doğru adım atması, ilk defa bu dönemde, resmen Türk’ün “beka”, başka bir deyişle, kader meselesi haline geldi. Kader savaşında, Kürt’ün var olması, Türk’ün sonu olarak lanse edilerek, ırkçı afyon tohumları ekildi, fukara Türk’ün beynine. Bu afyonla ruhu çalındı. Olan beyni zehirlendi.

Mesela, Erdoğan son seçimde çok Kürt öldürdüklerini ve öldürmeye devam ettiklerini söyleyerek oy devşirdi. Cinayet ve kanı soylayıp “Türkün insaniyeti” yaparak…

Amerika’nın yardımı ile kurtarılmış Kürdistan’ın güney parçasına “dostluk, kardeşlik dayanışması” diye yanaşıp işgal ettiler. Bu bir entrikaydı. Dolandırıcılıktı. Ama Türk halkına üstünlük diye pazarlanıyordu.

Kuzey Kürtlerine, kardeşliğe ek “demokratik temelde uzlaşı” söylemiyle açıldılar. Ancak onları kandırıp dolandırmayı başaramayınca, “nsanlık” gösterisinden vazgeçip kırım ve yıkım silahına sarıldılar.

Rojava’yı da, El Kaide’nin Ortadoğu’daki uzantısı olan IŞİD (Irak, Şam İslam Devleti) eliyle işgale çalıştılar. Fakat Kürtler, efsanevi Kobanê savunmasıyla bozguna uğrayan IŞİD çöküş sürecine geçince Recep Erdoğan, vekilini kaybetti. Ardına saklanacağı çete kalmayınca, iş başa düştü. Kuzey Suriye ve Efrîn’de, ordusunu öne sürmek zorunda kaldı.

Ancak, bunun için de desteğe ihtiyacı vardı. Rusya’dan izin ve hava sahasını açma desteği almak için, 70 yıldır NATO üyeliğiyle, çıkarlarına bekçilik ettiği Batı’ya arkasını dönmek zorunda kaldı. Yeni efendi Rusya idi…

Recep Erdoğan’ın orduları, bundan sonra, ŞİD döküntüsü katiller, tecavüzcü, soyguncu ve tecavüzcülerden çetelerle takviyeli saldırıya geçti.

Dünyanın gözü önünde, sivil, savunmasız köylüler katlediliyordu. Recep Erdoğan, bu katliamı Türklerin “beka” (gelecek) meselesi olarak sunuyor, “milli seferberlik“ ilan ediyordu. Mafya reisi Sedat Peker de, IŞİD çetelerine zırhlı araçlar armağan ederek, seferberliğe katılıyordu.

Öte Recep, Efrîn yolunda, “kimsenin toprağında gözümüz yok” diyordu, dünyanın yüzüne karşı. “amacımız işgal değildir” diyordu.

Efrîn’i, Efrînlilerden kurtarıp özgürleştirilecekti. Barışı tesis edecek, sonra tek bir bireyi bile rahatsız etmeden, Efrîn’i Efrînlilere teslim edip sınır berisine çekecekti, ordularını…

Ancak, Kıbrıs sahillerinde, Hatay önlerinde söylenen yalanın bir tekrarıydı, bu. Yalan ve entrikalar kumkumasından piramit…

 Bu piramidin temelinde, dürüstlük, mertlik ve hakikat harcı yok, Mafya kanunları vardı. Mafya’nın defterinde ise dürüstlük ve onur yazılı değildi.

Bilen, bu defterde yazılı olan gerekçeleri biliyorlardı. Recep Erdoğan’ın Efrîn yolunda söylediklerinin aslı, astarı çıkmadığı zaman da şaşmadılar.

Yalan ile dolandırıcılık üzerinde inşa edilmiş zulüm, tarihin yıkımı, anıt ve mezarlıkların tahribiyle başladı. Tabelaların sökümüyle sürdü. Hırsızlık, soygun ve talanla sürdü. Ardından tecavüzler, cinayetler sökün etti.

Bugün, 140 bin Efrînli uzaklardan bakıyor, yurduna. Bugün, Efrînliler hala zorla evleri, iş yerlerinden sökülüp atılıyorlar. Yerlerine tecavüzcü, katil çeteciler, Rusların Halep’ten, Guta’dan söküp attığı IŞİD çetecileri yerleştiliyor. Malına, mülküne sahip çıkan insanlar katlediliyor.

Efrîn’e kurtarıcı propagandasıyla giden ve Kürt savaşçıların katliamları önlemek için çekilmesinden sonra, fatih edasıyla şehre gidenler, bugün sefil haldeler. Yer yüzünün iyi insanları, toplantı ve gösterilerde, “katiller, tecavüzcü ve hırsızlar Efrîn’den dışarı” diye bağırıyorlar.

O toprakların sahip, işgalcileri zorla çıkarmak için hazırlana dursun, fatih edalıların sonunda geldiği yerin adı, yurt hırsızlarının sefaletidir…

Yazarın diğer yazıları