Ekoloji ve ekonominin bağlılığı

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, kavramlara yeniden bir tanım getirmekte, toplumun kendisine ait olanı yine topluma tekrar kazandırmaktadır. Bunun için ekolojisiz bir ekonomi, ekonomisiz bir ekoloji asla yürümez. Bugün ekoloji ve ekonomi denildiğinde bu kavramların özüyle hiç alakası olmayan şeyler (doğa yıkımı, türlerin yok oluşu, genetik tarım, savaşlar, halkların kırımı, kar, faiz, borsa, kredi vs.) geliyor aklımıza. Oysaki bu söylenenler tamamen lafı güzaf olup, kafa karıştırıcı kelime oyunlarından ibarettir. Bu iki kavram birbirinden ayrıymış gibi ele alınması ve sanki aralarında karşıtlık varmış gibi yansıtılması, merkezi uygarlığın böl-parçala ve yönet politikasının bir parçasıdır.
“Doğa, insan için vardır ve sınırsız, ölçüsüz ondan yararlanır” anlayışı insan merkezci, tahakkümcü bir zihniyetin anlayışıdır. Bilindiği gibi, kapitalist modernite bugün, küresel devletler ve tekelci-sermayedar eliyle kendisini üçayak –ulus-devlet, kapitalizm ve endüstriyalizm- üzerinden örgütlemiştir. Bu üçayak, ekonomi ve ekolojinin özünü boşaltarak, tamamen iktidarın eline hizmet eden bir olgu haline getirmiştir. Kapitalist endüstriyalizm, ekonomi adı altında çılgınca ekolojiye saldırmakta, onu kendi çıkarı için kullanarak, sonuna kadar canını okumaktadır.
Ekoloji ve ekonomi tıpkı et ve tırnak gibi birbirine bağlıdır. Her ikisi de canlılık içeren evrensel karakter sahibi, toplumun temel taşıdır. Fakat onları parçalayan zihniyet aynı zamanda gerçek özünü çarpıtarak anlamsızlaştırmış ve birbirinden uzaklaştırmıştır. Kapitalist sistem ekoloji ve ekonomiyi birbirlerinden uzaklaştırması yetmemiş gibi en kötüsü her ikisinin toplumdan uzaklaştırılmasıdır. Toplumun kendi yarattığı değer bugün kendisine en değersiz, en acımasız ve hatta düşman olarak karşısında durmaktadır.
Bu bağlamda ekolojiyi ekonomisiz ele alamayacağımıza göre ekonomiye ilişkin de önemli hususları dile getirmek ve ekolojiyle bağını kurmak önemlidir. Günümüz toplumları açısından ekonomi denilince ilk akla gelen kuşkusuz para, borsa, kredi, faiz vs. kavramlar olmaktadır. Çünkü uygarlık ve onun uzantısı kapitalist modernite, ekonomiyi devlet ve tekelci iktidarın elinde bir sermaye alanı olarak kullanmakta, toplumu bununla sömüren ve ekolojiyi yıkıma götüren bir canavar haline getirmektedir. Ekonomi, tanım ve içerik olarak elbette bu değildir. Kapitalizm ve endüstriyalizmle de hiç alakası yoktur.

Gerçek ekonomist kadının kendisidir
Tarihten günümüze kadar ekonomi kavramı sistem tarafından çarpıtılmış, gerçek anlamından uzaklaştırılarak, başta kadın olmak üzere toplumun ekonomiden dışlanmasına ve tüm ekonomik faaliyetlerin (insan emeği, tarım, hayvancılık, pazar vb.) iktidar tekelleri tarafından işgal edilmesine yol açmıştır. Ekonominin gerçek sahibi toplumun kendisi yani çiftçi, çoban ve küçük tüccarlardır. Gerçekte ekonomist olan da kadının kendisidir. Ekonomi kelime anlamı “aile yasası, ev yasası, evi geçindirme kuralları” demektir. En zor iş olan çocuk doğurmak ve besletip-büyütmek, ev işleri ile uğraşmak, kadının yaptığı işler olarak emek ve fedakarlığın en değerlisi olmuyor mu?
Ailenin maddi-manevi geçim kurallarını koyan ve çevresini örgütleyen yine kadının kendisidir. Üretime dayalı olarak tarım ve toprakla uğraştığından ekolojiye en yakın olan da kadın, ana-tanrıçadır. Etrafında ilk toplumsallığı örgütleyen, yaşamda sevgi, saygı, ahlak ve ortak paylaşım ruhunu geliştirip güzelleştiren kutsallık atfedilmiş kadın gerçekliğidir. Kadının gerçek özünde bu ruh ve düşünce olurken bugün en fazla ekonomiden kadın uzaklaştırılmış, yaptığı iş ve fedakarlıklar ise emekten sayılmamıştır. Bu temelde gelişen önderlik paradigması hiyerarşik devletçi paradigmaya ve onun son temsilcisi olan kapitalist modernitenin hukukuna, siyasetine, kültürüne, bilim ve teknoloji anlayışına karşı olduğu kadar, ekonomik anlayışına da karşı çıkmış ve ekonomin gerçek tanımını yaşamın başlangıcından ele alarak, paylaşımcı, ortaklaştırıcı, eşit ve özgürlükçü toplum gerçekliğine ait bir ekonomi anlayışını ortaya koymuştur.
Kürt Halk Önderi Öcalan “Demokratik Uygarlık Manifestosu”nun beşinci kitabında şunları ifade ediyor: “Özellikle fetişleştirildiğinden ötürü, ekonomiyi sınırları çizilmiş bir tanıma kavuşturmak büyük önem taşımaktadır. Her şeyi ekonomiye indirgeyerek ekonominin tanımını anlamsız kılan liberalizm, ekonominin tersi her olguyu da ekonomi saymaktadır. Genel anlamda ekonomiyi toplumun zorunlu maddi ihtiyaçlarını giderme eylemi, bunun kurumsal ve kuralsal ifadesi olarak izah ederken, daha dar anlamda pazar etrafındaki maddi ihtiyaç değiş tokuşu olarak tanımlamak mümkündür.”
Gerçekte ekonominin temel ölçüsü kuşkusuz toplumun ihtiyaçlarına cevap olmasıdır. Fakat devlet-iktidar- kapitalizm ve tekelci-sermayedarın elinde olan ekonomi, toplumları ve ülkeleri sömüren, doğayı tahrip eden bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu unsurlar toplumun ekonomik alanlarına (tarım, çiftlik, Pazar, vb.) el atınca onu toplum, birey ve doğaya karşı yürüttükleri savaşın merkezi alanı haline getirmişlerdir. Günümüze kadar süregelen bu saldırıların en önemli sonuçları ise, toplumun ekonomiden dışlanması, ekonomik alan, ilişki ve faaliyetlerin iktidar tekelleri tarafından işgal edilmesi ve bu işgal üzerinden kar ve sermayesini güçlendirip savaş rantçılığını yükseltmesidir. Bu işgal ve sömürünün toplumsal süre boyunca ve hatta belki de onun toplamından daha fazla derinleştirilmesi ve yaygınlaştırılması, devletçi uygarlığın en son temsilcisi olan kapitalist modernite döneminde gerçekleştirilmesidir. Çünkü endüstriyalizm canavarının zirve yaptığı bu dönem aynı zaman da küresel finans çağını da beraberinde doğurmuş, üstelik bu da demokrasi, özgürlük, birey hakları, ekonomi ve daha birçok kavramın çarpıtılmasına, dahası doğa-evren tümüyle bir kaos ortamına sürüklenmiştir.

Komünal ekonomi ve ekolojik toplum ilişkisi

Komünal ekonomi, demokratik-ekolojik-kadın özgürlükçü toplum paradigmasına dayanır. Bu anlamda ekonominin kendi özüne kavuşturulması yani tekrar toplumun doğal gelişme seyrine hizmet edebilmesi için gerçek anlamda toplumsal bir alan düzeyine getirilmesi gerekir. Ekonomi, başta onun gerçek yaratıcısı olan kadın olmak üzere ekonomiden dışlanan tüm toplumsal kesimlerin tekrar denetiminde olan, ortak bir ekonomi anlayışı ve sistemin kurulması ile ancak komünal ekonomi anlamını kazanabilir. Komünal ekonomi, toplumun ihtiyaçlarının neler olduğunu, bu ihtiyaçların miktarları ve özellikleri, bunların hangi yöntemler ve araçlarla, hangi ilke ve ölçülere göre karşılanacağına ortak, doğrudan karar veren demokratik bir sistemdir.
Ekolojik-ekonomik yaşam tarzında toplumsal üretimler de komün-kooperatifler esas alınır ve buna yönelik toplumun aldığı kararları yine toplum kendisi uygular. Ekonominin iki temel alanı vardır. Bunlar, üretim ve tüketim alanlarıdır. Her iki alan üzerinde toplumsal bir denetim sağlandığı takdirde ekonomi tamamen kontrol altına alınmış olur. Burada devletin hukuk ve yasalarına ihtiyaç yoktur. Komünal ekonomi demokratik bir sistem ve toplumun denetiminde olduğundan, ilke ve ölçüler, ekonomi yasaları çerçevesinde yine toplum tarafından belirlenir ve herkes bu yasa çerçevesinde komün-kooperatiflere katılır.
Ekonomiyi ekonomi kılan temel ölçü, temel ihtiyaçları karşılama ve bunu yaparken de ekoloji karşıtı haline gelmemesidir. Burada önemli olan kuşkusuz ahlaki ölçülerin suiistimal edilmemesidir. Ahlakın olduğu yerde ne özel mülkiyet anlayışı olur ne de, tekelci kar-sermayenin eli olur. Ahlak ve politika, komünal ekonomik yaşam tarzında olmazsa olmazıdır. Komünal ekonomi de, insanlar işbölümü sayesinde ihtiyaçlarını karşılamak için imece yolunu seçerler. Herkes bu işbirliği ve işbölümü sayesinde kendi alanında uzmanlaşır. Salt ekonomide değil, zanaat, ticaret, bilim, eğitim, yönetim, genel hizmetler gibi faaliyet alanları da doğar.
Ekolojik-ekonomik yaşam tarzının insan sağlığına uygun olmasını, hormonlu gıdalar olarak ifadelendirilen GDO’ların üretimi yerine organik tarımı geliştirmesi gerekmektedir. Tarımda kimyasal maddelerin kullanılarak toprağın öldürülmesi yerine, toprağı güçlendirici bir tarım politikasını esas alır. Organik tarım hem doğaya dost olan bir tarım şeklidir, toprağı korur, hem de toplum sağlığına en uygun olan üretimdir. Doğaya dost tekniğin kullanılması hem sanayide, hem de tarımda, toplumsal ihtiyaçların karşılanmasını esas alan üretim yapılır. Komünal ekonominin üretim mantığında kar ve sermaye peşinde olmadığından, doğayı tahrip etme, insan sağlığını tehlikeye koyma ve toplumu işsiz bırakma gibi kaygıları söz konusu olmayacaktır.

Hormonlu gıda, uyuşuk toplum demektir

Toprak ve tarım insanlığın varoluş koşuludur. Fakat bugün tarım-tarımcılık üretim sektörü ikinci planda yer almaktadır. Çünkü sanayi ve teknoloji üretimleri başat konumdadır. Her şey makine ve robotlara bırakılınca insan eli ve emeği değmemiş yapay, hormonlu ürünlerin üretilmesine en önemlisi hantal, uyuşuk bir toplum biçiminin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Oysaki sanayi ve teknoloji de artan sayı toplumda gittikçe artan kriz ve çözümsüzlüğe yol açmaktadır. İşsizlik, yoksulluk ve bunun yarattığı hırsızlık, cinayet, tecavüz vs. tüm bu toplumsal sorunların ardında şüphesiz ki toplumun ekonomide yaşadığı sıkıntı, çözümsüzlük ve çaresizlik yatmaktadır.
Peki, insan gibi bir varlığın elinde bu kadar zengin (tarım, toprak, orman) bir çalışma alanı-faaliyeti olurken, nasıl olurda aç ve işsiz kalabilir. Bu ciddi bir paradokstur. Kürt Halk Önderi Öcalan; “En sıradan canlı hayvan ve bitkiler işe yararken, insan gibi bir varlık nasıl işsiz bırakılarak yararsız kılınsın? Örneğin işsiz karınca olabilir mi? Karınca bile işsiz olmuyorsa, insan gibi gelişmiş bir varlık nasıl işsiz olsun? Evrende işsizlik kavramına yer yoktur. Ancak analitik zekanın sapık bir ürünü olarak, toplumsal yaşamın en vahşi eylemi olarak işsizlik yapay olarak yaratılmakta ve canlı tutulmaktadır. Hiçbir olay ‘işsizlik’ kadar kapitalist sistemin ekonomik yaşama karşı en amansız düşmanlığını açığa çıkaramaz.” (Kapitalist Uygarlık kitabından)
Doğada o kadar imkan ve olanaklar var ki, sadece bunu gerçekten toplumun hizmetine koyabilecek bir komünal ekonomik anlayış ve yaşam tarzını örgütlemek gerekmektedir. Bunun için, öncelikle komünü zihniyette inşa etmemiz ve toplumun her alanında akademileşmeye ağırlık vermemiz gerekmektedir. Ekolojik-ekonomik akademiler toplumun zihniyette aydınlanması bakımından en temel ve öncelik gerektiren bir faaliyet olmaktadır. Çünkü komünal ekonomi özü itibariyle bir paylaşım ekonomisidir.
Uygarlık, özelde ise kapitalizm insanda yarattığı bireyciliği, bencilliği aşması için komünal yaşam tarzını öncelikle kendi kişiliğinde gerçekleştirmesi ve komünaliteyi salt ekonomi alanında değil, yaşamın tüm alanlarında pratikleştirmesi gerekmektedir. Bunun için toplumun ideolojik, politik, felsefik ve örgütsel anlamda eğitime tabi tutulması elzemdir. “Demokratik modernitenin temelinde tarihsel nitelik taşıyan tüm gelenekler değerlidir. Bunların en başında gelen dayanışma, komün ekonomileri temel birim rolünü oynar. Komün ekonomisi demokratik ulusun da temel birimidir. Nasıl ki ekonomik tahakküm tekelleri ulus-devletin temel ekonomik sömürü birimleriyse, komün ekonomik birimleri de demokratik ulusun temel ekonomik yaşam birimleridir. Demokratik ulus ve demokratik modernite komün ekonomisi üzerinde yükselir. Komün ekonomisinin içeriğini fazla açma gereği duymuyoruz. Bir aile komününden tutalım bir demokratik ulusa kadar, ihtiyaca göre nicelik olarak büyük ve nitelik olarak sayısız birim inşa edilebilir. İdeal tarım ve fabrika komünleri en başta gelenleridir. Ayrıca çok amaçlı kooperatif, ulaşım, sağlık ve eğitim komünleri de önde gelen komün tipleridir. Mühim olan önceden komünleri belirlemek değil, ihtiyaca ve işlevine göre komünal birimlerin her çeşidini uygun sayıda ve nitelikte inşa etmek, komünsüz hiçbir birey bırakmamaktır. Demokratik ulus, tüm üyelerini komünlerde örgütleyen ve görevlendiren ulustur. Komünsüz birey mümkün olmadığı gibi, olduğunda da hastalanmış ve yozlaşmaya yatmış demektir. Demokratik ulus bireylerinin, özellikle onun inşacı kadrolarının temel görevi, tüm bireyleri mutlaka bir veya birkaç komünün aktif çalışanı yapmaktır.”(A.Öcalan, Demokratik Uygarlık-5-)


DİCLE TEKMAN

Yazarın diğer yazıları

    None Found