Elmas annenin ardından

Cumartesi Meydanı’nda ilk oturma eylemini 1995 yılının 27 Mayıs günü yapmışlardı. O günlerde sayıları çok da yoktu. Hasan Ocak’ın gözaltında kaybedilmek istenmesine karşı yürütülen uzun ve zorlu mücadelenin bir parçasıydı Cumartesi oturmaları. “Sağ aldınız, sağ istiyoruz” sloganı memleketin birçok yerinde yankılanıyordu. Devlet Hasan Ocak’ı katletmişti ancak bedenini ailesinden, yoldaşlarından, kayıp ailelerinden ve insan hakları savunucularından kaçırmayı başaramamıştı. Bu mücadele sonunda Hasan Ocak’ın işkence ile öldürülmüş bedeni Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunmuştu. Ocak ailesi ile Hasan’ın yoldaşları ve insan hakları savunucularının mücadelesi bu kez “Kayıpları biliyoruz, kaybedenlerin listesini istiyoruz” sloganı ile devam etti. Başka bir ifade ile halkların en çok ihtiyaç duyduğu iki şeyi istiyorlardı; hakikat ve adalet.

Cumartesi Meydanı’nda 1995 yılından bu yana süren bu mücadele hakikat ve adalet içindir. Ellerinde kaybedilenlerin fotoğrafları ve karanfiller ile bekleyen Cumartesi Anneleri, sessiz çığlıkları ile adaleti ararken, bir yandan da hakikat abidesi olarak dururlar. Onlar “Cumartesi Anneleri” kimliği ile var oldukça, gözaltında kaybedilen binlerce insanı unutmak mümkün olmayacaktır. Çünkü kayıp yakınları, kolektif varlıkları ve eylemleri ile toplumsal hafızamızı oluşturmaktadır.

Üç kuşağın buluştuğu bu meydanda, dünün anneleri, babaları, artık anneanne, babaanne oldu. Cumartesi alanında büyüyen torunlar artık taşıyor kayıpların fotoğraflarını.

Polisin geçtiğimiz yıl 25 Ağustos’ta eylemin 500. haftasında gerçekleştirdiği saldırısıyla eylemin mekanı değişti. Bir yıldır İHD İstanbul Şubesi’nin önünde buluşuyorlar. Ancak ne kayıp yakınların adalet ve hakikat beklentisinde azalma oldu ne de eylemin anlamında.

Geride kalan yıllar içinde değişin ise ilk kuşağın görevlerini torunlarına devrederek aramızdan sessizce ayrılmaları. En son 19 Ağustos’ta Elmas anneyi sonsuzluğa uğurladık. Uzunca bir süredir yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle eyleme katılamıyordu ancak sık sık çocukları aracılığıyla selamlarını iletiyordu. 39 yıl boyunca aldığı her nefes oğlu Hayretin içindi. O’ndan geride kalan ne varsa bir gün onlara ulaşmak umuduyla acısına katlandı.

Hayrettin Eren, 12 Eylül darbesinden kısa bir süre sonra 21 Kasım 1980’de arkadaşı Ahmet Öztürk ile buluşmaya gittiği İstanbul Saraçhane’de gözaltına alındı. Karagümrük Karakolu’na oğlunu soran Elmas anne, gözaltı kayıt defterinde oğlunun adını gördü. Karakoldaki polisler Hayrettin’i Gayrettepe’deki Siyasi Şube’de gördüklerini söyledi. Bu kez işkence merkezi Gayrettepe’ye gittiğinde oğlunun gözaltına alınırken kullandığı babasına ait otomobili şubenin bahçesinde gördü; buna rağmen O’na “gözaltında böyle biri yok” yanıtı verildi.

Sadece Elmas anne değil. Bugüne kadar 10’un üzerinde anne ve baba, evlatlarının kemiklerine kavuşamadan, bir mezarın başında evlatları ile buluşamadan hayata veda etti. Berfo Kırbayır’ın “Bana Cemilimi verin” diyen sesini kim unutabilir ki? Dile kolay, tam 33 yıl boyunca oğlu Cemil’in kemiklerini aradı.

Asiye ve Ramazan Doğan, 1995 yılının Kasım ayında Mardin Dargeçit’te kaybedilen çocuklarının kemiklerini bulamadılar. Onların ölümünden sonra Seyhan’ın kemikleri bulundu ve 18 yıl boyunca kendisini arayan anne ve babasıyla aynı toprağa verildi. Toprağın altında birbirlerine kavuştular.

12 Eylül darbesinden sonra idam edilen Veysel Güney annesi Zeynep Güney de oğlunun mezarına kavuşamadan bu dünyadan göçüp gitti.

Kiraz Şahin vardı. Eşi İsmail’in fotoğrafı ile sessizce otururdu her Cumartesi günü. Rıdvan Karakoç’un annesi Asiye Karakoç, Zeki Altunbaş’ın annesi Cevriye Altunbaş ve babası Tahsin Altunbaş, Hüseyin Taşkaya’nın annesi Fadime Taşkaya, Mustafa Bulut’un annesi Meryem Bulut, Hasan Ocak’ın babası Baba Ocak, Abdürrahim Demir’in annesi Kesriye Demir, Hüseyin Morsümbül’ün annesi Fatma Morsümbül, Nazım Babaoğlu’nun annesi Makbule Babaoğlu, Abdurrahman Coşkun’un annesi Hediye Coşkun, Talat Türkoğlu’nun annesi Ziyneti Türkoğlu, Kenan Bilgin’in annesi Fincan Bilgin ve diğerleri… Hepsinin ömrü çocuklarını ararken tükendi. Hepsi, bir mezara hasret gittiler.

Erdoğan, 12 Haziran 2011 tarihinde Dolmabahçe’de “başbakan” sıfatıyla Cumartesi Anneleri ile görüştüğünde, Elmas anne de o gün oradaydı. Erdoğan’a, “Oğlumun tek bir kemiğine bile razıyım. Senden oğlumun mezarını istiyorum.” demişti.

Kuruluşundan bu yana Türk devleti hep ölüler ile savaştı. Ya insanların cenazelerini, yakınları tarafından gömülmesini engelleyerek yerlerde bıraktı ya da kaçırıp bilinmeyen yerlere gömerek geride kalanları belirsizliğin ömür boyu sürecek işkencesine mahkum etti. Bu “kaderi” değiştirecek tek şey ise hakikatle yüzleşmek ve adaleti sağlamak. Yıllar önce Kürdistan kentindeki bir eylemde taşınan  pankartta yazıyordu: Ölülerimizin kemikleri ile yüzleşeceksiniz.

Yazarın diğer yazıları