Emek müfrezeleri

BDP yaptığı kongrede adını, programını, yönetimini, her şeyini değiştirerek kendini Demokratik Bölgeler Partisi-DBP adıyla yeniden örgütledi. Eğer yasal engele takılmazsa adına “Kürdistan” ismini koymaya çalıştığı da söyleniyor. Böylece Kürdistan halkı DBP öncülüğünde kendi kendini yöneten bir halk haline gelmeye yöneliyor. Kürtler yerelden ve bölgelerden örgütlenen yeni bir demokrasi tarzı geliştirmeye çalışıyor.

Bunu gerçekleştirmek için kadim bir kültüre ve toplumsallığa sahipler. Yüz yıldır Kürdü inkar eden ve imha etmeye çalışan bir sömürgeci rejime karşı direniyorlar. Kırk yıldır da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın düşünceleri temelinde kapsamlı bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürütüyorlar. Tüm bu mücadelelerin ortaya çıkardığı çok önemli bir özgür yaşam birikimi söz konusu. İşte bu birikime dayanarak dünya halklarına örnek oluşturacak bir özgür ve demokratik yaşam tarzı ortaya çıkarmak istiyorlar.
Peki nasıl olacak böyle bir yaşam? Kendi kendini yönetmek öyle kolay mı? Bağımsız ve özgür yaşamı inşa etmek kolay gerçekleşir mi?
Kuşkusuz oldukça zor sorular bunlar ve öyle sadece niyet ve istekle de gerçekleşmezler. Ama söz konusu sorulara olumlu cevaplar vermek de imkansız değil. Ve Kürtler zaten uzun bir süredir bu soruları kendilerine sormuşlar ve de tartışıyorlar. Söz konusu soruların olumlu cevaplarını bulmaya çalışıyorlar. Bu sorulara olumlu cevaplar verebilecekleri zemini güçlendirmeye çaba harcıyorlar. Teorik ve programsal düzeyde cevap bulduklarına da inanıyorlar.
Bu konuda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Modernite Kuramı“ yol gösterici oluyor. “Kürdistan Topluluklar Birliği” anlamına gelen Koma Ciwaken Kürdistan-KCK yapılanışı bunun sistemini veriyor. Yani Kürdistan’da özgür ve örgütlü toplulukların her düzeydeki demokratik ve konfederal birliğini ifade ediyor. Böylece demokratik toplum örgütlülüğüne kavuşulacağı ve demokratik ulus haline gelineceği öngörülüyor.
Burada örgütlülük önemli bir kavramdır. Özgür irade diğer önemli bir kavram olmaktadır. Yine demokratik birlik vazgeçilmez kavramlardan birini ifade etmektedir. Kendi olmak veya farklılığın örgütlenmesi yine önem taşıyan temel bir kavram konumundadır. Son olarak herkes için ve her düzeydelik de temel önemdeki kavramlardandır. Böylece genel olduğu kadar yerel de olan ve her kesin kendi örgütlülüğünü ve özgür katılımını ifade eden bir toplumsal örgütlenme ve komünal yaşam sistemi ortaya çıkmaktadır.
Aslında bu sistemin genel teori ve programı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından tüm Savunmalarda ve özellikle de “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü” adlı kitapta geniş ve somut olarak ortaya konmuştur. Yani sistemin teori ve program sorunu yoktur ve böylece inşa edilmesinin önü açıktır. Sorun, yani inşa önündeki engel iki noktada ortaya çıkmaktadır: Birincisi, söz konusu teori ve programın plan ve proje haline getirilmesinde sorun, yani yetersizlik vardır. İkincisi ise, plan ve projelerin doğru örgütlenme ve yaratıcı tarzlarla pratiğe geçirilmesinde zayıflık yaşanmaktadır. Kürtlerin demokratik toplum halinde özgür yaşamları ve kendi kendilerini yönetmeleri bu nedenlerle engellenmektedir.
Peki söz konusu sorunlar nasıl çözülecek, engeller ve zayıflıklar nasıl aşılacaktır? Birinci sorunun çözümü uzman çalışmasını ve karar gücünü gerektirmektedir. Yani ekonomi, sağlık, eğitim, kültür, siyaset, hukuk, güvenlik ve ekoloji gibi toplumun temel sorunlarına çözüm getirecek uzman çalışmasına ihtiyaç vardır. Bu konularda uzman olanlar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın demokratik modernite çizgisinde bu sorunları incelerlerse o zaman çözüm içeren plan ve projeleri ortaya çıkarırlar. Demek ki bunun için uzman gruplardan oluşan toplantılar düzenlemeye ve bu toplantılarda ortaya çıkacak sonuçları genel karar haline getirmeye ihtiyaç vardır. Buna da meclis çalışması denmektedir.
Ancak meclisler bu iki temel görevi yerine getirebilirler. Meclislerin komisyon çalışmaları plan ve proje hazırlayan uzman grup çalışmaları anlamına gelirken, karar gücü de meclis genel kurulu olmaktadır. Doğrusu buyken ve meclis örgütlenmesi ve çalışmalarının bu temelde olması gerekirken, ne var ki bizdeki pratik böyle olmamaktadır. Sözde meclisler örgütlenmekte, ancak bu meclisler ne komisyon çalışmalarıyla toplum yaşamını projelendirmekte, ne de bunları karar haline getirmektedirler. Hep genel teorik düzeyi tekrarlayıp durmaktadırlar.
Belli ki böyle olmaz ve en başta bu konuda hızlı bir düzeltme gerekir. Her şeyden önce bir veya birkaç meclisle gerçek demokrasi inşa edilemez. Ülke genelinden bölge, şehir, kasaba, köy ve mahallelere kadar her düzeyde halk meclislerinin örgütlendirilmesine ihtiyaç vardır. Diğer yandan meclisler komisyon esasına göre çalışmak ve toplumsal yaşamın tüm sorunlarına demokratik çözümler üreten projeler hazırlamak durumundadır. Komisyonların hazırladığı bu projeleri meclis genel kurulları karar haline getirerek icranın önüne koymalıdır. Bir meclisin politik ve ahlaki toplum görevlerini yerine getiren bir yönetim gücü olması buna bağlıdır.
İşte bundan sonra da ikinci sorunun çözümüne, yani hazırlanan projeleri hayata geçirecek örgütlenmenin ve çalışma tarzının ortaya çıkarılmasına sıra gelir. Gündeme örgütlenme ve çalışma tarzı geldi mi o zaman sihirli kavramlar “Yaratıcılık ve İnisiyatif” olur. Yani örgüt biçimleri ve çalışma tarzı sonsuzdur, önemli olan doğruyu bulacak yaratıcılığı ve inisiyatifi gösterebilmektir. Bu konuda da halkların pratiğinden ve geçmiş mücadelenin derslerinden yararlanmayı bilmek önemlidir.
Örneğin Kürtler en zor iş olan gerillacılığı otuz beş yıldır nasıl başarmışlardır? Bu ve benzeri sorular üzerinde yoğunlaşmak bile insanı zengin çözümlere götürebilir. Kaldı ki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan hep “Kürdistan’da gerillacılığın sadece bir savaş biçimi değil, ondan öteye özgür birey ve toplumun kendini yaşatma ve ifade etme biçimi olduğunu” söylemiştir. Yani gerillacılık bir tarzdır, Kürdistan’da özgür var olma, yaşama ve çalışma tarzıdır. Kürtler en zor olan öz savunmayı gerillacılık tarzıyla başararak aslında özgür ve demokratik yaşamın tarzını ortaya çıkarmışlardır.
O halde güvenlik nasıl ki gerillacılıkla sağlanıyorsa, demokratik toplum inşası da benzer bir örgütlenme ve çalışma tarzıyla başarılabilir. Yani ekonomi, sağlık, eğitim, kültür, siyaset gibi toplumsal yaşam alanları da gerillacı tarzıyla yeniden inşa edilebilir. Meclislerin oluşturduğu projeler ve verdiği kararlar bu tarzla uygulamaya konabilir. Nasıl ki “Gerilla müfrezeleri” halinde savunma birlikleri varsa, benzer bir biçimde “Emek müfrezeleri” halinde de demokratik toplum inşa birlikleri olabilir. Başta gençler ve kadınlar olmak üzere emekçi halk bu tür birlikler halinde örgütlenip çalışmaya sevk edilebilir. Kendi kendini bağımsız ve özgür yaşar kılmanın uygulama safhası da böyle gerçekleştirilebilir.
Belki müfrezenin bir askeri kavram olduğu ve bu nedenle toplumsal inşayı askerileştirmeyi düşündüğümüz söylenebilir. Fakat bu doğru değildir ve bizim böyle bir düşüncemiz yoktur. Burada müfreze örgütlü ve disiplinli güç anlamında kullanılmaktadır. Yani emek müfrezeleri örneğin ekonomi birlikleri, yani tarım birlikleri, ziraat birlikleri, hayvancılık birlikleri, eğitim birlikleri, sağlık birlikleri, kültür ve sanat birlikleri gibi örgütlü çalışma güçlerini ifade etmektedir. Şimdi Kürdistan’da işte böyle gönüllü ve fedakar çalışma birliklerine, yani demokratik inşa birliklerine ihtiyaç vardır.
Hiç kimse böyle birliklerin örgütlenemeyeceğini ve bu tarz bir çalışmanın geliştirilemeyeceğini söylememelidir. En zor iş olan öz savunma birliklerini bu denli kahramanlık çizgisinde geliştirmeyi başarmış olan bir halkın, demokratik yeniden inşayı da emek kahramanlığı düzeyinde toplumsal inşa birlikleri ile başarmaması mümkün değildir. Yeter ki buna inanç ve biraz da öncülük eden olsun! O zaman her yerde demokratik toplumu inşa birlikleri gelişir ve yepyeni bir toplumsal yaşam ortaya çıkar.
O halde temel görevimizin demokratik ulus inşası olduğu böylesi bir dönemde, her alanda öz savunma birliklerini çoğaltırken, aynı zamanda ekonomi, sağlık, eğitim, kültür, siyaset, adalet ve ekoloji birliklerini de örgütleyip geliştirmeliyiz. Kendi kendini bağımsız ve özgür yönetmenin temel şartı işte budur. Demek ki yeni kurulan DBP’nin misyonu ve başarması gereken görevler bundan oluşmaktadır. Bunun ihtiyaç duyduğu kadroları eğitmek ve örgütlemek, bunun ihtiyaç duyduğu çalışmaları planlayıp yürütmek ve bu temelde demokratik ulus inşasını gerçekleştirmek! O halde DBP’ye kolay gelsin ve de başarılar!

Yazarın diğer yazıları