En çok hüzün yakışır Eylül’e bir de direnmek

En çok hüzün yakışır Eylül’e. Eylül hüznün rengidir. Beraber direnirken ayrı düşülen arkadaşların özleminin rengi saklıdır en çok Eylül’de. Tatlı bir serinliği vardır Eylül’ün. Sabahları gizli bir sevdalı gibi süzülür pencereden içeri Eylül rüzgarı. Usulcacık sokuluverir tenine. Sana dokunur incitmeden, seni derin uykundan uyandırmadan. Ama varlığını hissettirir sana bu derin uykunun kuyusunda. Sana dokunduğunu hissettirir seni uyandırmadan. Hafif bir serinlik, ince bir ürperti dolanır tüm bedenini. Eylül sabahları en çok da Amed’de böyledir. En çok da Amed’de değerlidir Eylül sabahlarının iç ürperten serinliğiyle dolu rüzgarı. 

Halkların eşit ve onurlu birlikteliğinin, enternasyonalist dayanışmanın, halkların ortak geleceğini birlikte kurmanın bilge ve onurlu direnişçisi, mücadelecisi Kemal Pir, küçük yoldaşı Ali Çiçek’e “Ali çavê min nabine – Ali gözlerim görmüyor” dediğinde henüz Eylül serinliği değmemişti bedenine. Kavurucu Ağustos sıcağının, Diyarbakır zindanlarının duvarlarında iki kat daha çoğalarak ölüm orucunun son demlerine yaklaşmakta olan tutsakların bedenine hücum ettiği demlerdir, Kemal Pir yoldaşıyla göremezliğini paylaştığında. Ali’nin varlığı bir Eylül serinliğidir ama Kemal için. Eylül’ün sonlarına varmadan birlikte mücadele ettikleri yoldaşlarından ayrı düşeceklerinin bilgisinin hüznüyle doludur. Yoldaşlarının gözlerinin sıcağını artık gözleriyle göremeyeceğini bilmenin kederi saklıdır sözlerinde. Ama ant içmiştir bir avuç direnişçi tüm zamanların zulmüne bedel bir zalimlikle yaşamlara cehennem taşıyan güruhlara inat Eylül sabahı serinliğini zulmün ateşiyle kavrulan bedenlere taşımaya. 

Tarih 7 Eylül 1982’yi gösterdiğinde Kemal Pir bedeninde tüm zamanların ve tüm mekanların Eylül serinliğini ölüm orucunda erimiş, bir avuç kalmış bedeninde çoğaltarak tüm Ortadoğu halklarının ve tüm direnen mazlum halkların cehennemi günlerinin Eylül serinliğine dönüşmüştür. Peşi sıra aynı Eylül’de Hayri Durmuş, Akif Yılmaz, Ali Çiçek Eylül hüznünü, Eylül direnişini, Eylül serinliğini çoğaltmak için ölümü yenerek Eylülleştiler. 

Tarih 5 Eylül 2016. Kemal, Hayri, Akif ve Ali’nin elli yoldaşı bodrumlarda yakılarak, cenazeleri panzerlerin arkasında sürüklenerek, çırılçıplak sokakta teşhir edilerek, evleri tanklarla, toplarla başlarına yıkılarak cehenneme çevrilen Kürdistan’a Eylül serinliğini taşımak için bedenlerini açlığa yatırıyorlar. 

Tarih belki egemenler için tekerrür ediyor. Yine aynı zulmü, aynı barbarlığı, aynı kanlı oyunu sahneliyorlar. Fakat ezilenler için direnen Kürdistan halkı için asla tarih tekerrür etmiyor. Direnenler çoğalıyor. Direnme biçimleri zenginleşiyor. Tutsak düşürülmüş onursuz bir yaşamın kabul edilmeyeceği bir daha asla silinemezcesine bilinçlere yerleşiyor. Yaşam Eylülleşiyor. Sizin tüm cehennemlerinize karşı bizim Kemal, Hayri, Akif ve Ali’nin gözlerinden çoğaltacağımız uçsuz bucaksız Eylül serinliklerimiz var. 

Ama en çok hüzün yakışır Eylül’e. Ayrı düştüklerimizin hüznü her Eylül çoğalıyor gözlerimizde. Bir de direnmek. 

Yazarın diğer yazıları