Endüstriyalizme karşı Ekolojik-Ekonomik Toplum

Kapitalist modernitenin sanayi devrimine yüklediği ekonomi üzerinde sanayi hakimiyetçiliğinin sadece ekonomik hegemonyacılık olarak değil ideolojik ve iktidar tekelciliği üzerinde de önemli etkileri vardır. Diğer deyişle endüstriyalizmi dar anlamda teknolojik mantık olarak çözümlemekle yetinmek kapitalizmi ekonomiye indirgemek gibi temel yanlışlıklara yol açar. Kapitalizmin endüstriyalizme yüklediği işlev genelde ekonomik toplumu özelde tarım-köy toplumunu çökertmektir. Bu konuda ideolojik ve iktidar tekeli olarak eylemleşir. Ekonomik toplum çözüldükçe kapitalizmin azami kar kanunu işlemeye başlar. Bu ise ulus-devlet tekelciliğiyle iç içe gelişir. Kapitalizm çözümlemesini modernitenin üçlü sacayağı üzerinden geliştirmedikçe sosyal bilim adına ve pratik politikada temel yanlışlıklar ve eksikliklerin oluşması kaçınılmazdır.

İnsan toplumunun ve ekonomisinin azami kar kanununa göre endüstriyalizmin hegemonyasına girmesinin getirdiği çözülüş ve yıkılışın sonuçları son iki yüz yıllık uygulamalarıyla yeterince açığa çıkmış bulunmaktadır. Sadece küresel ısınmanın yol açtığı yıkımın her geçen yıl kendi başına mahşeri yakınlaştırdığı bilimce de tespit edilebilen bir sonuçtur. Endüstriyalist şovenizm yüzünden körleşen zihniyet gözleri toplumun ve ekonomik dokusunun vazgeçilmez ekolojik yapısını göremiyor. Bu yapının anlamını kavramıyor. Endüstriyalizm özünde fizik, kimya ve biyolojinin teorik-pratik ilke ve kurallarını topluma ve özellikle ekonomik yapısına uygulamak anlamını taşır. Bu ise çok farklı olan toplumsal doğanın yadsınmasını beraberinde getirir. Toplumsal doğa sürekli azami kar peşinde koşan bir sistemi uzun süre üzerinde taşıyamaz. Özellikle nesnel doğanın kurallarının uzun süreli kullanımı toplum olmaktan çıkmadır. Kapitalist bireycilik bu gerçeği doğrulamaktadır. Toplumsal doğanın işleyiş kuralları kendine özgüdür. Ahlaki ve politik olarak işler.
Endüstriyalist yaklaşım er geç ahlaki ve politik işleyişi tasfiye etmek durumundadır. Ekonomideki işsizlik, kriz, gelir uçurumundan sorumludur. Ekolojiyi doğuran ana etkenler endüstriyalizmin kısaca tanımlanan bu gerçekliğinden kaynaklanmaktadır. Endüstriyel çağın toplumu bütün alanlarında ekolojisini geliştirmeden yaşamını sürdüremez. Nasıl ki demokratik anayasalar Leviathanı (ulus-devlet canavarı) sınırlamak amaçlı iseler endüstriyalizm canavarını da sınırlayacak olan ekolojidir. Çok iyi bilmek gerekir ki endüstriyel çağ öncesi insan türü de dahil bütün canlıların yaşamı içgüdüsel bilinçle (en keskin duygusal zeka) ekolojiktir. Ekolojik olmayan canlı tasfiye olmaktan kurtulamaz. Şüphesiz bunda her canlının kendine özgü bir ekolojik zekası vardır. Ekolojik yaşama başkaldıran çağ olarak da endüstriciliği değerlendirmek mümkündür. Ekolojiye başkaldırmak ise kıyamete gidiştir. Dinlerin çok öncesinden haber verdikleri mahşer, özünde toplumların ekolojik olmaktan çıkmasıyla ilgilidir.
Ortadoğu toplumu ekolojik yaşama kendini uyarlamada öncülük rolüne sahiptir. Adem-Hawa, Nuh öyküleri ekolojik felaketi haber vermektedir. Peygamber kültüründe ekolojik yaşam başat rol oynar. Ekolojik olmaktan çıkmış bir yaşamı mahşer, firavun, nemrut ve lanetlilik sıfatlarıyla değerlendirmeleri halen geçerli olması gereken temel bir toplumsal kuraldır. Bu kurallar olmadan toplumların sürdürülebilirlilikleri tehlikeye girer. Ortadoğu ekonomik toplumunda sınaî teknik binlerce yıldan beri kullanılmasına rağmen endüstriyalizme vardırılmaması manevi kültürüyle, ahlaki yapısıyla bağlantılıdır. Doğaya başkaldırmak Tanrıya başkaldırmakla özdeş sayılmıştır. Batı kültüründe doğaya başkaldırmak, ona hükmetmek felsefelerinin (Descartes Felsefesi) çıkış ilkesidir. Doğu toplumunda ise uyum temel ilkedir. Doğaya karşı çıkış, hükmetmekten vazgeçmeyiş kapitalist modernitenin yükselişinin özüdür. Gelinen aşama  şimdiden toplumsal yaşamın her alanda sürdürülemez sınırlarına dayanmasıdır.
Dolayısıyla Ortadoğu toplumsal geleneği ekolojiye duyarlı ve uyumludur. Yerine getirilmesi gereken kapitalizmin ve endüstriyalizmin fethedici, imhacı, işgalci yaklaşımlarını ekolojik toplumun yeniden inşasıyla karşılamaktır. Demokratik modernitenin temel silahı ekolojik özde bir ekonomiyi ve toplumu esas almasıdır. Endüstriyalizmin Ortadoğu’da tarihsel rolü 10.000 yıllık geleneksel tarım toplumunu çözmek ve tasfiye etmektir. Daha elli yıl öncesine kadar ekonominin ve toplumun ana bölümünü teşkil eden tarım-köy toplumu ve ekonomisi günümüze doğru hızla çözdürülmekte, iflasa, işsizliğe sürüklenmekte, borca batırılmakta, göçertilmektedir. Çözdürülme, çökertilme ve tasfiye edilme bu topluma duyulan düşmanlıktan ötürüdür. Dağıtılmadan dünyanın diğer bölgelerinde sağlanan küresel kapitalist başarılar tekrarlanamayacağı gibi daha şimdiden yaşandığı gibi tehdit altına (İslam toplumundan duyulan korku; İslamofobi) girmek durumunda kalır.
Emperyalizmin, kapitalist modernite hegemonyacılığının Ortadoğu savaşlarında endüstriyalizm başat rol oynar. Su ve petrol savaşları tipiktir. Su savaşları ileri de yoğunlaştırılacaktır. Toprakların işleyişinde kapitalist temelde dönüşüm, gelişecek olan diğer temel bir savaş alanıdır. Köylünün topraktan koparılışını bir savaş olarak anlamak gerekir. Kapitalist modernitenin son iki yüz yıllık fethinin amacı on beş bin yıldır insanlık ana nehrini oluşturan ve ana bölümünü tarım toplumunun oluşturduğu yaşam kültürünün var oluşunu sonlandırmaktır. Kültürel soykırımlılığı bu gerçeklikte aramak gerekir. Toplumu savunmak bu büyük yaşam kültürünü, modernitenin soykırımına karşı özgürleştirerek, demokratikleştirerek korumak anlamına gelir. Uygarlık tarihi tekelcilik savaşları olarak yorumlandığında; kabile ve dinsel cemaatlerin varlığını korumalarının demokratik uygarlığın temel güç formları olarak önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Demokratik Uygarlık Tarihi kitabından alınmıştır.

Yazarın diğer yazıları