Engizisyondan moderne soruşturma

Anayasa Mahkemesi, malum, Barış İçin Akademisyenlerin davalarında hak ihlali olduğuna karar verdi, oy çokluğuyla. Benim de imzacıları arasında bulunduğum bu bildiride PKK ile ilgili tek bir ifade dahi yoktu ve buna rağmen “örgüt propagandası” yaptığı ileri sürülmüştü insanların. Ters bir mantığa başvuruyordu savcılar. Mealen şunu diyorlardı: “Devlete bu kadar eleştiri yöneltirken örgüte tek söz etmeyişiniz örgüt propagandasıdır.” Ergen çocuk tepkisi… Bir ergenin “Ben filan kimse ile küsüm, ama sen onunla konuşuyorsun, o halde seninle küsüyorum” demesinden pek farkı yok. Ama zaten sorun da tam olarak bu ergenlikte… “Sen kimsin de devleti eleştiriyorsun?” gibi bir motif vardı gerçekte, devletin bu tutumunda; ama kimseyi devleti eleştiriyor olduğu için suçlayamayacakları için (biçimsel olarak elbette) kendisinden hiç söz edilmemiş PKK’nin propagandası yapıldığı iddia ediliverdi.

Eskiden kamusal ortamlarda konuşmak bin bir meşakkat isterdi; biraz etrafından dolanarak, olası bir ‘suçlamayla’ karşılaşmamak için biraz metaforlara başvurarak filan konuşurduk (hatta muhalif gruplardan teorisyenden çok edebiyatçı çıkmasının nedeni de belki bu konuşma tarzının muazzam bir retorik gelişmesine yol açmasıdır, kim bilir). Artık hakkında konuşmadığımız bir şeyden ötürü de hukukun konusu olunabileceğini cümle âleme göstermiş bulunuyoruz. Adeta devlet, bize, “Siz akıllısınız belki, ama güç de bende” diyordu. Ya da belki de hem kendi hukukuna hem de mantığa ters takla attırarak “Gerektiğinde sizden akıllı olmayı da bilirim” demeye çalışıyordu, kim bilir.

Kendi adıma, ilk soruşturmalardan beri aklımda hep Engizisyon Mahkemeleri imgesi vardı. Malum, soruşturmalar sırasında maruz kaldığımız sorulardan biri de “Sizce PKK bir terör örgütü müdür?” sorusuydu. Yani Bildiri nedeniyle suçlanıp, Bildiride hakkında tek söz edilmemiş bir yapı hakkında fikrimiz soruluyordu, yerseniz. “E dilerseniz çıkın sokağa, önünüze gelene bunu sorun, hayır diyenleri de tutuklayın” diyemiyor tabi insan öyle ortamlarda. E akıllıyız sonuçta! Ama işin her açıdan, egemenlik hukuku açısından bile korkunç ve gülünç olan yanı, bir beyan nedeniyle suçlanırken, söz konusu beyanın içeriğinde iması bile bulunmayan başka şeyler hakkında beyana zorlanmaktı. Umberto Eco’nun acaba aklına gelme olasılığı hiç olmuş mudur, bir insanın, Adıyaman’da, TEM şubede ifade verirken, aklına onun yazmış olduğu bir kitabın düşebileceği? Bir açıdan komik de bir durum işte.

Gülün Adı’ndan şu satırlar, Bernardo adlı Engizisyon yargıcı Remigio adlı kilerciyi yargılıyor/sorguluyor: “Ruhum suçsuzdur; hem sapkınlıktan söz ederken ne demek istediğinizi bilmiyorum,” dedi kilerci sakınımlı. “Görüyor musun?” diye bağırdı Bernardo öteki yargıçlara dönerek. “Bunların hepsi böyledir! İçlerinden biri tutuklanınca, mahkeme karşısında sanki vicdanları temizmiş, içinde hiç pişmanlık yokmuş gibi davranırlar. Bunun suçlarının apaçık bir belirtisi olduğunu bilmezler; çünkü dürüst bir insan yargılanırken tedirgindir! Onu niçin tutuklattığımı biliyor mu, sorun. Biliyor musun, Remigio?” “Efendimiz,” diye yanıtladı kilerci, “bunu sizin ağzınızdan duyarsam memnun olurum.” Genç rahip Adso şaşırıyor bu durum karşısında: “Şaşırmıştım, çünkü bana öyle geldi ki, kilerci törensel soruları, aynı ölçüde törensel sözcüklerle yanıtlıyordu; sanki soruşturmanın kurallarını ve tuzaklarını iyi biliyormuş ve uzun zamandır böyle bir durumla karşılaşmak için eğitilmiş gibi.” Şahsen benim soruşturmam sırasında, ortamda bulunan genç polisler de biraz benzeri bir şaşkınlık içindeydiler. Oysa insanı asıl şaşırtması gereken şey, yirmi birinci yüzyılın başlarında, Anadolu’yla Mezopotamya’nın sınırlarında bir yerde, bizim bir engizisyon mahkemesinin adeta yapısal bir tekrarının ortasına düşmüş olmamız değil midir? Sanırım egemen istisna söz konusu olduğunda, hiçbir hukuksal biçim tam anlamıyla modern değil.

Foucault Engizisyon’daki sorgulama usulüyle modern sorgulama usulü arasındaki mantıksal ve stratejik farkı şöyle saptıyordu: Engizisyon bedeni hedef alırken ruhu kurtarma arayışındadır; modern olan ise bedeni hayatta tutarken ruhu ele geçirmeye çalışır. Yani Engizisyon öldürür, ama niyeti öldürdüğünün ruhunun selametidir; modern olan ise yaşatır, ama niyeti ruhu ele geçirmektir. İşte bu ikisi arasında tuhaf bir sentezlenmenin olduğu bir dönemden geçiyoruz. Hakkımızda hayırlısı!

Yazarın diğer yazıları