Erbil’in Bağdat ile sorunları – Rauf KARAKOÇAN

Güney Kürdistan Kürtlerinin Irak merkezi hükümetle ilişkileri ve çelişkileri uzun bir tarihi süreci kapsamaktadır. 1975 yenilgisi ‘aş betal’ ardından, yeni bir siyasi oluşum olarak YNK ile birlikte KDP iki temel siyasi parti olarak Güney Kürdistan’ın kaderine hükmettiler. Ulusal çıkarlardan ziyade yerel, bilimsel önderlikten ziyade, dinsel, feodal ve aşiret liderliği, stratejik ve taktik esaslara dayanan halk savaşı ve gerilla mücadelesi yerine peşmerge türü icat edilmiş paralı yerel milis gücüne dayanan bir mücadele, öz güce dayanmaktan ziyade dış desteğe bağımlı olması Güney Kürdistan halkının durumunu özetlemektedir. Saddam sürecinde varlık gösteremeyen ve mültecilik durumuna düşen KDP ve YNK ikilisi 1990’da Saddam’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle başlayan savaşta 36. paralel sınır olarak belirlenerek Kürtler için bir alan oluşturuldu. Saddam’a karşı oluşturulan koalisyon güçlerinin de desteğiyle yerelde halkın raperîn (ayaklanma) ile yönetimi ele geçirmesinden sonra yeni bir süreç başlamıştı. Bu süreçler iyi değerlendirilmeyerek heba edildi. İki örgütün iktidarı paylaşamamaları yüzünden (birakujî) iç savaşa sahne oldu. Oluk oluk kan akıtıldı. 92 yılından itibaren de PKK ile çatışır hale geldiler. Güney Kürdistan coğrafyası iki parçaya bölündü. Soran ve Behdinan parçalanmışlığı iki başlı iktidar olarak şekillendi. Bu durum 2003 ırak savaşına kadar devam etti.

Saddam sonrası Bağdat ile ilişkiler, sorunları çözerek değil, menfaatçı ve faydacı yaklaşımlar ile kazanımlarını korumaya çalıştılar. 2005 yılında yapılan Irak anayasası ile merkezi hükümetle beli bir uzlaşı sağlanmış oldu. Anayasanın kendisinde, Irak sistemini tanımlamada da sorunlar bulunmaktadır. Kürdistan’ı federal bölge olarak tanımlamaktan ziyade ‘islam ve demokrasiye’ dayanan Irak Cumhuriyeti içinde Kürdistan’ın fiili durumdaki özerk yapısına dair düzenlemeler yapılmıştır. Yani siyasi bir statüden ziyade maddi imkanların bölüşümüne dair maddeler bulunmaktadır. KDP ve YNK’i ilgilendiren en temel husus da zaten maddi imkanların bölüşümü ve iktidarın paylaşımıdır. Para ve iktidar en temel sorun ve savaş gerekçeleri oldu.

Hewlêr (Erbil) yönetiminin Irak merkezi hükümetiyle günümüzde yaşadığı en temel sorun bütçe gelirlerinin paylaşımından kaynaklanmaktadır. 2005 anayasası ile Kürtlere ayrılan bütçe yüzde 17 oranındadır. Yani genel bütçeden yüzde 17 pay almaktadırlar. Bu bütçenin belirlenmesine petrol fiyatlarının iniş ve çıkışları etkide bulunmaktadır. Çünkü Irak’ın en temel geliri petrol gelirleri olduğu için bütçe de bu gelire göre şekillenmektedir. Bunun yanında gümrük gelirleri ve trafik gelirleri de merkezi bütçeye dahildir.

Anayasa gereği Kürdistan yönetimi kendi bölgesinde çıkan petrolün gelirlerini, gümrük gelirlerini ve trafik gelirlerini merkezi yönetime aktarması zorunlu olup ve bu temelde yüzde 17’lik paydan yararlanması gerekiyor. Fakat Erbil’in hesapları farklıydı ve hiç bir zaman kendi gelirlerini Irak maliyesine dahil etmedi. 2014 yılı DAİŞ saldırılarını ‘Allah’ın lütfu’ gibi görerek fırsata çevirmeye çalıştı. DAİŞ saldırılarıyla iyice zayıflayan Irak hükümeti, merkezi kontrolü kaybetme aşamasına gelmişti. DAİŞ, Erbil için yeni fırsatlar yaratmıştı. Aynı yıl Mesud Barzani, Merkezi hükümete restini çekerek, hiç kimseyi dinlemeyeceklerini ‘Irak’tan bütçe almayacağız,  kendi petrolümüzü kendimiz satarız’ diyerek yeni ufuklara açılmak istedi. Ardından da Türk devletiyle 50 yıllık petrol anlaşması imzaladı. Barzani’nin bir diğer restleşmesi de siyasi statüye ilişkindi. Bağımsızlık referandumu yaparak devlet kurma arayışına girmesiydi. Bağımsızlık referandumu her açıdan kaybettiren sonuçlar doğurmuştur. Toprak kaybı, maddi gelir kaybı da dahil siyasi prestijlerini de kaybettiler.

Yaşanan bu herc û merc içinde 2018 yılı Irak bütçesi yapılırken Erbil’in merkezi bütçeden aldığı pay düşürülerek yüzde 13.9 geriledi. İşler sarpa sardı ve istenen düzeyde gitmedi DAİŞ’in askeri varlığına son verildi. Irak merkezi hükümeti Erbil’in restlerine karşılığı oldukça sert oldu. Gümrükleri, havaalanlarını kontrol etmeye ve Kerkük başta olmak üzere sorunlu bölgelerin denetimini yeniden ele geçirerek üstünlük kurdu. Erbil’in siyasi körlüğü, ilkel milliyetçilik çizgisindeki saplantısı kaybettirmeye devam etti.

Bir diğer konu ise peşmerge konusunda yaşanan sorundur. Irak’ın genel nüfus yapısına göre güvenlik gücünün sayısı anayasaya göre 600.000 olarak belirlenmiştir. Bu oran kapsamında Erbil yönetimine düşen oran 90.000 peşmergeye göre bütçe ayrılmış olmasıdır. Erbil yönetimi ise peşmerge sayısını 290.000 olarak gösterip buna göre bütçe talep etmektedir. Yani anayasaya uygunluk arz etmeyen 200.000 fazladan bir güce maaş verilmesini istemektedir. Erbil ve Irak arasında yaşanan sorunlar kuşkusuz bunlardan ibaret değildir. DAİŞ’in yarattığı dengelerden fayda sağlamanın sonuçları hem Erbil ve hem de Ankara açısından hüsran olmuştur.

Türk devletinin dış politikası DAİŞ’in kazanması üzerine kurulurken, Erbil de aynı minvalde kendisine pay çıkardı. Kürt özgürlük hareketi DAİŞ’e karşı tarihi bir direniş sergileyerek onu yenilgiye uğratınca Ankara ve Erbil’in hesapları bozulmuş oldu. Ankara ve Erbil adeta kader birliği yaparcasına kaybetmenin bütün hıncını Rojava devriminden çıkarmaya çalışıyor, medya savunma alanlarına saldırıyor ve Maxmur’a ambargo uyguluyor.

Erbil yönetimi yaşadığı yenilgilerden ders çıkarması ve halkımızın genel çıkarlarına uygun konumlanması gerekmektedir. Suriye’de avucunu yalayan, Rusya’da dondurma yalayan Erdoğan ile yenilgi üzerine kurulan ortaklığa son vermelidir.

Yazarın diğer yazıları

    None Found