Erdal olmak…

“…sen dostumdun benim, gülünce güneşler açan

bulutlara, rüzgara asarım suretini her akşam
her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar
kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun
unutma dostumsun sen,
neredeysen orada ölmek isterim…” Ahmet Telli

Pazarcık vadilerine bakan yamaçta yatan bir ölü müsün sen şimdi? Sahi, ölen kimdir yaşayan kim? Rojava’da çocukların üzerine bombalar yağdıranlar, ellerindeki kanlı kalemlerle yeni haritalar yaratma uğrunda esip gürleyenler mi; yoksa senin gibi, çok sevdiğin yoldaşın Ape Hüs gibi, bitişiğinde yatan Hasan (Özşerik) midir yaşayanlar? İsimlerini sonsuzluğa nakşedenler. Gün doğumuyla birlikte güneşe yoldaş olup sıcağını üzerimize yaydıran Erdal, karşı köyde sonsuzluğa uyuyan Cennet asla ölür mü? Gün batımıyla birlikte ışığını yıldızların koynunda göz kırparak yayan birileri asla ölür mü?
Seneler seneler evveldi, yine senin gibi Maraşlı olan bir yoldaşım, “..ne yani şimdi, yaşayan biziz de Mazlum, Kemal, Hayri ve diğerleri midir hayatta olmayanlar? Tabi ki isimleri sonsuzluğa kadar yaşayacağı için, bu halkın gönlünde ve insanlık tarihinde silinmez harflerle yer aldıkları için onlardır asıl hep yaşayan ve de yaşayacak olanlar…” Ne oldu sonra biliyor musun, O; yani Bedran da bir gece yarısı halkın koynuna düştüğü için, Bedran’ın ismi de Sen gibi, halkın yüreğinde sonsuz kadar yaşayacak. Geri de kalanlar düşünsün işte yaşayan ve yaşatan kim, “ölü” olan kim?
Ölü olanlar, ruhları ve duyguları maddiyata, koltuklara teslim olanlardır. Sahte gülüşler dağıtan, vicdanı körleşmiş, duyguları sağır olanlardır.
Ölü olanlar, dün Halepçe’ye, Nagazaki’ye, Ranya’ya, bugün Suriye’ye, Afganistan’a ölüm yağdıranlardır. Yüreğinde insanlığın zerresi kalmamış, adına Sisi denilen, Esad denilen, El Nusra denilenlerdir asıl bitik olanlar.
Bir tarih yeniden yazılıyor sizin sayenizde. Bir insan hem diplomat, hem komutan, hem çocuk yürekli bir dev, hem devrimci aynı anda nasıl olunurmuş, sizin sayenizde öğrendi insanlar. “Merhum Kürdistan burada yatıyor” diye ülkemizi toprağın altına gömdüklerini sananlar, sizin mücadeleniz, emeğiniz, fedakarlığınız ve yürüyüşünüz sayesinde nasıl fena halde yanıldıklarını gördüler. O merhum denen Kürdistan’ın bugün Rojava’da tüm dünyaya nasıl bir insanlık ve direniş dersi verdiğini görüp, bin defa kendileri öldüler aslında.
O merhum denilen Kürdistan nasıl mı dirildi?
Pazarcık’ta Erdal olunarak, Ape Hüs, H.Özşerik, Cennet olunarak!
Muş’ta Ape Hüs olunarak!
Paris’de Sara, Rojbin, Leyla olunarak!
Amed’de Zekiye, Cemal olunarak!
Çewlik’de Beritan, Gurbetelli, Dr.Agır olunarak!
Ve binlerce yerde milyonca İNSAN olunarak! Onuruna, kimliğine, değerlerine sahip çıkarak!
Her biriniz aynı anda neredeyseniz, orada ölmek isterim…

Yazarın diğer yazıları

    None Found