Erdoğan ABD ve AB’nin hayal kırıklığıdır!

Havuz medyası iktidara yönelik her türlü eleştiriye daha baştan itibaren ‘proje’ diyerek çamur atıyor. İçerde muhalefet güç kazanıyor, bunlar hep bir ağızdan bağırmaya başlıyorlar: ‘Bu bir proje!’ Kürtler Rojava’da yeni bir yaşamı inşaa ediyorlar; yine aynı adamlar hep bir ağızdan deliler gibi sövüp sayma başlıyorlar; ‘bu bir proje!’

En iyi bildikleri şey komplo teorisi; AKP ve Havuz medyası bu işi sadece bilmekle de kalmıyorlar, insanlara komplo kurmakta oldukça ustalar. Her şeyi tersyüz etmekte üstlerine yok!

Başta ABD olmak üzere bu dünyanın bütün büyük güç odakları ile; gerek içerde Türkiye halklarına, gerekse de dışarıda bütün bölge halklarına karşı muhtemelen binlerce gizli kapaklı toplantılar yaptılar. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın miting meydanlarında bağıra çağıra kendisinin ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığı ile gururlandığı günler hala hafızalarımızda dip diri duruyor. 

Aslında o yıllarda Erdoğan; „gururla kendisinin ve partisinin gerçekte bir proje olduğunu“ ilan ediyordu. Şimdi aynı adamlar; kendilerine muhalefet eden herkesi proje olmakla suçluyorlar. Çünkü kendi mazilerinden de biliyorlar; kuvvetli bir dış destek olmadan bu ülkede iktidarlar kolay kolay el değiştiremez.

Herkesi yerli ve milli olmamakla suçlayan havuz medyası ve Erdoğan’ın kendisi varlığını bizzat bir proje olmaya borçlu. Kimileri Erdoğan ve AKP’nin sonradan kontrolden çıktığını söylüyorlar. Belki öyledir, onu tam olarak bilemem; ama Erdoğan’ın negatif bir figür olarak çok iş gördüğünü düşünmek için elimizde hala birçok veri var.

Biraz daha geriye gider AKP hikayesinin başlangıç koşullarına dönersek eğer, şöyle bir manzara çıkıyor karşımıza; bir taraftan bütün Ortadoğu’da kökten dinci akımlar, uyuşturucu ticareti ve insan kaçakçılığı yapan şebekeler oldukça kuvvetlenmiş, diğer taraftan da sürekli nükleer ve kimyasal silah arayışında olan; Irak ve İran gibi devletlerin varlığı bütün bölgeyi diken üzerinde tutuyordu.

Bütün bu faktörler hem güvenlik açısından Batı’yı tehdit ediyor, hem de Ortadoğu Petrollerinin Avrupa pazarlarına getirilmesini sıkıntıya sokuyordu. Petrolün kaynağında Saddam gibi dominant diktatörlerin oturması; bir yandan petrol fiyatlarının artmasına neden oluyor, diğer yandan da Avrupa Pazarlarına istikrarlı petrol sevkiyatını riskli hale getiriyordu.

O yıllarda Amerikalı yönetici elitler arasında Ortadoğu merkezli sorunların aşılmasında iki temel yaklaşım öne çıktı; bunlardan ilki NeoCon’larca savunulan güç kullanma siyaseti, ki Irak’da denenen bu siyaset sonuç vermediği gibi işleri daha da içinden çıkılamaz hale getirdi; diğeri ise liberallerce savunulan „Ortadoğu’da dönüşümün Avrupalı müttefiklerle de işbirliği yapılarak tıpkı Sovyetler Birliğine karşı uygulanan; uzun soluklu ve kapsamlı; sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal boyutları olan bir proje ile gerçekleştirilmesi!“

Üzerine konuştuğumuz şeyin neye denk düştüğünü anlamak için o günün koşullarına bir kez daha bakmakta fayda var: „2002 yılında BM Arap İnsani Gelişme Raporunda ortaya konulan verilere göre; tüm yetişkin Arapların yüzde 40’ı okuma-yazma bilmiyor, Ortadoğu halklarının üçte ikisinin günlük kazancı iki Doların altında, bölgede yapılan yıllık yayın sayısı, tüm dünyada yapılanın sadece yüzde 1,1’ini oluşturuyor, kadınlar sosyal hayatın tamamen dışına itilmiş, bölgede yaşayan insanların sadece yüzde 1,6’sının internet erişimi var ve son olarak; 22 Arap ülkesinin toplam GSMH’si, tek başına İspanya’nınkinden daha düşük.“

Körfez savaşını ortaya çıkardığı çözümsüzlük; Amerikalı yönetici eliti kuvvet kullanmak yerine daha liberal yaklaşımlara mecbur bıraktı. Buna göre; „Arap Coğrafyasında eğer, ekonomik ve sosyal koşullar düzetilirse; refah düzeyi yükselecek, kökten dinci akımlar zayıflayacak, bunun yanı sıra petrol Batı pazarlarına daha istikrarlı bir biçimde akacaktı.

O yıllarda Batı’nın bunca kötü şey arasında iyi bir örneğe ihtiyacı vardı; işte AKP ve Türkiye başta ABD olmak üzere Batı tarafından iyi örnek olarak hazırlandı. Gerçekten Ortadoğu’da işleyen bir demokrasisi olan, ekonomisi gelişmiş bir Türkiye Batı açısından çok iş görebilirdi. Bunun için ellerinden gelini de yaptılar ama olmadı. Erdoğan ABD ve AB’nin hayal kırıklığıdır, ılımlı İslam’ın Erdoğan eliyle toprağa gömülmesidir, IŞİD’le ılımlı İslamın eşitlenmesidir.

Bundan sonra Erdoğan ve partisi Batı açısından; neyin olurunun değil, neyin olmazının örneği olarak Batı’ya hizmet etmeye devam edecekler. Ancak öyle gözüküyor ki bu hikayenin sonu başta Erdoğan olmak üzere hiç kimse için iyi bitmeyecek.

Yazarın diğer yazıları