Erdoğan Amed’e gidecek…

"Doğan günle, dünya her sabah yeniden kurulur" diye biz söz vardır. Bu söz, evrenin kesintisiz değişim gerçeğini ifade eder.

Bu satırları yazarken, Rojava ordusu, müttefiği Amerika’nın hava desteğiyle, TC, Suudi Arabistan ve Katar’ın gayri meşru çocuğu, IŞİD (DAİŞ)’in işgalindeki Rakka şehrine ilerliyordu.

Bu yeni günde, yeni bir dünyanın inşaasıydı. Daha üç yıl öncesine kadar, evrenin dengelerinde, Suriye Kürtlerinin adı yoktu:, bugün ordusu ve ekonomik, sosyal, siyasal işleyişiyle bir Rojava vardı.

Öte yandan, Kuzeyli Kürtler IŞİD İslamı adıyla örgütlenmiş, gezgin kiralık katillerle takviyeli çetelerle savaşıyorlardı. IŞİD’i bombalıyor diye Suriye devlet Başkanı Esad’ı vahşi ve zalim diye tanımlayan Erdoğan’ın başkomutanı olduğu Türk ordusu, "zafer" naralarıyla, yerden ve havadan Kürt şehirlerini bombalıyordu.

Aynı Erdoğan, baykuşların tünediği viraneye dönüşmüş Amed’i görmeye hazırlanıyordu.  

Kürtler için ne şansızlık: Onlar, şimdi Erdoğan’ın temsil ettiği kültün garibanı kalıyor, olanları yadırgayarak seyrediyorlardı.

Çünkü her halkın kendince ve kendine has bir yaşama adabı, terbiye, oturup kalkma kültürü vardı: Kürtlerin de kendilerince… 

Kürtlerde edep, haya ve utanma duygusu insan olmanın temelidir. Hırsızlık büyük utançtır. Bu utanca bulananlar, yüzüne tükürülmeyi hak eder.

Düşmanlığın da bir mertlik adabı vardır. Söz gelişi kanamış, kana bulanmış davalar bile kişi, düşmanına gösterdiği saygı oranında, insandır. Düşmanına saygı oranında saygın…

O nedenle, düşmanın onurunu gözetmek de bir fazilet, "şin û şivan“a saygı kişilik gereğidir. Düşmanının evinde "şin" (yas) varsa eğer yüksek sesle konuşmak bile ayıktır.

Ancak Türkler, asla Kürtlere saygı göstermediler. Evlerinde konuk olup yediler, içtiler, kalkarken kan dökerek yedikleri kaba pislediler.

Kürdistan’ı baştan başa ölü evine çevirenler, hemen sonra, Moğol tarzı kibir ve şantajla Kürtlerin kapısında belirdiler. 

Uzakta kalmış yıllardan, örneğe gerek yok. Yakın tarihte Özal, Demirel ve Tansu Çiller de katliam, yakıp yıkmadan hemen sonra, yüzlerine sıvanmış kirli bir gülümsemeyle, "şin û şivan" (yas) evi olmuş Kürdistan’da yaltaklanıp oy dilendiler…

Vurgularsak, hiç bir zaman mert düşman da olamadılar. Tıpkı AKP’liler gibi…

AKP demişken, yalanları için bir parantez açayım:

Dünyada ilk savaştan beri, Fransa Devrimi sokakları dahil, her savaşta savunma maksatlı hendek, mevzi, barikat, koruganlar vardı.

Yani, AKP’nin iddia ettiği gibi Kürdistan, mevziiler, hendekler kazdıkları, barikatlar kurdukları için, tanklar, toplar, uçakların saldırısına uğramadı. "Son direnişçi teslim olana kadar" diyen AKP reisiydi. 1920’den 1940’lar, 1990’larda da hendek yoktu.

 1990’larda bir, beş, 20, 100, 500 yüz değil dört bin Kürt köyü, Lice, Şırnak gibi şehirler yakılıp yıkıldı. Faili meçhul adıyla 17 bin 500 tane cinayet işlendi.

Günümüzde koyun sürülerinin de hendeği yoktu, ama onların gomları, sığırların ahırları da harabe, Kürdistan viranedir.

Varto’da hendek yok ama, katledilmiş Kürt kadını çırılçıplak yol kenarına atılıyordu. Şırnak’da, Cizîra Botan, Silopi’de, Diyarbakır’da Kürtlerin üstüne saldırtılan kiralık katiller Çeçence, Arapça konuşuyorlardı.

Kulağından tutulup azledilirken, kendi onurunu bile savunamayan Ahmet Davutoğlu, polis ve askerden oluşan gövde barikatı arasında katillerin zaferini kutlamaya gidiyordu.

Yas tutan Kürtleri aşağılamaydı, bu. İnsanlık bu ya, kahkahalarıyla acıyı şenliğe dönüştürmeydi. 

Polis ve asker gövdelerinden oluşan barikatın gerisinde kaldığı için, o acılı insanlar erişip "tuh senin yüzüne" diyemediler.

Yüzüne "sergoh"tan bir kesek, tezek parçası, çirkef de fırlatamadılar.

Hafta sonunda Erdoğan gidiyor, Amed’e.

"İyiliğiniz için, bebeklerinizin uykusunu, mamasını çaldık. Kızlarınız, oğullarınızı, babalar, annelerinizi öldürdük. Sevdiklerinizi diri diri yaktık. Yine sizlere iyilik olsun diye şehirlerinizi yıktık."

Böyle mı diyecek bilemiyorum. Çünkü, gelip geçen tekmil katliam amirleri tetikçi başları, yangıncılar akan kanı, yıkım ve yangınları "iyiliğiniz için" diyerek sundular.

Yazarın diğer yazıları