Erdoğan daha büyük kötülükler planlıyor

Faşizmin karakteri, gidebileceği son noktaya kadar gitmeyi ve sürdürebildiği yere kadar sürdürülmeyi emreder. Faşist diktatörlük, devlet ve toplum üzerinde tam hakimiyeti sağladıktan sonra da durmaz. Normalleşmeyi, klasik bir cumhuriyete dönüşmeyi değil, kötülük rejimini tahkim ederek iktidarını korumayı amaçlar. Eğer böyle düşünmez ve böyle davranmazsa o rejim zaten diktatörlük olamaz.

Diktatör ve emrindekiler gelecekte yönettikleri ülkede, kendi yerlerine başka yöneticiler ve başka bir yönetim tarzını hayal bile edemezler. Kendilerinin olmadığı bir ülke bitmiş, batası ve kahrolası bir ülkedir. Bu nedenle bir yandan baskıyı tırmandırırken diğer yandan bütün güçleriyle inşa ettikleri rejimi korumaya çalışırlar. Bu durum, ülke içinde kesintisiz savaş hali demektir. Faşist diktatörlük doğası gereği normalleşemez, insanlığa ve demokrasiye doğru evrilemez.

Bugünün Türkiye’sinde Tayyip Erdoğan ve yardımcılarının kabalık, küstahlık ve pervasızlıklarının bu savaş hali ve dönüşü olmayan yolla ilgisi vardır. Bu bakımdan tanık olduğumuz kötülükleri, faşizmin son sınırı saymak saflık olur. 

AKP iktidarının inşa sürecinde rol alanlar, Erdoğan’ın inşa etmek istediği rejimin ne olduğunu ve sonunun nereye varacağını herkesten önce gördüler. Erdoğan’ın önce AKP’yi, ardından yürütmeyi ve meclisi kendisine bağlamasını; kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırılarak tek adam diktatörlüğüne dönüştürmesini gördüler.

Tayyip Erdoğan’ın inşa etmek istediği "Yeni Türkiye”nin tek adam diktatörlüğü olduğunu herkesten önce Abdullah Gül, Bülent Arınç, Sadullah Ergin, Hüseyin Çelik ve Beşir Atalay görmüş; itiraz ve çekinceleri ile Erdoğan’ı rahatsız etmiş, fakat etkili olamamışlardır. Bu diktatörlükle suç ortaklığının, mutlak bir yargılama ile biteceğini bilerek ve tez elden kenara çekilmişlerdir. 7 Haziran seçimlerinde Hakan Fidan’ın milletvekili adaylığı da bu farkındalığın bir parçası ve suç sicilini daha fazla büyütmeden kenara çekilme girişimiydi.

Mehmet Ali Şahin ve Cemil Çiçek gibi, kuruluş aşamasında AKP- devlet kontağını kuran, ikisi de TBMM başkanlığı yapmış AKP’liler de, kenarından kıyısından Erdoğan’ın uygulamalarına itiraz ederek, sonu kötü bitecek yol arkadaşlığını kendi inisiyatifleri ile bitirmişlerdir.

Erdoğan’ın, Beştepe Sarayı’nda kendisi ve ailesinin ikbali için bir rejim kurduğunun farkına varan ve bu diktatöryal inşayı, klasik devlet çıkarları ile bütünleştirerek "normalleştirmek” isteyen ekip de Erdoğan’ın gazabına uğramıştır. Bu ekibin içinde Erdoğan’ın otoritesine hiçbir itirazı olmayan Ahmet Davutoğlu, Yalçın Akdoğan, Mahir Ünal ve Efkan Ala gibi isimler de vardı. 

Tayyip Erdoğan, kendisine sadakatinden şüphe duymadığı yakın arkadaşlarını da tasfiye etmektedir. Faşizmin dolu dizgin ilerleyişine, acımasız ve pervasız temposuna ayak uyduramayan "metal yorgunu” AKP’liler yerine, zamanında Erdoğan ve AKP karşıtlığı yapmış, ama faşizmin ruhunu okuyan kişilikleri devşirmiştir. 

İçişleri bakanlığına getirilen Süleyman Soylu ve sarayın başdanışmanlığına atanan Yiğit Bulut, bu devşirmelerin bilinen örnekleridir.

Erdoğan ve AKP faşizminin her şeye hakim ve mutlak iktidar olduğu "yükseliş” döneminde, bu iktidarın içinden ve yakın çevresinden görülür bir kaçış ve uzaklaşma eğilimi görülmektedir. Erdoğan ile birlikte yola çıkan tecrübeli kadroların yarısı bugün Erdoğan karşıtı bir pozisyondadır. AKP iktidarının ilk 10 yılında Erdoğan ve AKP yandaşlığı yapan bir gazeteci-yazar listesi yapılsa sayfalar tutar. Bugün bu listeden kalanların sayısı bir elin parmak sayısını geçmez. Boşalan yerlere doldurulan faşizmin çaylakları, Erdoğan’dan uzaklaşan gazeteci ve yazar gerçeğini örtemiyor.

Kısacası Erdoğan Faşizmi içeride ve dışarıda büyük bir kuşatma ve gözle görülür bir baskı altındadır. Faşizm, bu baskıyı karşı baskılarla ve daha büyük kötülükler yaparak aşmayı deneyecektir. Bu konuda yanılmamak, "bundan daha fazla ne yapabilirler ki?”, "zaten yapabileceği her şeyi yapıyor” yanılgısına düşmemek gerekir.

Erdoğan diktatörlüğü, aklımıza getirmediğimiz veya düşünmek istemediğimiz tüm kötülükleri planlamakta ve hayata geçirme hazırlıkları yapmaktadır. Türk ordusunun Kürdistan’a kaydırılması, idam ve başkanlık pazarlığı sonucunda MHP ile koalisyon kurulması ve Devlet Bahçeli’nin fiilen Erdoğan’ın yardımcılığına getirilmesi; kesintisiz bir biçimde sürdürülen gözaltı ve tutuklamalar, Süleyman Soylu ve Numan Kurtulmuş’un "bir yıla kadar PKK’nin ismi unutulacak” sözleri, mevcut baskıları sürdürmenin değil, daha büyük kötülükler için harekete geçildiğinin işaretleridir. 

Türkiye KDP’si ve PKK’den kaçan, Güney Kürdistan’daki eski yöneticileri bir araya getirerek kurulmak istenen "Kürt Partisi”; Erdoğan’ın "AB’ne girmemizin bir anlamı kalmadı, Şanghay’a girmek bizi rahatlatır” sözleri, planı yapılan "büyük kötülüğün” hazırlıklarıdır.

Beklemek, gözlemek, seyretmek, mücadele etmemek faşizmle suç ortaklığı demektir. Bu tehlikeler ve tehditler, mücadele büyütülerek ve faşizm yenilgiye uğratılarak bertaraf edilebilir.

Yazarın diğer yazıları