Erdoğan, faşizm ve Avrupa’dan beklenenler

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği geçtiğimiz günlerde Türk devletinin bir yıl boyunca Bakur Kürdistan’da uyguladığı siyasi ve fiziki soykırım operasyonlarını, hazırladığı bir raporla kamuoyuna duyurdu. Soykırım tablosunu “dehşet verici görüntüler” olarak tanımladı. Tanklar ve toplarla yıkılan kentler, yerinden yurdundan zorla göçertilen insanlar ve insanlık dışı yöntemlerle katledilen yüzlerce Kürt’ün çetelesi tutulmuş bu raporda. Bu soykırımın talimatını veren, devletten medet umar gibi ortaya çıkan bu soykırım tablosuna dair herhangi bir soruşturmanın ve yargılamanın yapılmadığından yakınılıyor. Ulaştıkları sonuç da bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesi yönünde. Gecikmiş de olsa Kürt halkının meşru taleplerinin Türk devleti tarafından nasıl bir soykırımla karşılık bulduğunu görmeleri olumlu bir sonuç. Ancak eminim bu raporu okuyan, dinleyen ve duyan her Kürt, bu raporu hazırlayan kuruma şu soruyu sormuştur: Neredeydiniz şimdiye kadar?

Türk devletinin soykırım saldırılarına karşı direnen Kürt gençleri, halk önderleri Mehmet Tunç ve Asya Yüksel tanklarla, toplarla vurulan ve yerle bir edilen Cizre’den BM’ye Türk devletinin bu vahşeti durdurmaları için harekete geçmeleri çağrısında bulunmuşlardı. Vahşetin sınırlarını ortaya koyan konuşmaları ve çağrıları zamanında kayıt altına alınmış ve arşivlenmiştir. Kürt halkına dönük fiziki soykırım saldırıları ‘çökertme planları’ hazırlanarak devreye konulmuştur. Kürt halkını fiziki ve siyasi soykırımla tamamen bitirmeyi hedefleyen ‘çökertme planları’ hala devrede. 

Kürtler, Türk devletinin soykırım tehdidi altında yaşıyor. Türk devletinin Kürt halkına karşı sınır tanımayan faşizmi, bugün sadece Kürtleri değil, Avrupa’yı da tehdit edecek düzeye geldi. Sonuçta insanlığın direnerek elde ettiği demokratik haklarını, faşist söylemlerle hiçe sayıyor ve faşizmini meşrulaştırmaya çalışıyor. İktidarı elinde bulunduran Erdoğan, diktatörlüğünü garanti altına almayı planladığı 16 Nisan referandumu öncesi düzenlediği mitinglerde, toplumu kutuplaştıran, ayrıştıran, kin, nefret ve intikama teşvik eden söylemlerini, yine Kürt halkının varlığını tehdit olarak gösteren propagandasını sadece Türkiye’de değil, Avrupa ülkelerine de taşırmayı hedefliyor. 

Kendi ülkelerinin refahını demokratik kriterlerle, insan hak ve özgürlükleriyle ayakta tutmaya çalışan bazı Avrupa ülkeleri, Erdoğan’ın bu faşizminden ürkmüş olmalı ki, planladığı referandum mitinglerine onay vermedi. Erdoğan faşizmini şimdilik sadece kendi sınırlarına yanaştırmamayı tercih ediyorlar. Elbette bu tek başına yeterli bir tutum değildir. Sadece böyle bir tutum almakla ne Türkiye toplumu Erdoğan faşizmi tarafından sürüklendiği karanlık gelecekten kurtarılabilir ne de Kürt halkı üzerindeki soykırım saldırıları kalkabilir. Dolayısıyla başta BM olmak üzere demokrasi, insan hak ve özgürlüklerini savunan tüm Avrupa ülkeleri Erdoğan faşizmini durduracak daha etkili yaptırımlara ve kararlara gidebilmeli. Kürt halkına uygulanan siyasi ve fiziki soykırımın hesabı her şeyden önce daha radikal kararlarla sorulmalı ve Türkiye halklarının Erdoğan faşizmine karşı yürüttüğü demokrasi mücadelesi desteklenmeli. Bulaşıcı hastalık derecesine ulaşan Erdoğan faşizminin, insanlığın asla unutamayacağı ve tarih boyunca muhasebesini yapacağı yıkıcı sonuçlara yol açmadan durdurulması gerekir ve bunun için de Erdoğan’ın yargılanması talep edilmelidir. 

Elbette Kürt halkının özgürlük mücadelesini terörize eden tutumlardan vazgeçilerek, Kürt halkının faşizm karşısındaki direniş ve demokratik özerklik talepleri desteklenmelidir. Avrupa ülkelerinin Erdoğan faşizmi karşısında alacakları tutum böyle bir sonuca evrilirse, o zaman dünya genelinde bir kez daha demokrasi, eşitlik, barış ve özgürlük kazanacak. Halkları ve insanlığı bir arada tutan ortak değerler kazanacak. Özgürlük mücadelesi kazanırsa, tüm dünya ve insanlığa böyle pozitif bir enerji bırakacak.   

Yazarın diğer yazıları