Erdoğan kendi bylock’undan korkuyor

Suçluluk kompleksi kadar kendisini ele veren başka bişey var mıdır acaba diye düşündüm de, ne yalan söyleyeyim bulamadım. Bunun en bariz örneği bana göre kedilerdir. Kediler iki anlamda tepki gösterirler, ya ortalıktan kaybolup kendi mantıklarına göre unutturmaya çalışırlar ya da ciddi anlamda saldırganlaşırlar. En sevimli haliyle birden sizi tırmalarsa anlayın ki o gün bir suç işlemiştir kediniz. Kimileyin onun suç sandığı size suç gibi gelmeyebilir ama o kendi mantığında bunu suç olarak görebilir.

Bugün (dün) AKP’nin kongresi var ve Recep Tayyip Erdoğan yeniden parti başkanı olacak. Şimdi herkes dilbirliği etmişçesine bağırıp yazıyor Erdoğan’ın parti içi temizlik yapacağına dair. Bu kaçıncı temizlik beklentisi bilmiyorum ama bunların kimilerini adlandırabilirim esasında…

İlk parti temizliğini anımsamaya çalıştım da tam olarak bulamadım esasında. Daha doğrusu ayakkabı kutularında paralar çıkmadan önce miydi, sonra mıydı, onu anımsamaya çalışıyorum. Esasında gençlerin deyimiyle „Çok da tınnn“ yani… Belki de Bilal’in „Bıbıcım, bıbıcım…“ dediği tarihe denk geliyordur.

O dönemde tam temizlik yapıldı mı, bilmiyorum, sanırım temizlikten çok yedikleri nanenin altından nasıl kalkacaklarını hesaplıyorlardı… Ama parti içi temizlikten konuşulmaya başlanmıştı,

Belki de esas dönem Gezi Olayları’ydı, çünkü parti içi karışıklık bir anlamda o sıralar basına yansıdı biraz. Tartışma daha çok işin silahlı ya da silahsız çözülmesi üzerine odaklandı. Hatta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ısrar etmenin anlamsızlığını bile söyleyip, halk oylamasına gidilmesini önerdi. Bu Erdoğan’ı yeteri kadar kızdırmış olmalı ki teker teker gencecik çocuklar ölmeye başladı ve Erdoğan da emri kendisinin verdiğini açıkladı. Aynı dönemde Bülent Arınç’ın da tavır koyduğunu biliyoruz, internetten şiirler ve çiçekler gönderen Hüseyin Avni Mutlu’nun da.

Daha sonra 7 Haziran seçimleri geldi ve yine aynı tartışma başladı. Artık sırası gelmişti, kavga ayyuka çıkmıştı ve Erdoğan partideki bütün Fethullah Gülen ekibini atacaktı. Oysa hiç de beklenildiği gibi olmadı ve oldukça kabarık sayıda Gülenci vekil seçildi ama bu seçim yenilgiyi de beraberinde getirdi.

Derken yenilgiyi kabul etmeyen Erdoğan ülkeyi yeni bir seçime götürmek için elinden geleni yaptı ve sağ kolu MHP’yle sol kolu CHP bu konuda AKP’lilerden daha fazla yardımcı oldular. Ve bildiğimiz gibi 1 Kasım seçimleri oldu ve Erdoğan yeniden hükümet kurma şansına sahip oldu. Bu seçimlerde de gördük ki vekiller arasında oldukça Gülenci var. Bu konuda Ahmet Davutoğlu’nun bastırdığı söylense de, bu bana pek inandırıcı gelmez.

7 Haziran’la 1 Kasım seçimlerinin karşılaştırdığımızda ilginç bir fark ortaya çıkıyor. 7 Haziran seçimlerinde propagandayı Erdoğan, 1 Kasım seçimlerindeyse Davutoğlu. Yani çok net bir şekilde Erdoğan AKP’ye seçim kaybettirdi ama Davutoğlu kazandırdı. İşte Davutoğlu’nun başbakanlıktan alınmasının ardındaki gerçek burada yatmaktadır. Erdoğan için önemli olan kazanmaktı ve karizması yavaş yavaş yükselen Davutoğlu gitmeliydi ve gitti.

Söylentiye göre 100’e yakın Gülenci vekil var, yarı yarıya indirsek bile ciddi bir rakam ve bunların arasında Bylock’çu olmama olasılığı yok gibi. Hani Bylock’çularla telefonda konuşanlar bile işten atılıp, hapsediyorlar ya, peki Erdoğan bu konuda kendisi ne yapacak. İşte Erdoğan’ın Bylock korkusu burada başlıyor ve diğerlerine dokunamıyor. Korku dağları aşmış durumda ve ben bu korkunun altından Erdoğan’ın da telefonundan Bylock çıkacak sürprizi bekliyorum. Belki size komik gelecek ama erken ya da normal seçim, AKP’den yine meclise Gülenciler girecek, çünkü Erdoğan’ın bir telefonunda Bylock var.

Yazarın diğer yazıları