Erdoğan sıkış sıkış çıkış arıyor!..

Çocukluğumun en güzel anılarındandır Emine teyze. Evde Aziz Nesin gibi çalışmasına sadece yemeklerde ara veren birisi var, 2 ve 3 yaşlarında Ali’yle ben, ağabeyim Ateş ve ablam Oya, bir de teyzem Zuhal. Annem bunca kalabalık arasında üniversiteye gidiyor, doğal olarak annemin imdadına Emine teyze, yani kısaca Eminanım yetişiyor. Yaşamımda ilk türküyü Eminanımla sevdim, çalışırken “Kara tren gelmez ola, düdüğünü çalmaz ola” türküsünü mırıldanıyordu. Anımsadığım ikinci şey, evin en küçüğü olduğumdan, babam ve annem hariç herkes tarafından mıncıklandığım. Eminanım beni yalnız yakaladığında “Sıkış, sıkış” diyerek köşeye sıkıştırır ve gıdıklardı. Belki şimdilerde vücudumun hiçbiyerinden gıdıklanmamamı ona borçluyum.

İşte bu yazının başlığı oradan geliyor. 2 ya da 3 yaşındayken 40 yaşlarında ve bana göre o zaman devasa gibi görünen kapkara bir Anadolu kadını tarafından köşeye sıkıştırıldığınızda kaçacak hiçbiyeriniz olmadığını anlar ama yine de oyunu uzatmak için kaçacak yerler ararsınız. Esasında ben saklanmayı da o yaşlarda öğrendim. Bütün kardeşler değişik meyve ve yemekleri severiz ama evin ortak bir yiyeceği vardır ki, kimse hayır diyemez, o da tahin pekmezdir. Ne acıdır ki o yaşlarda bana alerji yaptığından Ateş ve Ali ağabeylerim benden saklanarak yerlerdi. O yaşlarımda arasıra onları kapı arkasında otururken görürdüm. Beni görünce depreşirlerdi, yıllar sonra tahin pekmezi sakladıklarını anladım, beni ilk onlar kandırdı anlayacağınız.

İşte, henüz başkan olamamış cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan benim o günkü durumumda gibi geliyor. Türkiye’yi bir odaya ya da salona benzetin, Almanya ve Hollanda Erdoğan’ı “Sıkış, sıkış” diyerek köşeye sıkıştırmış, tam kaçıyor ki diğer köşeye etrafında Suriye Kürtleri, Esad, Putin ve Trump, hep bir ağızdan bağırıyorlar “Sıkış, sıkış Erdoğan” diye.

Erdoğan kan-ter içinde fırlıyor hemen o köşeden ve tık nefes kendisini başka köşeye atıyor ama boşuna, bütün Avrupa Birliği çullanıyor üstüne “Sıkış Erdoğan, Sıkış Erdoğan” diye… Değil koşmak, yürüyecek hali kalmamış artık, son gayretle son köşeye gidiyor ki, karşısında Kürtler, Adalet yürüyüşçüleri, sosyalistler, akademisyenler, sosyal demokratlar, gazeteciler koro halinde “Sıkış ta sıkış, sıkış ta sıkış” diye yükleniyorlar.

Gözünü salonun ortasına doğru dikiyor, bir medet umarcasına, hayal meyal demir parmaklıklar görüyor, parmaklıkların arasından kafalarını uzatmışlar, önlerindeki koskoca tahin pekmez kazanına parmaklarını daldırıp yiyorlar ve “Sıkıştın mı Erdoğan” diye sesleniyorlar inceden inceye…

Yorgun bir şekilde uzanıyor, gözleri kapanıyor ve gaipten bir ses geliyor, “Ne oldu bıbıcım, gelsene yanıma, korkuyorum bıbıcım” diye. Rüya görmeye başlıyor Erdoğan, Natocular ve Gülencilerle bir olup Ergenekoncuları nasıl hallaç pamuğu gibi attığını düşünürken gülümseme beliriyor uyuyan yüzünde. Birden sıçrıyor uykusundan, tekrar dalıyor, bu kez Ergenekoncularla bir olup nasıl hacamat ettiğini görüyor Gülenci ve Natocuları…

Sıkışmış bir vaziyette doğruluyor, tuvalete gidecek, koridora doğru yürüyor, demirparmaklıkların oradan alkış kopuyor, kafasını bir çeviriyor ki Selahattin Demirtaş’la Figen Yüksekdağ gülümsüyorlar üzülerek. “Tam da barışmıştık, neden ama neden” diyen bakış fırlatıyorlar. Tahliye kapısında diğer vekiller var, biri giriyor, diğeri çıkıyor, çıkan kapıdan 2 adım çıkınca hemen geri alıyorlar.

Yan odadan ölen çocukların oyun sesleri ve kahkahaları geliyor, o kadar küçükler ki, öldüklerinin farkında değiller. İçlerinden bir el sana ekmek uzatıyor, alamıyorsun, ağlayamıyorsun, haykıramıyorsun, çıkışın yok artık…

Akademisyenler bağırıyor “Okuman lazım Erdoğan” diye,

Gazeteciler bağırıyor “Okuman lazım Erdoğan” diye…

Sıkıştın Erdoğan, fena halde sıkıştın…

İşte böyle Erdoğan “Kara tren gelmez ola, düdüğünü çalmaz ola”…

Yazarın diğer yazıları