Erdoğan Trump arasındaki büyük fark

Trump ile Erdoğan arasındaki "As fark“, Trump’ı törpüleyecek, hizaya getirecek bir sistemin varoluşu.

Trump’ın basına yansıyan "çılgınlıkları“nın kendisini başkanlığa taşıması, kitlelerin ve "umutsuzların“, filmlerdeki "rambo“ya denk düşen birini tercih etmesiyle, yakından ilintili.

Aslında Tramp’dan çok daha ileri düzeyde bir gücün (silah lobisi) temsilcisi olan Hillary Clinton, birçok nedenin yanında, "en alttakilere umut verecek gösterişten yoksun olması“ndan dolayı da, seçilemedi.

Trump’ı bir yıl sonra tanınmayacak kadar değişecek, ya da geri çekilmek mecburiyetinde bırakılacak.

Fark: Erdoğan’ı hizaya getirmeyi bir yana bırakın, O’nun gölgesine itiraz edecek herkes, ya tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıya, ya da Türkiye’yi terketmek mecburiyetindedir.

Erdoğan için çıldırtılan bir yönetim mekanizması var: resmi ağızlar, halkı silahlandıracaklarını söylediler; son açıklamalara göre, gerekirse, halka tutukluları katletme lisansı vereceklerini beyan ettiler.

Kürtler’i "lağımdan çıkan fareler“ olarak tanımlayan adam, Türkiye’de Ekonomi bakanlığını sürdürerek, bu paradoksta "Camcı‘nın iti“ silueti canlandı hafızamda…

ABD’nin Trump öncesine bakın:

Obama başa geldiğinde, birçok genç gibi, o zamanlar 28’inde olan kızım da, gözyaşlarına boğuldu ve sessiz sedasız bir dünya devrimi olacak kadar, sevindi.

Kendisine, Amerika’daki sermaye ve temsilcileriyle, bünyesinde sayıları 30 bini aşan "bilim adamı“ barındıran ABD gizli servislerinin, Obama’yı "Amerika’ya yakışır“ hale eğtireceklerini iddia ettim. Hayal kırıklığına uğradı ve neticede, Obama da savaş lobisine zıt bir rota izle(ye)medi…

Erdoğan’a gelelim: 

Ve Erdoğan için Paul Joseph Goebbels (Nazi Propoganda Bakanı)‘e hiç ihtiyaç yok.

Bakın şu sözlere:

"Daha biz hiçbir şeye yasak getirmedik. Türkiye, yasakların olduğu bir ülke olmamıştır. Türkiye son yıllarda, son 14 yılı bir kenara koyuyorum, hiçbir dönemde bu kadar özgür, bu kadar huzurlu, bu kadar rahat bir dönemi yaşamamıştır.“ 

AKP’liler dışında bu sözlerin Erdoğan’a ait olduğunu, tahmin eden dünyalı bir insan bulabilir misiniz?

Binali Yıldırım hiç söyleyemezdi; bu kadar rafine sözü biraraya getirmekten yoksun.

Bunu bir Yalçın Akdoğan yapabilirdi; o da Erdoğan’ın bir dakikalık kararının kurbanı oldu.

Bülent Arınç ise, başka diyarlarda, karantinaya alınan AKP’nin yetenekli, boynu bükülen kadrosu.

Ve sonuçta vahşet örneği yaptırımlarının etkisinde "Dissisiatif kişilik bozukluğu“ geçiren o "adam“ yukarıdaki sözlere imza attı.

Yıllar önce, Ağır Caza Mahkemesi’nde üç kişiyi hunharca katlettiği ispatlanan biri, bu kadar büyük bir yükün altından kalkamadı ve sonuçta, derin bir psikolojik sarsıntı sonucu, "Dissisiatif kişilik bozukluğu“ yaşadıktan sonra, kardeşini yanına çağırarak, benim de şahidi olduğum şu "talimatı“ verdi: "Eğer bu kadar korkunç, hayvanca davranan o katilleri bulup, adalete teslim etmezsen, annemizden içtiğimiz sütü sana helal etmem“ dedi.

Gerçekten ciddiydi. Ve söylediklerine inanıyordu. Çünkü, o suçu kabul ederek yaşaması, mümkün değildi. Ya kendisine kıyacak, ya da suçlu o adamı, içindeki başka bir odaya hapsedip, kendisinden izole edecekti. 

Erdoğan’ın açıklamasını okuduğumda, birinci tahminim bu oldu. Ancak işlediğin suçları yarattığın ikinci bir Erdoğan’a ihale edersen, çıldırmaktan kurtulabilirsin!

İkincisi: Özellikle, sadece "insan kategorisi“nde saydıklarından bahsedebilir. Ve onlar (AKP’liler), korkularından özgür olduklarını söylemek dışında, bir seçeneğe sahip değiller.

Üçüncüsü: Kolonileştirilenlerin ülkesinde olanları, Türkiye’deki halktan izole ederek, kolonyal ülkede yaşayan halka, eğer o diyarda olanların aynısını yaşamak istemiyorlarsa, "lanetlilerin ülkesi“ni görmemelerini dikte ettirmiş olabilir…

Barut, yıkım ve katli yukardaki özgürlük ve huzur yüklü sözlere tercüme ediyorsa egemenler, eğer bir hayvan sürüsü güttüklerini sanıyorlarsa, bu "cesareti“ gösterebilirler; hatırladığım böylesi "halk lider“lerinden sonuncusu, Saddam oldu.

Yazarın diğer yazıları