Erdoğan ve şovenistlerin Rafsancani taktiği

80’li yılların başlarında Halkın Fedaileri’nden bir devrimci "Siz Türkiyeli devrimciler, İranlı öğrencilerin ABD’nin Tahran büyük elçiliğini işgal eylemini nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye sormuştu. Benim (veya genel Türkiyeli devrimcilerin) bu soruya cevabını tahmin ederek sormuştu. 

Cevabım “sınırlı antiemperyalist bir eylem” oldu. 

İranlı devrimci Halkın Fedaileri’nin -bölünmesi sonrası- molla rejimine karşı uzlaşmaz kanadına mensuptu. Hafifçe gülümsemeye çalıştı ama İranlı devrimcilerin ağır bedel ödemesinin acılarını yansıtan ciddiyetle, “o eylem bizzat Rafsancani tarafından örgütlendi ve sol harekete çok geniş çaplı imha saldırı dalgasını örtmesi amaçlandı, işlevini de oynadı!"

İran politik İslamcı hareketi, büyük ölçüde geleneksel ruhani kastın çatısı altında toplanmıştı ve başlarında da Ayetullah Humeyni vardı. Buna aykırı düşen politik İslamcı aydınlardan Ali Şeriati veya ilerici örgüt olarak Halkın Mücahitleri bu teokratik sınıftan sol’a doğru ayrı düşmüşlerdi. Bilindiği gibi Halkın Mücahitleri sonraki yıllarda halkçı demokratik bir örgüte içerden sosyalizan grup tarafından dönüştürüldü. 

İran politik İslamcı kastı, en yaygın ve geleneksel örgütlülüğüne dayanarak İran devriminin Şah üzerindeki zaferini kendi çıkarları ve hakimiyeti için çaldıktan sonra, iktidarı kimseyle bölüşmeyen -kendisine destek veren diğer örgütlerle de-saldırganlığıyla yeni karşıdevrimi örgütledi. Emekçi ve devrimci sol örgütleri imha etti. Avam tabirle “kökünü kuruttu!"

Ayetullahlar rejimi, hiç bir özgürlük tanımayan İran İslam rejimi altında, solu ezerken Rafsancani’nin başvurduğu, milliyetçi antiABD ve antisiyonist, antiemperyalist demagojiyi etkili tarzda kullandı. Rafsancani’nin kendisi ve ailesi özelleştirme döneminde işverenliğe sıçradı ve Batılı emperyalistlerle ilişki geliştirme yanlısı “reformcu” kanada geçti. Fakat onun kitleleri hızla yanıltmaya elverişli hileli taktiklerini İran İslami rejimi sürdürdü. 

Erdoğan ve yedeklediği irili ufaklı bütün güçler, yeni faşist rejimi örgütlerken Rafsancani taktiğine çokça başvuruyorlar. Alman emperyalistlerinin, AB’nin bazı normlarına “biçimsel demokrasi” için uyması gerektiği tavsiyesine karşı “racon kesen”, “kafa tutan”, rejimin bağımlı olduğu NATO’nun Türkiye üslerine -generalleri değil ama- parlamenterleri sokmayan pozlarla antiemperyalist yanılgı yaratmaya çalışıyorlar. 

Taktiğin formu, bazen siyonistlere “van münit” çekmek, bazen Avrupa’ya karşı İtalyan malını çiğnemek, bazen Perinçekçiler’in yapmaya hazırlandıkları gibi İncirlik üssünü protesto, bazen Bahçeli’nin yaptığı gibi ABD’ye gitmemek, bazen yayılmacı işgalleri ABD’ye karşı savaş göstermek vb. oluyor. 

Bu taktiğin söylemleri de benzer. “Devlet çökerse hepimiz altında kalırız”(Barolar Birliği başkanı), “milli ve yerli güçler”, “ABD Türkiye’yi bölmek istiyor, Kürt bölücülüğüne karşı vatan savaşı”, “milli kurtuluş savaşımız”, “demokrasi istiyorsan Batı’yı müdahaleye çağırıyorsun” gibi…

Bütün bunlarla, Erdoğan faşizmi ve tetikçileri, kitleleri antiemperyalizm demagojiyle, ama gerçekte Türk burjuvazisinin kendine özgü gerici/yayılmacı çıkarlarını gütmek çizgisinde, yeni faşist rejime bağlamayı, dahası demokratik ve devrimci harekete karşı faşizan bir kitle hareketi geliştirmeyi, savaştırmayı amaçlıyorlar. El Salvador içsavaşında kontrgerilla şefi ve ABD’nin kötü ünlü kontrgerilla eğitim üssünde eğitim almış, damarlarında adeta ABD’nin şırınga ettiği kan akan binbaşı Roberto D’aubuisson bile El Salvadorlu devrimcileri “ABD’ye hizmet”le suçlayan milliyetçi demagojiyle faşizmin kitle desteğini korumaya çalışıyordu. Bunlar da onun gibi ama daha büyük çaplısını günümüz koşullarında yapıyorlar. 

İşçi sınıfı ve tüm ezilenler, komünist, devrimci, Kürt hareketi ve tüm demokratik güçler, mücadelenin yönünü ancak Erdoğan faşizmini yenilgiye uğratmaktan küçücük bir sapmaya bile izin vermeden antifaşist mücadeleyi temel alırlarsa, faşizmi yenilgiye uğratabilirler. 

Antifaşist mücadelenin doğrudan görevlerine bağlı olarak, Erdoğan ve tetikçilerinin, “antiemperyalist” her poz ve yalanını uzlaşmaz kararlılıkla teşhir etmek de antifaşist mücadelenin görevidir. 

Türk burjuvazisi ve İran’dan Endonezya ve Güney Kore’ye, Kolombiya’dan Suudi hanedanına “üçüncü dünya” burjuvazileri ve devletleri, büyüyen sermaye güçlerine bağlı olarak, rejimleri hangi ideolojik renkte olursa olsun, demokratik güçler, işçi sınıfı ve ezilenler üzerinde faşizan baskılarla iktidarlarını koruma bilincine yüksek düzeyde sahipler, dünya burjuvazilerinin hemen bütün geçmiş deneylerinden yararlanabilen sivil-asker-polis bürokrasisi oluşturabiliyorlar.

Bu milliyetçilik, emperyalizme karşı halkçı ve demokratik olmadığı gibi, yeni emperyalist devlet olma, olmuyorsa bölgede hakim emperyal güç olma hülyasının ifadesidir. Boyundan/gücünden büyük emperyalist rekabet pozları ve demagojisiyle, kitleleri milliyetçilik iksiriyle kendinden geçirip dış savaş maceralarında ve içte tüm demokratik güçlerle savaşan/savaşacak çılgın faşist kitle yaratma oyunudur. 

Emperyalizme karşı mücadele faşizme karşı mücadele görevine tabi ele alınması gereken koşullardayız. Erdoğan faşizmi ve tetikçilerine karşı, onların faşist milliyetçi şarlatanlığına ve hilelerine karşı mücadeleden sapmaksızın faşizmi yenecek mücadeleleri ivmelendirmek tüm demokratik güçlerin tek doğru mücadele çizgisidir. 

Yazarın diğer yazıları