Erdoğansız bir pilav ve tabaktaki Kılıçdaroğlu

Her gün Erdoğan demekten gına geldi. Biraz da Kılıçdaroğlu diyelim:

CHP’nin günümüzdeki rolü nedir?

„Muhalefettir“ demeyin. Ortada muhalefet yok. CHP’nin günümüzdeki rolü, „muhalefet edecek“ en büyük kitleyi „muhalefet etmekten uzak tutmaktır.“

Türkmen Alevilerden söz ediyorum. Ortadoğu’da Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de amansız bir „küresel ve bölgesel emperyalist paylaşım savaşı“ mezhep savaşı kılığı altında yürüyor. Kitleler her geçen gün biraz daha fazla „Sünni-Şii“ düşman kampının kıskacına sıkışıyor.

Mevcut Türk rejimi ise bu mezhep savaşının „sünni“ cenahında yer almakla kalmıyor, kafasını defalarca taşa vurduğu halde bu „Sünni“ cenahının „öcülüğünü“ kapmak için, Suriye’deki meşru devleti „mezhepçilikle“ suçluyor ve Suriye topraklarındaki varlığını, Putin’in zılgıtından sonra tevil etmeye yeltense de, „zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek“ amacıyla açıklıyor.

Böyle bir durum, bugün henüz akut seviyelere tırmanmış olmasa bile, teker teker sökün etmeye başlayan „asker cenazelerinin“ dramatik şekilde arttığı gün, „Fars Şiilere ve Arap Alevilere karşı cihat“ çağrılarına yol açar. Bu adım sonrası ise Türkiye’nin mezhep savaşlarına sürüklenmesi olur.

Böyle bir facianın önlenmesi için Alevi Türkmenlerin üstündeki ölü toprağın iş işten geçmeden atmasından ve rejimin Suriye’deki işgalci ve hegemonyacı, mezhepçi ve ırkçı saldırgan politikalarına dur demesinden doğal ne olabilir?

İşte CHP bu büyük, demokratik ve devrimci potansiyele sahip kitleyi bu büyük „misyondan“ uzak tutuyor.

Elbette Türkmen Aleviler, CHP’yi sünni mezhepçiliğini „dengeleyen“, onun Aleviliğe karşı soykırımcı saldırganlığını gemleyen bir „devlet partisi“ olduğu inancıyla destekliyor. Hatta bir bakıma, ona „sığınıyor“.

Ama artık CHP böyle bir „önleyici, dengeleyici, caydırıcı“ parti değil. Çoktan beri onun artık ordusu yok. Yargısı yok. Hariciyesi yok. Hatta diyebiliriz ki, eski „fırkacı“ Koçları bile yok. Yani „kurmakla“ övündüğü“ „devleti“ yok…

Aslında bu CHP „devleti“ II.Dünya savaşı sonrasında, 1947 yılında IMF ve Dünya Bankasına, ardından 1952 yılında NATO’ya girmesiyle birlikte adım adım bugünlere gelmiştir. CHP „ordusu“ ve „hariciyesi“ NATO’da, CENTO’da, CHP „sermayesi“ IMF ve DB’de „eğitilmiştir.“ Bu sürecin bir noktasında CHP devleti belirlemekten çıkmış, ama devlet CHP ilişkisi kopmamış, tersine dönmüş, bu defa devlet CHP’yi belirlemeye başlamıştır. İnönü devleti belirleme döneminin adamıydı: Ecevit bu ilişkinin geçiş dönemine rastladı. Baykal devlet tarafından belirlenen CHP şefiydi. Kılıçdaroğlu ise artık ne devleti belirliyor, ne de devlet onu belirleme gereği duyuyor. Öksüzdür. Devletini kaybetmiştir.

Türkmen Aleviliğinin CHP’yi hala „sığınak“ sanması, „sosyal psikolojik“ bir olaydır. Geleneklerle yakın ilgilidir. Babadan oğula geçen „siyasi alışkanlıklar“ gibi bir şeydir. Ama Türkmen Aleviliğinin CHP’yi „kendi varlığı“ için bir „sigorta“ sanmasının hiç bir politik, sosyolojik nesnel temeli yoktur.

Her Neye… Derek istediğim açıktır: CHP’nin yeni bir „rol“ oynaması mümkün mü, değil mi bilemem ama, en zanıdan „olumsuz“ bir rol oynamaması, pek çok şeyin yanında Türkmen Aleviliğini „oyalamaktan“ vaz geçmesine yakından bağlıdır. Bugünün Türkiye’sinde eğer Türkmen Aleviliği Kürt Aleviliği ile, onların aracılığı ile de Kürt sünniliğiyle ve bunların öncüsü olan Kürdistan Özgürlük Hareketi’yle ittifak kurduğu anda, Ege’nin, Trakya’nın „laikleri“ önlerinde muazzam bir „demokratik alternatif“ görecek ve Kürtlüğe, Aleviliğe karşı ön yargılardan kurtularak Saray hegemonyasına karşı harekete geçecektir.

Kılıçdaroğlu’ndan beklenen „Zaloğlu Rüstem“ gibi meydanlara atılması değil.

Bir Dersim Alevisi olarak, CHP’nin Türkmen ve Kürt Aleviliğinin önünde engel olmamasındır.

Bunu yaptığı gün, belki de CHP yepyeni bir „tarihsel misyona“ sahip olur, olunca da belki „yeni demokratik Türkiye’nin“ „kurucu“ partilerinden biri haline gelebilir.

Ne CHP’nin ve ne de Türkiye’nin önünde bir başka şans da zaten yoktur.

Yazarın diğer yazıları