Erdoğan’ın gladyosuna karşı Kürtlerin öz yönetimi

Tayyip Erdoğan 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nde istediğini alamadı. Halkın iradesini hiçe sayan yaklaşımlar göstererek süreci kaotik ve çatışmalı bir zemine çekti. Ama aynı Erdoğan, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 52 oy aldığını ve bu oylarla da siyasete, devlete istediği gibi müdahele edebileceğini söyledi. Aynı Erdoğan "Türkiye’de siyasal sistem değişmiştir" diyerek yaptığı darbeye yasal meşruiyet arama arayışına girdi.

Hal böyle olunca seçimler, parlamento, demokratik siyaset sadece Kürtler açısından değil, Türkiye açısından da kullanılabilecek bir durum olmaktan çıkıyor. Çünkü siyaseti, devleti ve toplumu sadece Erdoğan’ın saraydaki gladio örgütlenmesi yönetmek istiyor. Erdoğan, yaptırdığı sarayı sadece biçimsel olarak ele almamış; içeriğini de ona göre yönetmişti. Yani Tayyip Erdoğan 10 Ağustos’taki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucunda kendisini fiili olarak "başkan" ilan etmişti. 7 Haziran 2015 seçimleri ile bu fiili durumunu yasal zeminde tanımlayacaktı. O nedenle 400 milletvekili istiyordu. Ya da tek başına iktidar. Bu olmayınca Erdoğan fiili durumunu darbe sistemi ile parlamenter sistemi egale eden stratejisini hayata geçirdi.

Özcesi, Erdoğan gladyosunun darbesi 7 Haziran seçimlerinden önce ön provokasyonlarla yol alırken, 7 Haziran’dan sonra ön provokasyonlar yapısal devlet politikasına dönüştürüldü. Dikkat edilirse AKP iktidarının, CHP ve MHP’nin hiçbir esamesi yok.  Erdoğan asker ve polisi, istihbaratı ikide bir toplayıp neler yapması gerektiğini ifade ediyordu. Erdoğan bunun için çevresinde ekonomiden, siyasete, medyadan spora, askeri alandan istihbarata, diplomasiden toplum yaşamına kadar her alanda danışmanlıklar kadrosu açtı. Erdoğan’ın saraydaki bu "danışman kadroları" gizli olan Tayyip Erdoğan örgütlenmesinin legalize edilmiş haliydi. Çünkü Erdoğan AKP içinde Burhan Kuzu’dan Binali Yıldırım’a, Egemen Bağış’tan Yiğit Bulut’a, İbrahim Kalın’dan Feridun Sinirlioğlu’na, Hakan Fidan’dan medya alanına kadar her alanda bir temsiliyet oluşturdu. Bu "danışmanlar" gladio örgütlenmesinin her biriminin bir koordinatörü gibi çalışıyor. Kendi alanlarından raporlar hazırlıyor, devletin ilgili kurumlarının nasıl çalışması gerektiğini gösteren verileri Tayyip Erdoğan talimat haline getirip ilgili yerlere aktarıyor. 

Erdoğan gladiosunun daha işlevli olabilmesi için Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki Ergenekoncuların da desteğini aldı. Yüksek Askeri Şura’daki komuta kademesinin oluşmasını da buna göre ayarladı. Yeni genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’, Kara Kuvvetleri Komutanı Mehmet Zeki Çolak, Diyarbakır Jandarma Genel Komutanı Musa Çitil ve bunun gibi isimleri de kendi konsepti içinde ortaklaştırdı. Erdoğan bu gücü arkasına alarak devlet içinde hegemonyasını inşa edip kendisini ve ailesini korumaya aldığını düşünüyor.

Ancak bütün bunları yaparken Türkiye’nin iç dinamiklerini, bölgesel şartları ve dünyadaki güç dengelerinin nasıl şekil alacağını pek fazla hesap edemiyor. Örneğin Kürt siyasal hareketini PKK öncülüğünde yüreteceği bu mücadeleyi Erdoğan ve ekibi okuyamadı. Devlet terörü uygulayara, güvenlik politikalarına giderek PKK’ye Kürtlere diz çöktüreceğini sanıyordu. Ama son 15 günlük direniş Tayyip Erdoğan’ın kurgusunu alt üst etti. Türk ordusu içindeki çatlak giderek büyüyor. Polis ise Kürdistan’da artık eskisi gibi hareket edemeyeceğini görüyor. Dolayısıyla halkın özyönetim ilanı, devlet şiddetine karşı kendi öz savunmasını örgütlemesi durumu temelden değiştiriyor. Gerillanın sınırlı gösterdiği eylemselliklerin zengin taktiklerle örülü bir sürecin başladığının da işareti durumunda. Çünkü asker Kürdistan’da karadan hareket kabiliyetini büyük ölçüde yitirmiş durumda. Gerillanın 2012’deki alan hakimiyeti ve halkla ortaklaştırmaya çalıştığı ama bir ölçüde yetersiz kaldığı durumun da bu dönemde aşıldığı görülüyor. 

Sonuç olarak Erdoğan’ın Saray Gladyosu savaşı kendi hegemonyasını örgütlemek için planlamıştı. Ama bu çatışmalı sürecin Kürtlerin kendi öz yönetimlerini hayata geçirmeleri için çok sağlam bir gerekçe olduğu giderek daha çok ortaya çıkıyor. Erdoğan demokratik siyasetin üzerindeki darbeci vesayetini kaldırmazsa, bu kez Türkiye tarafında da Erdoğan’ın diktatörlüğüne karşı şehir savaşı başlayacak. Ve şehir savaşına da Türkiye halkının dahil olması sözkonusudur. Yani Ankara’daki siyasal kaosa ve oradaki "havanda su dövme" tarzındaki siyasetin çözüm olmadığını Kürtler kadar Türkiye halkları da görmüş durumda. Kısacası Türkiye Tayyip Erdoğan’ın saray gladiyosunun ilan ettiği iç savaşa göre cepheleşerek hızla yol alıyor. Kötü gidişattan kurtuluşun temel ve öncelikli adresi İmralı’da hücrede tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, ikinci adres demokratik siyasetin kurumları parlamento da HDP, CHP parlamento dışındaki demokrasi dinamikleridir. Ya bu dinamikler demokratik zeminde işlevsel hale gelecek ya da askeri-toplumsal direniş Türkiye’yi önce ikiye daha sonra daha fazla parçalara bölme zeminine çekecektir. İşin şakası yok. Erdoğan ve ekibi ateşle oynadı ve sonuçlar şimdiden kendisini gösteriyor. En önemlisi de halkın kendisini savunması için mutlaka mutlaka örgütlü hareket etmesi gerekiyor. Özgürlüğün şafak vakti üzerinden güneş hızla yükseliyor. Gever, Silopi, Cizre, Varto ve Amed, Colemerg, Wan, Diyadin ve diğer kentlerden Rojava’daki devrim havası geliyor…

Yazarın diğer yazıları

    None Found