Erdoğan Aleviliği yine tanımladı

Erdoğan 6. Din Şurası kapanış programında yaptığı konuşmada Alevilikle, Alevilerle ilgili yorumlar da yaptı. Alevilere değindi çünkü, sıcağı sıcağına bir Alevi aile daha nefret söylemleri ile tehdit edildi. İzmir’de Alevi bir ailenin duvarına, “Defol Alevi“ şeklinde nefret söylemleri yazıldı, faili ise bilinmiyor. Nedense Erdoğan başta olmak üzere, tüm devlet erkanı bu konuda (hatırlarsanız, daha önce birçok yerde Alevi ailelerin evlerine nefret söylemleri yazılmıştı ve buna yönelik herhangi bir açıklama yapılmadı) bir iki kelam söyleme gereği duydu. Erdoğan konuşmasında Şiilik ve Sünniliğin ayrı bir din gibi yansıtılmaya çalışıldığını belirtti (ki bu açıklama bile başlı başına sorunlu), Almanya’ya da eleştiriler yöneltti:

“Batı’da pişirilen, son dönemde ülkemize ihraç edilmeye çalışılan Alisiz Alevilik gibi kimi yıkıcı projelerin toplumumuz içinde pofpoflanmasının gerisinde yine bu senaryolar var. Açık ve net söylüyorum: Alman devleti Alisiz Aleviliğe çok ciddi bedeller ödemek suretiyle İslam dünyasında, özellikle de ülkemizde bir bölünmenin tohumlarını ekmek istiyor”

Ne Alisiz Alevilik kavramına, ne de Aleviliğin İslam içi-dışı tartışmalarına girmeden şunu net olarak söylemek gerekir: Erdoğan’ın Aleviler için sarfettiği cümleler samimiyet barındırmıyor. Zira daha önceki Almanya ziyaretlerinde de bu konuya yönelik cömert (!) konuşmalar yapmıştı. Yine hatırlatalım:

İlk olarak 1995 yılında Belediye Başkanı olarak geldiği Almanya’da bir söyleşide “Eğer Alevilik, Hazreti Ali’yi sevmekse, benden daha Alevisi olamaz” demişti. 2015 yılının Mayıs ayında yaptığı ziyarette yine, “Eğer Alevilik, Hz. Ali’yi sevmekse benden daha Alevisi olamaz. Ama yok, Alevilik bir dinse orada Tayyip Erdoğan yok“ ifadelerini kullanmıştı. Bu düşüncelerini elbette her fırsat bulduğunda dile getiriyor, fakat Almanya ziyaretlerinde bir kez daha altını çiziyor.

Almanya’da muhaliflere terörist demekten çekinmiyor, Alevilere yarattığı kavramlarla saldırıyor. Bölünme paranoyaları her açıklamasına da yansıyor, bir adım ileri gidiyor bu kez; inancı da bu kategoriye dahil ediyor ve ekliyor: “Ülkemizde bölünmenin tohumlarını ekmek istiyor…” İsteyen kim: Almanya. Neymiş Alevilere haklarını vermiş.

Hep olageldi, devam da ediyor. Alevilik tanımlanmaya çalışılıyor. Erdoğan da bir çerçeve çiziyor: Siz busunuz, böyle yaşarsınız, burada ibadet edersiniz vs… Biz sizi çok severiz, aslında ben severim, en iyisi benim vs.

Peki bu kadar sevilen, sayılan bir inancın neden resmi karşılığı yok. Neden Alevilerin ibadet merkezleri tanınmıyor, neden zorunlu din dersi var, neden ders kitaplarında Alevilik ile ilgili rencide edici tanımlamalar geçiyor, neden insanlar özgüvenle ben Aleviyim diyemiyor. Neden Alevilerin evlerinin duvarlarına hala nefret söylemleri yazılıyor?

Peki neden Alevileri bölmekle suçladığı Almanya’da Alevilik okullarda ders olarak okutulmakta iken, Türkiye’de bu durum bir seçenek olmaktan uzak. Soruları daha da çoğaltabiliriz.

Erdoğan’ın bu konudaki yorumları benim de Kürt arkadaşlarım var güzellemesinden öteye gitmeyecektir/gitmiyor. Nitekim son konuşmasında, “Benim Kayınbiraderlerimden bir tanesinin adı Hüseyin, bir tanesinin adı Hasan, bir tanesinin adı da Ali’dir“ demiş bulundu. Erdoğan’ın fikri de, zikri de budur. Erdoğan’a göre onun gibi düşünmeyen Alevi değildir.

İnançları, halkları bölüp parçalayan toplumu Türk-İslam potasında eritmek isteyenlerdir, resmi dini Hanefi-İslam kabul edip, gerisini dışlayan, yok sayan zihniyettir.

Yazarın diğer yazıları